Dünya çelik piyasaları, tarihin en sert dönüşüm sancılarından birini yaşıyor. Bir yanda Uzak Doğu’nun düşük maliyetli üretim baskısı, diğer yanda Avrupa’nın Ocak 2026 itibarıyla resmen başlattığı karbon vergisi yükümlülükleri. Bu fırtınalı konjonktürde Türkiye’nin global sanayi devi Tosyalı Holding, rotasını “yeşil çelik üretimi” olarak belirledi.
Cezayir’deki dünya rekoru kıran DRI tesislerinden Libya’da temelleri atılan dev komplekse kadar Akdeniz Çanağı’nda kurulan “Çelik Ekosistemi”, sadece Tosyalı’nın değil, Türk sanayisinin de küresel standart belirleyici rolünü pekiştiriyor. Sürdürülebilirlik, verimlilik ve ölçek üçgeninde şekillenen bu yeni dönemin şifrelerini; Fuat Tosyalı’nın “yeşil diplomasi” odaklı stratejik yanıtlarında bulacaksınız.
Tosyalı olarak 2026’da da ilk üç önceliğimiz sürdürülebilirlik, verimlilik ve ölçek olacak. Sürdürülebilirlik, demir-çelik sektörü başta olmak üzere birçok sektör için dünyada belirleyici bir faktör olmaya devam ediyor. Özellikle bizim gibi küresel olarak nitelikli yeşil çelik ürünleriyle rekabet gücünü artıran bir şirket için sürdürülebilirlik, 2026’da çok daha kritik bir unsur haline gelecek. AB Yeşil Mutabakatı kapsamında Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin 2026 yılı itibarıyla başlamış olması, yeni bir rekabet barometresi oluşturdu. İnanıyorum ki, bu yeni düzende yeşil çelik üretimimizle başta AB olmak üzere küresel pazarlarda çok daha güçlü bir şekilde var olacağız. Tosyalı olarak son beş yılda yatırımlarımızın neredeyse tamamını sürdürülebilirlik odağında gerçekleştirdik ve buradaki toplam yatırımımız 6 milyar doların üzerinde. Ar-Ge’ye, ileri teknolojiye, döngüsel üretime, güneş ve hidrojen gibi temiz enerji kaynaklarına yönelik yatırımlarımız aralıksız olarak devam ediyor. Bununla birlikte sürdürülebilirliğin en önemli parçalarından birinin verimlilik olduğu çoğu zaman unutuluyor. 2026’da da verimlilik odaklı, daha az kaynak tüketerek, daha fazla üretim yapmaya yönelme stratejimizi daha da güçlü bir şekilde uygulayacağız. Diğer taraftan Türkiye’deki yatırımlarımıza devam ederken yurt dışında Cezayir, Libya ve İspanya’daki stratejik yatırımlarımızla birlikte hammaddeden nihai ürüne kadar uzanan bir çelik ekosistemi inşa ediyoruz. Bugün üç kıtada 50’ye yakın tesisimizle yıllık toplam 15 milyon ton sıvı çelik üretim kapasitesine sahibiz. Bu pazar koşullarında sürdürülebilirlik, verimlilik ve ölçek odaklı yaklaşımımızla sürdürülebilir büyüme sağlayarak global rekabette fark yaratmaya odaklanacağız. Devreye alacağımız yeni tesislerimizin yeşil çelik üretim kabiliyeti, önümüzdeki dönemde bize stratejik olarak rekabet avantajı sağlayan en önemli güç kaynağı olacak. Yeşil çelik üretimi hem birçok pazarda bizi rakiplerimizden öne çıkaracak hem de oluşturduğumuz katma değeri artırarak büyümemize katkı sağlayacak.
Sürdürülebilirlik odaklı yatırımları ve ‘V-Green’ markasıyla demir-çelik sektöründe yeşil dönüşüm başlatan Tosyalı Holding, küresel rekabette fark yaratacak fütüristik adımlarla 2035 vizyonuna yürüyor.

