Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) tarafından yayınlanan bu yılın ilk üç ayına ait üretim ve ihracat verileri, ülkemiz ekonomisinin amiral gemisi olan otomotiv sektörünün hem küresel dalgalanmalara karşı direncini hem de yapısal dönüşüm sürecindeki performansını test ediyor.
Özellikle 2025 yıl sonu verileri ve 2026 yılının ilk çeyreğine dair ilk sinyaller, sektörün üretim kapasitesi ve ihracat gücü açısından kritik bir eşikte olduğumuzun göstergesi niteliğinde. Hatırlarsak 2025 yılı, otomotiv sanayimiz için tarihi bir dönüm noktası olmuştu.
Toplam otomotiv ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 12 artışla 41,5 milyar dolar seviyesine ulaşarak tüm zamanların rekorunu kırdı. Sektör, Türkiye’nin toplam ihracatından aldığı yüzde 17,5’lik pay ile liderliğini korumaya devam etti. Üretim cephesinde ise karmaşık bir tablo hakimdi. Toplam üretim yüzde 4 artışla 1 milyon 419 bin 464 adede ulaştı. Ancak toplam üretim artmasına rağmen, otomobil üretimi yüzde 3,5 azalarak 872 bin 538 adet seviyesinde kaldı.
Üretim artışının asıl motoru ticari taşıtlar oldu. Özellikle ağır ticari ve hafif ticari gruplarındaki büyüme, otomobil grubundaki daralmayı fazlasıyla telafi etti. 2025 yılında iç pazar, yüksek faiz ortamı ve kredi kısıtlarına rağmen canlılığını korudu ve otomobil satışları yüzde 11 artarak 1 milyon 84 bin adedi aştı.
Ancak dikkat çekici konu pazardaki ithal taşıt baskısının artmasıydı. Otomobil ve hafif ticari taşıt pazarında ithal payı yüzde 70 seviyelerinde seyrederken, yerli üretilen taşıtların payı yüzde 30 civarında kaldı. Bu durum, yerli sanayinin iç pazardaki rekabetçiliği ve çeşitliliği artırması gerektiğini net olarak gösteriyor.
2026 yılının ilk çeyreğine gelince; 2025’in güçlü tablosuna kıyasla daha temkinli bir başlangıçla karşı karşıyayız. Yılın ilk üç ayında 321 bin 856 adetle yüzde 6,5 seviyesine varan toplam üretim kaybı yaşamış olduk. Özellikle otomobil üretiminde düşüş yüzde 18’i bularak endişe verici bir seviyeye geldi. Sektörün kapasite kullanım oranı ise yüzde 60 seviyelerinde gerçekleşti.
Kısaca Mart 2026 sonuçlarını da kapsayan yılın ilk çeyrek verileri tezat dolu bir tablo çiziyor. Özetle, adetler düşerken gelirin artmaya devam ettiği, ticari taşıtların ise otomobilleri sırtladığı bir dönemde bulunuyoruz.
Toplam taşıt ihracatımız adet bazında yüzde 15 azalsa da, ihraç ettiğimiz taşıtların birim değeri arttığı için toplam ihracat gelirimiz yüzde 3,3 artışla 9,7 milyar dolara ulaştı. Yani daha az taşıt satsak da daha çok kazandık. Otomobil üretimindeki kan kaybına rağmen, ticari taşıt üretimi yüzde 12 artarak sektörün üretim dengesini korudu. Özellikle ağır ticarideki yüzde 20’lik büyüme dikkat çekici oldu.
Öte yandan ilk üç ayda iç pazarda genel bir yüzde 4’lük daralma olsa da, otomobil satışlarında yerli taşıt payı yüzde 36’ya yükseldi. Bu durum, ithal taşıt baskısının bir nebze kırıldığını ve yerli üretimin tercih edildiğini gösteriyor.
Genel olarak Mart 2026 sonu itibarıyla sanayi, yüksek üretim maliyetleri ve global talep değişimleri nedeniyle “vites küçültmüş” gibi görünse de, finansal verimlilik ve ticari araç segmentindeki yükselişiyle ihracat liderliğini koruyor. İhracattaki yavaşlamanın arkasında ise, Avrupa pazarındaki talep doygunluğu, küresel lojistik maliyetler ve elektrik enerjisiyle hareket eden taşıtlara dönüşüme bağlı olarak ürettiğimiz modellerin çeşit azlığı sorun oluyor.
Genel değerlendirme yaparsak; OSD verileri Türkiye’nin bir “ticari taşıt üssü” olma kimliğini pekiştirdiğini ancak otomobil tarafında küresel rekabetin ve teknolojik dönüşümün baskısının hissedildiğini gösteriyor. 2025 yılındaki 41,5 milyar dolarlık ihracat başarısı, sektörün sadece taşıt değil, tedarik sanayisi (parça ve komponent) bazında da ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamıştı. Hatırlarsak, tedarik sanayi ihracatımız yüzde 6 artış göstermişti.
EKONOMİ
8 saat önceGÜNDEM KORİDORU
6 gün önceGÜNDEM KORİDORU
14 gün önceGÜNDEM KORİDORU
14 gün önceEKONOMİ
14 gün önceEKONOMİ
15 gün önceGÜNDEM KORİDORU
01 Mayıs 2026