Dünya genelinde araç sahipliği yerini paylaşım ekonomisine bırakırken, Türkiye bu dönüşümün en dinamik pazarlarından biri haline geliyor. Yes Oto CEO’su Özarslan Tangün, UEFA Avrupa Ligi sponsorluğunun marka gücünden mobilitenin geleceğine, elektrikli araçlardaki pil devriminden 30 milyar TL’lik dev yatırım hedefine kadar sektörün yeni yol haritasını Türkiye’de İş Dünyası dergisine anlattı.
Enterprise, 2015 yılından bu yana UEFA Avrupa Ligi’nin küresel sponsoru olarak futbolun devasa erişim gücünü mobilite sektörüyle birleştiriyor. Özarslan Tangün, bu iş birliğinin sadece bir reklam çalışması olmadığını, İstanbul’un marka değerine katkı sağlayan bir misyon olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu: “Kupayı İstanbul’a dördüncü kez getiriyoruz. Bu, İstanbul’un tanıtılması açısından da oldukça önemli bir sponsorluk. Avrupa Ligi finalinin de İstanbul’da gerçekleşecek olması bizim için ayrıca çok kıymetli. Elbette en büyük temennimiz bir Türk takımının finalde oynaması; inşallah o günleri de tekrar görürüz. UEFA’nın dünya çapında çok ciddi bir erişim gücü var ve Enterprise olarak biz de 2015 yılından bu yana bu organizasyonun sponsorluğunu üstleniyoruz. Biz hem sporu desteklemek hem de futbolun arkasında durarak bu gücü kullanmak adına bu sponsorluğu son derece önemsiyoruz.” Dünyadaki genel trendleri analiz eden Tangün, gelişmiş ülkelerde araç sahipliğinin stabil hale geldiğini hatta düşüşe geçtiğini belirtirken, Türkiye’deki “otomobil bir yatırım aracıdır” algısının da yavaş yavaş kırılacağına işaret eden Tangün sözlerine, “Gelişmiş ülkelere baktığımızda, kişi başına düşen araç sahipliği oranlarının ya stabil kaldığını ya da azaldığını görüyoruz. Türkiye’de ise bu rakamlar henüz oldukça düşük; 1000 kişiye düşen araç sayısı yaklaşık 200 civarında seyrediyor. Ülkemizde otomobil hala bir ya tırım enstrümanı olarak görüldüğü için sahiplik noktasında daha kat edecek yolumuz var. Ancak küresel trend, sahiplikten kullanıma doğru evriliyor. Şunu demek istiyorum: Dünyadaki istatistiklere göre bir otomobil, toplam zamanının ortalama sadece yüzde 10’unda kullanılıyor. En iyi ihtimalle bu oran yüzde 5-20 olsun; sonuç olarak zamanının yüzde 80’inde kullanılmayan ancak üzerinde çok ciddi yatırım yükü olan bir enstrümandan bahsediyoruz. Paylaşım ekonomisi de tam bu noktada devreye gire rek çok ciddi bir verimlilik sağlıyor” diye konuştu.
Teknolojinin, mobilite çözümlerini nasıl daha yaygın hale getirdiğini anlatan Tangün, otomobillerin artık sade ce ulaşım aracı değil, birer “bağlantılı akıllı cihaz” haline geldiğinin altını şu sözlerle çiziyor: “Nüfus artışı, trafik yoğunluğu ve hava kirliliği gibi faktörler, bizi kaçınılmaz olarak paylaşımcı modellere yönlendiriyor. Ancak bu değişimi ve mobilite çözümlerinin yaygınlaşmasını asıl mümkün kılan temel unsur teknolojidir. Günümüzde otomotiv dünyasında devrim niteliğinde değişimler yaşanıyor; içten yanmalı motorlardan elektrikli araçlara hızlı bir geçiş içindeyiz. Artık araçların her biri aslında ‘bağlantılı’ ve ‘akıllı’ birer cihaza dönüşüyor. Otonom sürüş ve bağlantılı araç teknolojileri geliştikçe, paylaşıma dayalı çok daha verimli modellerle karşılaşacağız. Neticede bugün bizim sunduğumuz hizmet de aslında bir paylaşım modelidir; yani tek bir varlığın birden fazla insan tarafından en verimli şekilde kullanılması prensibi üzerine inşa edilmiştir.”
Ekonomik konjonktürün sektörel etkilerine de değinen Özarslan Tangün, yüksek faiz ve araç maliyetlerinin bir baskı unsuru olduğunu ancak Türkiye’nin uzun vadeli potansiyelinin Avrupa’nın çok ötesinde olduğunu belirterek: Türkiye’de faizlerin yüksek seyrettiği bir geçiş dönemin den geçiyoruz ve bu durum maliyetler üzerinde önemli bir yük oluşturuyor.
Günlük kiralama operasyonlarında ise personel maliyetleri de yüksek seviyelerde seyretmeye devam ediyor. Ancak resme biraz daha geniş bir perspektiften baktığımızda; Türkiye’de hem uzun hem de kısa dönem kiralama pazarlarında devasa bir potansiyel olduğunu görüyoruz. Avrupa’da ticari amaçla kullanılan araçların yüzde 60-70’i kiralama yoluyla tedarik edilirken, Türkiye’de bu oran hala yüzde 10 seviyelerinde. Bu da pazarın önümüzdeki dönemde 4-5 kat büyüme potansiyeline sahip olduğunu kanıtlıyor. Turist sayısına endeksli kiralama verilerinde de benzer bir gelişim alanı söz konusu. Mevcut ekonomik konjonktürde kârlılıklar baskılansa da pazarın sunduğu bu büyük potansiyel bizi daima diri tutuyor.”
Elektrikli otomobil dönüşümünü “kaçınılmaz” olarak niteleyen Tangün, sektörün önündeki en büyük engelin hızlı teknolojik gelişimin oluşturduğu “değer kaybı” olduğunu şu şekilde açıklıyor: “Filomuzdaki hibrit araçları da dahil ettiğimizde bu oran yüzde 60 seviyelerine kadar ulaşıyor. Ancak tam elektrikli dönüşüm, kendi içinde bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Öncelikle pil teknolojisi baş döndürücü bir hızla gelişiyor; bu gün tanıtılan modellerde 800 kilometrelik menziller den bahsederken, bu rakam sadece bir yıl önce 600, ondan önceki yıl ise 400 kilometre seviyelerindeydi. Menzil uzayıp şarj süreleri kısaldıkça araçlar daha kullanışlı hale geliyor; ancak bu hızlı gelişim, mevcut araçların ikinci el değerinin hızla düşmesine neden oluyor. Şu an filomuzun yaklaşık yüzde 5’ini elektrikli araçlar oluşturuyor. Şunu da belirtmeliyim ki Türkiye’nin şarj altyapısı, pek çok Avrupa ülkesinden çok daha ileri seviyede. Menzilin 1000-1200 kilometreye ulaştığı ve şarj hızının 5 dakikaya indiği bir gelecekte, artık içten yanmalı motor operasyonlarını tamamen geride bırakmış olacağız. Bu noktaya tam anlamıyla ulaşmamız için önümüzde hala birkaç senelik bir süreç bulunuyor.”
EKONOMİ
10 gün önceEKONOMİ
18 gün önceGÜNDEM KORİDORU
24 gün önceGÜNDEM KORİDORU
19 Mayıs 2026GÜNDEM KORİDORU
19 Mayıs 2026EKONOMİ
19 Mayıs 2026EKONOMİ
19 Mayıs 2026