İlk olarak 2017 yılında hayata geçirilen Sıfır Atık Hareketi, aradan geçen süreçte Türkiye’nin en kapsamlı çevre ve sürdürülebilirlik projelerinden biri haline geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 30 Mart’ı “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan etmesiyle küresel ölçekte görünürlük kazanan hareket, bugün iklim politikalarından sanayi dönüşümüne, ticaretten döngüsel ekonomiye kadar birçok alanda referans gösterilen bir modele dönüştü. COP31’e giden süreçte iş dünyasının önündeki en önemli başlıklardan biri ise yeşil dönüşüm. Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın etkileri, sınırda karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilir tedarik zinciri kriterleri şirketler için yeni bir rekabet ortamı oluşturuyor. Türkiye İş Dünyası dergisine değerlendirmelerde bulunan Ağırbaş, sanayicilerin dönüşümü maliyet kalemi olarak görmesinin ciddi bir stratejik hata olacağını belirterek şunları söylüyor: “Bugün dünya ekonomisi sadece üretimle değil, karbon ayak iziyle rekabet ediyor. Sanayicimizin dönüşümü bir maliyet olarak görmesi, en büyük stratejik hata olur. Karbon emisyonu yüksek, kaynak tüketimi yoğun ve atık yönetimi yetersiz işlet meler küresel rekabette geri kalma riskiyle karşı karşıya. Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’a göre dünya ekonomisinde artık oyunun kuralları değişmiş durumda. Şirketlerin yalnızca ne kadar ürettiğine değil, üretimi hangi yöntemlerle gerçekleştirdiğine bakıldığını belirten Ağırbaş, sürdürülebilirliğin artık çevresel bir tercih olmaktan çıktığını vurguluyor. 84 Dünyada ticaretin kuralları yeniden yazılıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve sür dürülebilir finans kriterleri artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil. Bunlar doğrudan ticaretin, yatırımın ve ihracatın yeni kuralları haline geldi. Türkiye’nin bu dönüşümü dışarıdan izleme lüksü bulunmuyor” diye konuştu. Ağırbaş sözlerine şöyle devam etti: “Biz Sıfır Atık Vakfı olarak bu süreci yalnızca çevresel bir dönüşüm olarak değerlendirmiyoruz. Aynı zamanda ekonomik kalkınma, sanayi dönüşümü ve uluslararası rekabet gücü açısından da ele alıyoruz. Bu nedenle son dönemde hem ulusal hem de uluslararası ölçekte çok yoğun temaslar gerçekleştiriyoruz.

Birleşmiş Milletler platformlarından iş dünyası organizasyonlarına kadar birçok alanda Türkiye’nin sıfır atık tecrübesini anlatıyor, döngüsel ekonomi yaklaşımını yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bugün gelinen noktada Sıfır Atık yalnızca Türkiye’nin bir çevre projesi değildir. Birleşmiş Milletler tarafından kabul gören, uluslararası karşılığı bulunan ve dünyanın farklı bölgelerinde örnek alınan bir dönüşüm modeline dönüşmüştür. Bu noktaya gelinmesinde Sayın Emine Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyonun ve yürüttüğü çevre diplomasisinin çok önemli katkısı bulunuyor. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, bu başarı hikâyesini sanayiye daha güçlü şekilde entegre etmek. Çünkü kaynaklarını verimli kullanan, atığını yöneten, karbonunu azaltan ve döngüsel ekonomi prensipleriyle hareket eden şirketler geleceğin kazananları olacak.” Ağırbaş’a göre kaynak verimliliği ve dijitalleşme yalnızca çevresel fayda sağlamıyor; aynı zamanda şirketlerin finansal performansını ve uluslararası pazarlardaki konumunu da güçlendiriyor.
Ağırbaş, “Kaynak verimliliği sağlayan bir tesis enerji maliyetlerini düşürür. Atık yönetiminde dijitalleşen bir şirket ise küresel tedarik zincirlerinde tercih edilen iş ortağı konumuna yükselir. Bugün Avrupa pazarında faaliyet göstermek isteyen bir şirket için sürdürülebilirlik raporlaması, karbon hesaplaması ve döngüsel ekonomi uygulamaları artık bir ayrıcalık değil, zorunluluktur. Bugün dünyanın en büyük yatırım fonları ve finans kuruluşları şirketlerin yalnızca finansal performansına değil, çevresel performansına da bakıyor. Dolayısıyla sürdürülebilirlik artık bir itibar meselesinin ötesinde, doğrudan yatırım çekebilmenin ve büyüyebilmenin temel koşullarından biri haline gelmiş durumda” diyor. Türkiye’nin sahip olduğu üretim kapasitesinin doğru politikalarla desteklenmesi halinde önemli fırsatlar yaratacağını ifade eden Ağırbaş, COP31’in bu açıdan tarihi bir fırsat sunduğunu belirterek, “Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesi var. Bu kapasiteyi döngüsel ekonomi anlayışıyla birleştirebilirsek sadece kurallara uyum sağlayan değil, kuralları belirleyen ülkelerden biri olabiliriz. COP31 bu açıdan önemli bir fırsat sunuyor.
COP31’i yalnızca bir iklim zirvesi olarak görmüyoruz. Bu organizasyon aynı zamanda Türkiye’nin yeşil sanayisini, sürdürülebilir üretim kapasitesini, teknoloji geliştirme gücünü ve çevre alanındaki birikimini dünyaya anlatacağı tarihi bir platform olacak. Antalya’da yalnızca iklim politikaları konuşulmayacak; aynı zamanda geleceğin ekonomik modeli de tartışılacak. Türkiye bu masada güçlü şekilde yer almak zorunda” açıklamalarında bulundu.

