Kaygı, aslında yaşamımızı sürdürebilmemiz açısından önemli ve işlevsel bir duygudur. Bizi olası tehditlere karşı hazırlayan bir alarm sistemi gibi çalışır. Önemli bir toplantı öncesinde daha dikkatli hazırlanmak, bir sunum için prova yapmak veya teslim tarihine yaklaşan bir iş için harekete geçmek kaygının işlevsel tarafına örnek verilebilir.
Ancak alarm sistemi ortada gerçek bir tehlike olmadığı halde sürekli çalışmaya başladığında kaygı yaşamımızı zorlaştırabilir. Kişi sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissediyor, gelecekle ilgili olumsuz senaryoları zihninde tekrar tekrar canlandırıyor veya düşüncelerini durdurmakta zorlanıyorsa kaygının işlevselliğini değerlendirmek gerekir.
Stres ve kaygı, hayatın doğal bir parçasıdır. Önemli bir iş görüşmesi, terfi süreci, iş değişikliği, ekonomik belirsizlik veya önemli bir karar döneminde kaygı yaşamak oldukça anlaşılabilir.
Anksiyete bozukluklarında ise kaygı daha yoğun, sürekli ve kişinin kontrol etmekte zorlandığı bir hale gelebilir. Kişinin iş yaşamını, sosyal ilişkilerini, günlük işlevselliğini veya uykusunu etkilemeye başladığında üzerinde durmak önemlidir.
Bazen bedensel belirtiler de tabloya eşlik edebilir. Kalp çarpıntısı, kas gerginliği, huzursuzluk, dikkat dağınıklığı, mide-bağırsak sorunları veya uyku problemleri bunlardan bazılarıdır.
Dolayısıyla önemli olan yalnızca “Kaygılanıyor muyum?” sorusu değildir. Asıl soru, “Kaygı hayatımda ne kadar yer kaplıyor ve beni ne kadar yönetiyor?” olmalıdır.

Türkiye Hastanesi’nden Klinik Psikolog Cansu Abalı
Hayır. Hatta bazen en zor fark edilen kaygı biçimlerinden biri iş hayatında görülebilir.
Dışarıdan oldukça başarılı, kontrollü ve üretken görünen bir kişi, kendi içinde yoğun bir kaygı yaşıyor olabilir. Bir e-postayı defalarca kontrol etmek, hata yapmamak için bir işi gereğinden fazla kez gözden geçirmek, karar vermeden önce bütün olasılıkları tekrar tekrar değerlendirmek veya sorumlulukları başkasına devretmekte zorlanmak bunlara örnek olabilir.
Bu davranışların tek başına anksiyete bozukluğu anlamına geldiğini söylemek doğru değildir. Ancak kişi bunları yapmadığında yoğun bir huzursuzluk yaşıyor ve ancak kontrol ettikten sonra rahatlayabiliyorsa, davranışın altında bir kaygı döngüsü bulunabilir.
Çünkü belirsizlik insan zihni için oldukça zorlayıcıdır. Zihnimiz geleceği öngörmek, riskleri hesaplamak ve kendimizi mümkün olduğunca güvende hissetmek ister. Kontrol etmek kısa vadede rahatlatıcıdır. Örneğin bir kişi bir işi tekrar tekrar kontrol ettiğinde o anda “Tamam, şimdi içim rahat” diyebilir. Ancak zihin zamanla şu bağlantıyı kurabilir: “Kontrol edersem güvendeyim, kontrol etmezsem kötü bir şey olabilir.”
Böylece kişi her kaygılandığında yeniden kontrol etmeye başlar. Kaygı yükselir, kontrol edilir, kısa süreli bir rahatlama yaşanır ve döngü yeniden başlar.
Bu nedenle kaygıyla baş etmek her zaman daha fazla düşünmek, daha fazla kontrol etmek veya her ihtimale hazırlıklı olmak anlamına gelmez. Bazen ihtiyaç duyduğumuz şey, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine belirsizliğe rağmen yolumuza devam edebilmeyi öğrenmektir.
Başarılı olmak tek başına kaygıya neden olan bir durum değildir. Ancak kişinin kendisini yalnızca performansı ve başarıları üzerinden değerlendirmesi, hata yapmaya tahammül edememesi veya kendisinden sürekli daha fazlasını beklemesi kaygıyı besleyebilir.
“Daha iyisini yapmalıyım.”
“Bir hata yaparsam her şey kötü gidecek.”
“Yeterince başarılı değilsem yeterli değilim.”
Bu düşünceler zaman zaman hepimizin zihninden geçebilir. Önemli olan, bu düşüncelerin ne kadar sık ortaya çıktığı ve davranışlarımızı ne ölçüde yönlendirdiğidir.
Bazen kişi başarılı olduğu halde kendisini yeterince başarılı hissetmeyebilir. Bir hedefe ulaştığında kısa süreli bir rahatlama yaşar, ardından zihni hemen bir sonraki eksikliği veya olası problemi bulur. Böyle bir durumda başarı, huzur getirmek yerine sürekli devam etmesi gereken bir performans döngüsüne dönüşebilir.
Kendisine birkaç soru sorabilir:
“Son zamanlarda zihnim sürekli olası sorunları mı düşünüyor?”
“Rahatlayabilmek için sürekli kontrol etmeye mi ihtiyaç duyuyorum?”
“Henüz gerçekleşmemiş durumlarla ilgili uzun süre endişeleniyor muyum?”
“Kaygım işimi, ilişkilerimi veya uykumu etkiliyor mu?”
“Bir şeyin iyi gittiğini düşünmek yerine, neyin ters gidebileceğine mi odaklanıyorum?”
Eğer kaygı uzun süredir devam ediyor ve kişinin yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak faydalı olabilir.
Burada amaç hiç kaygılanmamak değildir. Çünkü kaygı insan olmanın doğal bir parçasıdır. Amaç, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak yerine onunla daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek ve kararlarımızı yalnızca kaygının yönlendirmesine bırakmamaktır.
Belki de psikolojik dayanıklılık, her şeyi kontrol edebilmekten çok, kontrolümüzün dışında kalan durumlarla karşılaştığımızda da kendimizi yönetebilmeyi öğrenmektir.
Çünkü bazen güçlü olmak; her şeyi tek başına taşımak değil, neyi kontrol edebileceğimizi ve neyi bırakmamız gerektiğini fark edebilmektir.
GÜNDEM KORİDORU
12 gün önceGÜNDEM KORİDORU
27 gün önceEKONOMİ
29 gün önceALMANYA'DA İŞ DÜNYASI
29 gün önceEKONOMİ
29 gün önceSPOR
29 gün önceEKONOMİ
29 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.