DOLAR 46,5998 0.3%
GBP 61,3378 -0.84%
EURO 53,2606 -0.64%
ALTIN 6.294,61-0,79
BIST 14.827,352,82%
BITCOIN 2927713-1.8203%
ETH 79393-1.81301%
İstanbul
23°

KAPALI

ÖZEL HABER
Edremit Ticaret Odası’ndan zeytinyağı için acil destek çağrısı
Mekke Paktının ekonomi etkisi

Mekke Paktının ekonomi etkisi

31/08/2026 16:25
Mekke Paktının ekonomi etkisi

Ateş hattından toz, duman henüz kalkmamışken 7 Ağustos 2026’da Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Üçlü Ortak Savunma Anlaşması, dünya gündeminde bomba gibi düştü.

Bazı stratejisiler anlaşmanın İran ve İsrail’e karşı olduğunu söylese de, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında anlaşma hakkında “Bu paktın İran’a karşı olduğundan endişe etmek için hiçbir sebep yok” ifadesi ile Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi Devleti arasındaki 1639 yılında yapılan Kasr-ı Şirin anlaşmasına atıfta bulundu.

İsrail’ ve Siyonist Netenyahu ise anlaşmaya olan tepkisini 18 Ağustos da Suriye’nin İdlip bölgesindeki Ebu Zuhur Hava Üssüne yaptığı saldırı ile gösterdi. Bu eylemin karşılığı, siyasi ve askeri sonuçları ekim ayındaki İsrail seçimlerinden sonra görülecektir.

GÜVENLİK PAKTI BİR EKONOMİK BİRLİĞE DÖNÜŞÜR MÜ?

Hiç kuşkusuz ki, Mekke Paktı bölge ve uluslararası güvenlik mimarisinde dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıktı. Anlaşmanın 3 ülke ile başlayıp, Arap dünyasının yeni güvenlik paradigması olarak genişlemesi ve orta doğu dışında Azerbaycan ve Kuzey Kıbrıs’ında dahil olma ihtimali ile farklı bir sürece evrilecektir. Geniş bir zaman diliminde Türk devletler topluluğunun da ilgi göstereceği bir yapıya dönüşerek, jeopolitik ve savunma ittifakı olmakla beraber önemli bir ekonomik ve ticaret ittifakı haline gelecektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 Ağustos’ta İngiltere merkezli Şarkul Avsat gazetesine verdiği yazılı röportajda “Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır” ifadesi kullandıktan sonra “Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez” Sözleri ile Mekke paktının sadece jeopolitik bir savunma anlaşması olmadığını aynı zamanda ekonomik kalkınma hedefli olduğuna da vurgu yapıyor.

Sürecin mimarlarından Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan ise Anadolu Ajans, Editör Masasında Mekke Paktının sofistike ve kapsayıcı olduğunu ifade ederek, sürecin ilmek ilmek 2024’den beri örüldüğünü belirterek; “Ülkeler birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan üstüne ekonomik yapılar bina edemiyorlar. Bu tarihin de gösterdiği bir husus. Biz bunu Avrupa Birliği’nde de gördük. Amerikan güvenlik şemsiyesinin sağladığı atmosfer içinde Avrupa ekonomik toplumunun hayata geçtiğini, daha sonra bunun evrildiğini gördük. Burada da bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi, en azından durdurulması ve daha büyük ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlanarak bölge halkının refahının ilerletilmesi konusunda büyük bir irade var

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hakan Fidan’ın satır aralarından güvenlik ve istikrarın sağlanması halinde bölgenin zengin kaynaklarının ticari ve ekonomik olarak daha güçlü bir yapıya dönüşeceğinin uzun vadeli plan dahilinde olduğu açıkça ifade diliyor.

Dışişleri Bakanı Fidan’ın da ifade ettiği gibi sürecin kilometre taşları 2024 den bu yana adım adım örülerek altyapısı oluşturuldu.

Konuyla ilgili dergimizin Nisan sayısındaki yazımda hem Mekke Paktı’ndan hem de sürece giden ekonomik altyapıdan bahsetmiş ve aynen şöyle yazmıştım;

Bölge Güvenliğinin Anahtarı Türkiye

Barışın ve bölge güvenliğinin anahtarı konumundaki Türkiye de ise, vızır vızır çalışan bir diplomasi trafiği ile yeni bölgesel oluşumlar ve alternatif ticaret rotaları oluşmakta. Bölgenin güvenliği için Sudi Arabistan, Pakistan ve Mısır ile oluşturulan yeni güvenlik doktrini, başta Lübnan olmak üzere, Körfez ülkelerinin İran ve İsrail kaynaklı tehditlerine karşı bir denge unsuru oluşturabilir.

Antalya Diplomasi Formunda bir gece yarısı Pakistan Genel Kurmay Başkanının da sürpriz şekilde katıldığı kapalı kapılar ardında yapılan dört saatlik bir beyin fırtınası ile şekillenmeye başlayan “Güvenli Hat ve Ortak Güvenlik Gücü” henüz ete kemiğe bürünmese de, önümüzdeki günlerde belirtilerini görmeye ve hissetmeye başlayacağız.

Demir, İpekyolu ve Modern Hicaz Demiryolu

Türkiye’nin başat rol aldığı bölgenin yeni düzeninde, gündemin baş döndürücü hızı ve yoğunluğunda gözden kaçan artarda iki büyük demiryolu anlaşması için süreç başlatıldı.