Yeşil dönüşümün başarısın da özel sektörün rolü her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Özellikle döngüsel ekonomi yaklaşımı, atığın bir maliyet unsuru olmaktan çıkarılarak ekonomik değere dönüştürülmesini hedefliyor. Korozo Group Chief Inno vation & Sustainability Officer Dr. Betül Türel Erbay da Türkiye’nin bu alanda önemli avantajlara sahip olduğunu düşünüyor. Sıfır Atık Vakfı ile yürütülen çalışmaların sanayi tarafında yeni bir farkındalık oluşturduğunu belirten Erbay, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısının bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunduğunu ifade ediyor. Türkiye’nin doğru yönlendirmelerle döngüsel ekonomi alanında örnek ülkelerden biri olabileceğini vurgulayan Erbay, değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürüyor: “Türkiye sanayi açısından çok yaygın bir altyapıya sahip. Bir konuya odaklanıldığı zaman gerçekten hızlı hareket edebilen ve sonuç üretebilen bir yapımız var. Atığın azaltılması, geri kazanılması ve ekonomik değere dönüştürülmesi konusunda ciddi bir potansiyele sahibiz.” Atığın yalnızca bertaraf edilmesi gereken bir unsur olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Erbay, bunun ekonomik değere dönüştürülebilecek stratejik bir kaynak olduğuna dikkat çekiyor. “Atığın bir kaynak olarak kullanılabileceğini ülke olarak benimsememiz gerekiyor. Özellikle milli projeler kapsamında baktığımızda, atığın azaltılmasını stratejik bir hedef haline getirirsek çok başarılı sonuçlar elde edebiliriz. Bu yaklaşım Türkiye’yi bölgesinde örnek gösterilen bir ülke konumuna taşıyabilir.”

Marmara Üniversitesi Sürdürülebilirlik Koordinatörü Prof. Dr. Esra Yüksel Acı da teknolojik dönüşüm ile sürdürülebilir dönüşümün artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek Türkiye’de gelişen girişimcilik ekosisteminin bu alanda dikkat çekici örnekler ortaya koyduğunu ifade ederek özellikle döngüsel ekonomi alanında geliştirilen yenilikçi çözümlerin umut verici olduğunu da şu sözlerle dikkat çekti. “Çok kıymetli şirketlerimizden start-up olarak başlayıp bugün global pazarlara açılan örnekler görüyoruz. Döngü sel iş modellerinde atıkta değer yaratma konusunda önemli başarı hikâyeleri ortaya çıkıyor.” Türkiye’nin sürdürülebilirlik alanında küresel ölçekte marka değeri oluşturabilecek potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Acı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Önümüzdeki süreçte özellikle sıfır atık konusunda dün yaya bir marka değeri yaratabileceğimizi düşünüyorum. Yapay zekâ, veri analitiği ve dijital teknolojiler kaynak kullanımını optimize ederken sürdürülebilirlik performansını da artırıyor. Bu alan aynı zamanda yatırım çekme potansiyeli açısından da son derece önemli.” Yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından kritik önem taşıdığına dikkat çeken sektör temsilcileri, enerji depolama teknolojilerinin önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından biri olacağını vurguluyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanında önemli bir kapasiteye ulaştığını belirten uzmanlar, enerji dönüşümünün yalnızca üretim kapasitesini artırmakla değil, bu enerjiyi verimli şekil de depolayabilmekle mümkün olacağını ifade ediyor. Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde yenilenebilir enerji yatırımlarının belirleyici rol oynadığını vurgulayan Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği Başkanı İbrahim Erden, enerji depolama teknolojilerinin yeşil dönüşümün en kritik unsurlarından biri haline geldiğini belirtti.