Bugün Tosyalı olarak dünyada öncü yeşil çelik üreticilerinden biri olarak kabul görüyoruz. Bu hem marka değerimizi artırıyor hem de küresel pazarlarda rekabet avantajı oluşturuyor. Maliyetlerimizi aşağı çekerken enerji ve su verimliliği başta olmak üzere proses yönetiminde işimizin sürdürülebilirliği açısından çok önemli kazanımlar sağlıyoruz. Tosyalı olarak SKDM hesaplamalarında varsayılan (default) değerler yerine tesis bazlı, proses odaklı ve doğrulanmış gerçek (actual) gömülü emisyon verilerini kullanıyoruz. Uçtan uca kendi hammaddelerimizle ürettiğimiz ürünlerde, sektör ortalamasına göre yüzde 50 daha düşük karbon emisyonuna sahibiz. Bugün baktığımızda, Türkiye’de demir çelik sektörünün SKDM kapsamındaki sektörel payı yaklaşık yüzde 50. AB’ye ton bazında en çok ihracat gerçekleştiren dördüncü ülkeyiz. AB’nin SKDM kapsamındaki ithalatında Türkiye, toplam ihracat bedeli üzerinden Ukrayna’nın ardından ikinci sırada. SKDM hesaplamasında ülke olarak gerçek veri kullanma oranımız demir çelikte yüzde 82. Hatta bin ton üzerindeki ihracatlardaki gerçek değer kullanma oranımız yüzde 90’ın üzerinde. Bir başka ifadeyle biz Türkiye olarak SKDM’ye hazırız. Ancak son yayınlanan dokümanda bir bakıyorsunuz Türkiye EAF üretimi ağırlıklı bir ülke olmasına rağmen ülke default değeri BOF bazlı alınmış. Ülkenin gerçeğiyle uyuşmuyor ve bu durum SDKM uygulamasındaki teraziyi sorgulatıyor.
Sadece Libya’da değil, tüm yatırımlarımızdaki yeşil çelik üretim odağı işimizi dönüştürmeye devam ediyor. Örneğin yakın zamanda Türkiye’de İskenderun’da 4 milyon ton/yıl kapasiteli Tosyalı Demir Çelik tesisimiz faaliyete geçti. Türkiye’de bir ilk olan Quantum Furnace teknolojisi sayesinde çok daha az karbon salımı gerçekleştirdiğimiz bu tesisimizde ileri teknolojiler, daha verimli hurda kullanımı, güneş gibi yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarının kullanımı ile yüzde 30 daha az elektrik enerjisi ve yüzde 15 daha az doğal gaz tüketiyoruz. Yapılan sürdürülebilirlik odaklı tüm yatırımlarla tesisimiz, yüksek fırınlara göre yüzde 70, geleneksel ark ocaklarına göre yüzde 20 daha az karbon ayak izi bırakıyor. Bununla birlikte, tesislerimizde temiz bir enerji kaynağı olan hidrojene odaklanmayı sürdürüyoruz. Cezayir’deki 2.DRI tesisimiz, kullandığı ileri teknoloji sayesinde hem doğalgaz hem de küçük bir modifikasyonla yüzde 100 hidrojenle çalışabilme özelliğiyle dünyada ticari üretime başlayan ilk tesis oldu. Üstelik 2025’te Cezayir’deki 2.DRI tesisimiz gerçekleştirdiği 2,43 milyon tonluk üretimle dünya DRI üretim rekorunu kırdı. Libya Bingazi’de, toplam 8.1 milyon ton kapasiteli dünyanın en büyük DRI tesislerini kurmak üzere Tosyalı SULB Steel Industries’i kurduk. Üç fazdan oluşacak olan entegre demir-çelik tesisinin ilk fazı olan 2.5 milyon ton kapasiteli kısmı için yatırımlara başladık. Buradaki tesisimiz hem yakın bölgenin hem de Avrupa’nın yeşil çelik için CDRI ihtiyacını karşılayacak. Türkiye, Cezayir ve Libya’daki bu yatırımlarımızla, beyaz eşya ve otomotiv sektörü başta olmak üzere farklı sektörlere katma değerli ve yüksek nitelikli ürünler verebileceğiz, aynı zamanda düşük karbon emisyonlu yeşil çelik üretimiyle rekabet gücümüzü de arttıracağız.

Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle ağır sanayideki ezberleri bozan bir vizyon paylaştı. Çeşitliliği ve kapsayıcılığı “işin geleceğine yön veren stratejik bir güç” olarak tanımlayan Tosyalı, demir-çelik sektöründe kadın varlığını güçlendirmek için somut hedeflerle ilerlediklerini belirtti. “Çeşitlilik Üretkenliğin Yakıtıdır” Tosyalı Holding bünyesinde herkes için eşit fırsatların olduğu, dinamik ve kapsayıcı bir iş ortamı oluşturduklarını vurgulayan Fuat Tosyalı, kadın çalışan oranını artırma konusundaki kararlılıklarını şu sözlerle ifade etti: “Temel yapısı itibarıyla ağır sanayiye dayalı olan demir-çelik endüstrisinde kadın çalışan sayısı genel olarak düşük olsa da biz bu tabloyu değiştirmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. 2030 yılına kadar kadın çalışan oranımızı, baz yıl olarak aldığımız 2019’a kıyasla yüzde 86 oranında artırma hedefimiz doğrultusunda emin adımlarla ilerliyoruz.” Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan Tosyalı, “Emeği, vizyonu ve dönüştürücü gücüyle geleceği şekillendiren tüm kadınların; hayatın her alanında eşit, adil ve güçlü bir şekilde var olma mücadelesini tüm kalbimle destekliyorum” diyerek, holdingin kapsayıcı liderlik anlayışının altını çizdi.
