DOLAR 46,5998 0.3%
GBP 61,3378 -0.84%
EURO 53,2606 -0.64%
ALTIN 6.294,61-0,79
BIST 14.827,352,82%
BITCOIN 2927713-1.8203%
ETH 79393-1.81301%
İstanbul
23°

KAPALI

ÖZEL HABER
İSO Meclis Başkan Adayı Tecdelioğlu: Asli görevimiz denetim
Mesele ucuz olmakta değil daha akıllı üretmekte

Mesele ucuz olmakta değil daha akıllı üretmekte

01/10/2026 12:54
Mesele ucuz olmakta değil daha akıllı üretmekte

Türkiye ekonomisinin önündeki en önemli başlıklardan biri artık yalnızca büyümek değil, nasıl büyüdüğü meselesi. İhracat rakamları yükseliyor, şirketler yeni pazarlara ulaşmak için yoğun çaba harcıyor, sanayiciler küresel rekabetin içinde kalmaya çalışıyor. Ancak diğer tarafta maliyetler, finansmana erişim, zayıf talep ve giderek sertleşen küresel rekabet, üreticinin hareket alanını daraltıyor.

Tam da bu nedenle Türkiye açısından yeni dönemin sorusu “Daha fazla nasıl üretiriz?” olmaktan çıkıp “Daha verimli, daha teknolojik ve daha yüksek katma değerli nasıl üretiriz?” sorusuna dönüşüyor. Çünkü dünya artık yalnızca fiyat üzerinden rekabet etmiyor.

Türkiye’nin Ağustos ayında 23,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmesi ve ilk sekiz aylık ihracatın 185 milyar dolara ulaşması önemli bir başarı. Son 12 aylık ihracatın 280,3 milyar dolara çıkması da dış ticaret açısından güçlü bir tablo ortaya koyuyor. Ancak ihracatçıların rekabet gücüne ilişkin uyarıları da aynı tablonun diğer yüzünü gösteriyor.

Burada kritik nokta şu: Daha fazla ihracat yapmak kadar, ne ihraç ettiğimiz de önemli.

Türkiye’nin önümüzdeki dönemde kilogram başına ihracat değerini, teknoloji yoğunluğunu ve markalaşma gücünü artırması gerekiyor. Bunun yolu ise yalnızca ihracatçının daha fazla pazar bulmasından değil, üretim yapısının dönüşmesinden geçiyor.

Makine sektörünün 2026’nın ilk sekiz ayında 18,8 milyar dolarlık ihracata ulaşması, Türkiye’nin üretim kabiliyetinin önemli örneklerinden biri. Ancak küresel pazarlarda rekabetin giderek teknoloji, otomasyon, yapay zekâ ve verimlilik üzerinden şekillendiği bir dönemde, bu alanlarda daha hızlı ilerlemek gerekiyor. Aslında sanayicinin bugün karşı karşıya olduğu tablo da bunu söylüyor.

Eylül ayında Reel Kesim Güven Endeksi 102,5’e yükseldi. Ancak endeksi oluşturan göstergelerde gelecek üç aydaki ihracat siparişleri, üretim hacmi ve sabit sermaye yatırımı beklentilerinin aşağı yönlü etkisi dikkat çekti. İSO’nun Ağustos ayı imalat PMI verisi de 48,1 ile 50 eşik değerinin altında kaldı. Yani iş dünyasında tamamen karamsar bir tablo yok. Ama güçlü bir büyüme için yalnızca mevcut kapasiteyi korumak da yeterli değil.

Yeni yatırım gerekiyor. Yeni teknoloji gerekiyor. Yeni üretim anlayışı gerekiyor. Burada yapay zekâ başlığı özellikle öne çıkıyor. Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji şirketlerinin gündemi değil. Üretimden lojistiğe, finansmandan pazarlamaya, insan kaynaklarından müşteri ilişkilerine kadar şirketlerin çalışma biçimini değiştiren bir dönüşüm aracı.

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç’in son dönemde yaptığı değerlendirmeler de bu dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor. Yapay zekâ yarışının yalnızca yazılım ve algoritmalardan ibaret olmadığına; çipten veri merkezlerine, enerjiden robotik sistemlere kadar geniş bir ekosisteme dayandığına dikkat çekiyor. Bu nedenle Türkiye’nin teknoloji politikası ile sanayi politikasını birbirinden ayrı düşünme lüksü giderek azalıyor.

Bir fabrikanın üretim hattına yapay zekâ eklemek elbette tek başına dönüşüm anlamına gelmiyor. Asıl dönüşüm, şirketin bütün karar alma mekanizmasının veriye dayanması, üretim süreçlerinin ölçülmesi, kaynakların daha verimli kullanılması ve insan kaynağının yeni becerilerle güçlendirilmesiyle gerçekleşecek. Kısacası mesele robot satın almak değil; akıllı üretim kültürü oluşturmak.

Bu noktada KOBİ’ler de ayrı bir önem taşıyor. Türkiye’nin üretim ve ihracat yapısında büyük şirketler kadar küçük ve orta ölçekli işletmelerin de önemli bir yeri var. Büyük şirketler teknolojik dönüşüme daha kolay kaynak ayırabilirken KOBİ’lerin finansman, nitelikli insan kaynağı ve teknolojiye erişim konusunda daha fazla desteğe ihtiyacı bulunuyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemin ekonomi politikası yalnızca enflasyonla mücadeleyi değil, üretim kapasitesinin korunmasını ve rekabet gücünün artırılmasını da birlikte ele almak zorunda.

Çünkü fiyat istikrarı olmadan yatırım zor, Yatırım olmadan verimlilik artışı zor, verimlilik artışı olmadan da küresel rekabette kalıcı başarı zor.

Bugün Türkiye’nin karşısındaki asıl sınav belki de tam burada başlıyor. Daha düşük maliyetle üretmeye çalışmak kısa vadede bir çözüm olabilir. Ancak uzun vadede Türkiye’nin çıkış yolu maliyetleri sürekli aşağı çekmek değil, aynı kaynağı daha yüksek değer yaratacak şekilde kullanmak olmalı.

Daha az enerjiyle daha fazla üretmek. Daha az zamanla daha fazla değer yaratmak. Daha az kaynakla daha yüksek teknoloji üretmek. Ve en önemlisi, yalnızca başkasının teknolojisini kullanan değil, kendi teknolojisini geliştiren bir üretim ekosistemi oluşturmak.

Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki rekabet gücünü belirleyecek olan da büyük ölçüde bu dönüşüm olacak. Keza küresel yarışta artık sadece “ne kadar ürettiğiniz” sorulmuyor.

Nasıl ürettiğiniz, ne kadar verimli ürettiğiniz ve ürettiğiniz değerin ne kadarının size kaldığı soruluyor. İşte Türkiye’nin yeni rekabet sınavı da tam olarak burada başlıyor. Daha ucuz değil, daha akıllı üretmek.

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.