Birincisi, 15 Nisan da Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından Dünya Bankası ile imzalanan İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi (INRAIL) için 1,67 milyar Euro’luk dev finansman anlaşması. Bu miktar Dünya Bankası tarihinde onaylanan en büyük üçüncü proje. Pekin’i Londra’ya bağlayacak olan Demir İpekyolu projesi Yavuz Sultan Selim Köprüsünden geçerek iki kıtayı birleştirecek. Enerji ve Ticaretin yeni ve güvenli rotası olacak bu proje uzun yıllardır gündemde olmasına ve büyük bir kısmı tamamlanmasına rağmen dünya ticaretinde söz sahibi olan büyük guruplar ve devletler tarafından sabote edilmekteydi. Şimdi proje ete kemiğe büründü.

İkinci büyük proje ise 22 Nisan da uluslararası ajanslara düştü. Suudi Arabistan Ulaştırma Bakanı Salih el-Casir tarafından açıklanan proje ile; Türkiye, Ürdün ve Suriye üzerinden Suudi Arabistan’a ulaşacak demir yolu hattı ile Hürmüz Boğazına alternatif Modern Hicaz Demiryolu projesi ile yeni bir Ticaret ve Enerji Koridoru oluşturulacak.

YENİ EKONOMİK VE TİCARET BİRLİĞİ

Anlaşma’nın Türkiye ekonomisine etkileri savunma sanayii, enerji, körfez sermayesi ve lojistik başta olmak üzere birçok alanda hissedilecek olması, kurumsal ve kalıcı bir yapıya dönüşmesi halinde Türkiye için yeni yatırım, ihracat ve ticaret fırsatlarının ortaya çıkabileceği anlamına gelmekte olup, anlaşmanın bir diğer tarafı olan Pakistan için ekonomik refah ve batıya daha çok yaklaşma, 260 milyonluk nüfusu ile devasa bir üretim dinamosu olması mümkün olacaktır.

Sudi Arabistan’ın 11 eylülden sonra batı ülkelerinde bloke edilen petrodolar varlığının ise güvenlik ve istikrar doğrultusunda bu paktın ekonomik dinoması olacağı anlaşılıyor. Yeterli savunma ve askeri altyapısı olmaması nedeniyle paralı dış koruma ile bu çarkı çeviremeyeceğinin farkında. 35 Milyon nüfusu ile bölgenin en geniş coğrafyasına sahip ülkesi olarak etrafındaki ateş çemberinin sürekli ekonomik istikrarını tehdit ettiği bir gerçek.

Çok uzun olmayan bir zaman içinde Pakt üyelerinin körfez ve yakın doğu ülkelerinin katılımı ile ortak bir üretim ve ticaret gücüne evrilmesi mümkün olacaktır. Çok da uzun olmayan bir zaman diliminde Mekke Paktı ülkelerinin Türkiye merkezli bir Ekonomik ve Ticaret Birliği Anlaşması imzalamaları mümkün olacaktır.

Daha gecen ay Ankara’da yapılan NATO zirvesinde Avrupa’nın SAFE Programına üçüncü taraf olarak katılma başarısı sağlayan Türkiye için Mekke anlaşması ile birlikte Stratejik ve Güvenlik üreten ülke konumunu pekiştirmiş olacaktır.  Stratejik konum ve güvenlik aynı zamanda ekonominin de olmazsa olmazı olduğu için Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve BlackRock Başkanı Laurence Douglas Fink’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mart sonundaki görüşmesi de bu bağlamda değerlendirilebilir. Konuyla ilgili Ankara kaynaklarından edindiğim bazı bilgiler de bunu doğrular nitelikte.

Mekke Anlaşmasının sağlayacağı ekonomik ve ticari fırsatların cazibesi kadar, sürecin nasıl yönetileceği de önem taşıyor. Suudi sermayesi ve körfez yatırımları Türkiye’nin ekonomik istikrarı için önemli imkânlar sunarken, Ekonomik ortaklık ile stratejik bağımlılığın aynı değerde olmadığını da ifade etmek gerekir.

İyi planlanması gereken bir Ekonomik Modele ihtiyaç vardır. Ortak üretim, teknoloji transferi, Ar-Ge, sınai- fikrî mülkiyet hakları, altyapı, yatırım mekanizmaları ve üçüncü ülkelerle ticaret gibi konuların ayrı bir anlaşma zemininde düzenlenmesi gerekmektedir.

“ONLAR ORTAK BİZ PAZAR” ANLAYIŞI BİTECEK

Ekonomik kazanç hedeflerimizin dış politika önceliklerimize, stratejik karar alma sürecimize zarar vermemesi en büyük öncelik olmalıdır. Zira 60 yıllık Avrupa Ortak Pazarı maceramızda olduğu gibi “Onlar ortak, biz Pazar” anlayışına dönüşmemeli.

Türkiye’nin savunma sanayii ve askerî kapasitesi, Suudi Arabistan’ın ekonomik ve stratejik gücü ve Pakistan’ın askerî ve nükleer tecrübesi ile birleşerek birbirini tamamlayan bir yapı oluşturmaktadır.

Sonuçta Mekke Anlaşması’nın ekonomik olarak, Türkiye açısından yalnızca yeni bir pazar arayışı olarak görülmemeli. Başta savunma endüstrisi olmak üzere Türk sanayiinin uluslararası pazara yeni bir boyutla taşınması anlamına da gelir.

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.