2026 ve sonrası için hedeflediğiniz 10 milyar dolarlık ciro hedefine ulaşırken; ‘V-Green’ gibi markalarınızla düşük karbonlu üretimi, global projelerde nasıl bir kaldıraç olarak kullanacaksınız? Çelik hayatın her yerinde; evlerimizde, arabalarımızda, beyaz eşyalarımızda. Özellikle sürdürülebilirlik ve yeşil çelik odağında baktığımızda çelik sektörü ekonomide büyük bir değişim yaratma potansiyeline sahip. Yapılan projeksiyonlara göre düşük karbon salımı yapan EAF üretim kapasitesinin 2030’a kadar yüzde 24 civarında artması bekleniyor. DRI teknolojilerine son beş yılda ciddi yatırım yapıldı. AB, 2035’e kadar üretimin yarısından fazlasını yeşil çelikten sağlama hedefi koydu. Özellikle hidrojen esaslı yeşil çelik üretiminin devreye girmesi bu süreci daha da hızlandırabilir. Üstelik dünyadaki jeopolitik gelişmelerle birlikte yeni üretim rotalarının, küresel çelik üretimini yeniden şekillendirmesi de muhtemel. Bu koşullar altında yeşil çelik üretimi yapabilen sektör oyuncularının çok büyük avantajları olacak. Yeşil dönüşüm politikalarına hızla uyum sağlayıp kendini dönüştüren şirketler önemli bir rekabet avantajı sağlayacak. Finansman tarafında dahi yeşil dönüşüm odaklı projelerin finansman maliyetinin diğer yatırımlara göre daha makul olması buna işaret ediyor. Tüm bunlara, uzun yıllardır yeşil dönüşüm odaklı yatırımlar yapan global bir şirket olarak biz yakından şahidiz. Farklı projeksiyonlar yapılsa da yeşil çelik pazarının önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 1 trilyon doları aşacağı yönünde tahminler var. Sadece önümüzdeki birkaç yılda 3-4 milyarlık bir pazardan 100 milyar doların üzerinde bir yeşil çelik pazarına doğru gidebiliriz. Bu pazarda Tosyalı olarak güçlü bir şekilde var olmak için yatırımlarımızı yaptık. Sürdürü[1]lebilirlik odaklı tüm yatırımlarımızın bir yansıması olarak sertifikalı yeşil çelik ürünlerimizden oluşan Tosyalı V-Green markamızı müşterilerimize sunduk.

Tosyalı olarak Türkiye, Cezayir, Libya, İspanya yatırımlarımız ile entegre ve verimli bir yapı kurduk. Dikey entegrasyonu yüksek, zincirin her halkasındaki emisyonlarını sıkı kontrol eden ve minimumda tutan, yüksek verimlilikle maliyet avantajı sunan güçlü bir yapı. Dünya çelik sektörünün yeşil dönüşümüne örnek olacak bir pilot yapı da diye[1]bilirim. Her şeyi tek bir yerde üreteceğim diye ısrar etmeyen ama ekosistem yaklaşımıyla çalışan bir yaklaşımdan söz ediyorum. Bugün biz Cezayir’den ve Türkiye’den dünyanın dört bir yanına ihracat gerçekleştiriyoruz. Bunun da ötesinde, ihtiyaç halinde Türkiye’den İspanya’ya ve Cezayir’e, ya da buradan diğer tesislerimize ihtiyaç duyulan malzemeleri de gönderiyoruz. Akdeniz Çanağı’nda bir çelik ekosistemi inşa ettiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Yani kendi kendimize yetebilen bir sistemimiz var. Bunu ilk önce Cezayir’de çok açık bir şekilde test ettik. Bizim tesislerimiz büyüdükçe ve geliştikçe Türkiye’den birçok firma Cezayir’e gelmeye başladı, orada bir demir-çelik ekosistemi oluştu, hatta farklı sektörlerden gelen şirket sayısında da ciddi bir artış oldu. Uçak seferleri artmaya başladı. Benzer bir dönüşümün Libya’da da olacağına inanıyorum. Buradaki tesisimize yapacağımız yatırımlar Türkiye ve Libya arasındaki ticari ve sanayi odaklı iş birliğinin de artmasına öncülük edecektir.
GÜNDEM KORİDORU
13 gün önceGÜNDEM KORİDORU
18 gün önceGÜNDEM KORİDORU
20 gün önceGÜNDEM KORİDORU
28 gün önceKARİYER
10 Mart 2026GÜNDEM KORİDORU
10 Mart 2026EKONOMİ
10 Mart 2026