Erden, Türkiye’nin yenilene bilir enerji alanında önemli bir kapasite oluşturduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Türkiye bugün yaklaşık 16 bin megavat rüzgâr ve 26 bin megavat güneş enerjisi kurulu gücüne sahip. Ancak asıl önemli olan, bu kapasiteyi daha da büyütürken enerjiyi verimli şekilde depolayabilmek. Önümüzdeki dönemde enerji depolama sistemleri, yenilenebilir enerji yatırımlarının ayrılmaz bir parçası olacak.”
Rüzgâr ve güneş enerjisinin doğası gereği kesintili kaynaklar olduğuna dikkat çeken Erden, depolama teknolojilerinin enerji arz güvenliği açısından stratejik önem taşıdığını belirterek şöyle devam etti: “Rüzgâr ve güneş enerjisi günün her saatinde aynı seviyede üretim yapamıyor. Enerji depolama sistemleri bu dalgalanmaları yönetmemizi sağlıyor. Daha fazla depolama yatırımı, daha fazla yenilenebilir enerjinin sisteme dahil edilmesi anlamına geliyor. Bu nedenle enerji depolama teknolojileri artık yalnızca teknik bir konu değil, enerji dönüşümünün temel başlıklarından biri.” Türkiye’nin bu alanda önemli fırsatlara sahip olduğunu vurgulayan Erden, enerji depolama teknolojilerinin aynı zamanda yeni bir sanayi ekosistemi oluşturduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Elektrikli araçlar, batarya teknolojileri ve şebeke ölçekli depolama sistemleri dünya genelinde hızla büyüyor. Türkiye’nin de bu alanda yalnızca tüketici değil, üretici ülkeler arasında yer alma potansiyeli bulunuyor. Yenilenebilir enerji ile depolama teknolojilerini birlikte geliştirebilirsek hem enerji güvenliği hem de sanayi rekabetçiliği açısından önemli avantajlar elde edebiliriz.” Yenilenebilir enerji ve depolama teknolojilerinin yeşil dönüşümde kritik rol oynadığına dikkat çeken sektör temsilcileri, döngüsel ekonomi uygulamalarının da rekabet gücünü belirle yen temel unsurlardan biri haline geldiğini vurguluyor. Sürdürülebilirlik uzmanı Orhan Atacan, sıfır atık yaklaşımının yalnızca atıkların ayrıştırılması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “Asıl dönüşüm, atığın yeniden hammaddeye, kaynağa ve ekonomik değere dönüştürülmesidir. Şirketler atık yönetimini operasyonel bir yük değil, stratejik bir kaynak yönetimi alanı olarak görmelidir. Geleceğin rekabetinde öne çıkacak şirketler, atığı en iyi yönetenler değil, onu değer zincirine en akıllı şekilde yeniden kazandıranlar olacaktır” dedi.

COP31 hazırlıkları sürerken çevre örgütleri de süreci yakından takip ediyor. Uzmanlara göre Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı zirve, yalnızca organizasyon başarısıyla değil, ortaya koyacağı politika tercihleriyle de değerlendirilecek. Greenpeace Türkiye İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Emel Türker Alpay, Türkiye’nin iklim liderliği iddiasını güçlendirmesi için daha net adımlar atması gerektiğini düşünüyor. Kural’a göre iklim politikalarının başarıya ulaşabilmesi için uluslararası söylemler ile ulusal uygulamaların birbirini desteklemesi gerekiyor. “Türkiye bir iklim zirvesinin liderliğini yaparken öncelikle değişime kendi ülkesinden başlamalı. Bunun için yapılması gereken ilk adımlardan biri yeni kömürlü termik santral yapılmayacağının açıklanması ve fosil yakıtlardan adil çıkışın yol haritasının ortaya konulmasıdır.” Alpay, enerji dönüşümüne ilişkin hedeflerin daha net biçim de ortaya konulmasının önemine de şu sözlerle dikkat çekiyor. “Dünyayı fosil yakıtlardan uzaklaştıran ve adil geçişi merkeze alan bir süreç hedefleniyorsa, Türkiye’nin de bu konuda net hedefler ortaya koyması gerekiyor.”

İklim değişikliğiyle mücadelede yerel yönetimlerin kritik bir sorumluluk üstlendiğini vurgulayan Üsküdar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Pelin Kıvrıkoğlu ise, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor. Kıvrıkoğlu, COP31’in yalnızca uluslararası bir zirve olmadığını, aynı zamanda iklim değişikliği ve sıfır atık konularında toplumsal farkındalığı artıracak önemli bir platform olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “COP31’in Türkiye olarak ev sahipliğini yapmamız çok önemli ve çok kıymetli. Biz de Sıfır Atık’ın önemini, iklim değişikliğinin risklerini ve iklim değişikliğine uyum süreçlerini anlata bilmek için sivil toplum kuruluşlarıyla, akademiyle, özel sektörle ve vatandaşlarımızla bir araya gelerek ortak akıl çerçevesinde çalışmalar yürütüyoruz. Bu konuda elimiz den gelen tüm gayreti gösterme niyetindeyiz.” COP31’e doğru ilerleyen Türkiye için sıfır atık, döngüsel ekonomi ve yeşil dönüşüm artık yalnızca çevre politikalarının değil, kalkınma ve rekabet stratejilerinin de merkezinde yer alıyor. Uzmanlara göre Antalya’da düzenlenecek zirve, Türkiye’nin bu alandaki birikimini dünyaya anlatması ve geleceğin ekonomik modelinde söz sahibi olması açısından önemli bir dönüm noktası olacak.
EKONOMİ
5 gün önceEKONOMİ
14 gün önceGÜNDEM KORİDORU
20 gün önceGÜNDEM KORİDORU
20 gün önceGÜNDEM KORİDORU
21 Temmuz 2026GÜNDEM KORİDORU
21 Temmuz 2026GÜNDEM KORİDORU
21 Temmuz 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.