Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) 33. Olağan Genel Kurulu’nun koridorları, bir yandan küresel ekonominin yarattığı belirsizliklerin kaygısını, diğer yandan “yeni dönemde daha fazlasını yapabiliriz” inancını taşıyordu. İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde hareketli bir gün yaşandı. 35 yıllık meslek hayatımda pek çok genel kurula tanıklık ettim ama buradaki atmosferde farklı bir “kader birliği” ruhu vardı sanki.
Başkan Mustafa Gültepe’nin güven tazelediği bu önemli günde, kürsüden yansıyan mesajlardan ziyade, salonun kuytu köşelerinde sektör temsilcileriyle yaptığımız ayaküstü sohbetlerdeki “gerçek gündemi” not ettim.

Günün en kritik anlarından biri, TİM Başkanı Mustafa Gültepe ile baş başa kaldığımızda yaşandı. Gültepe’nin yüzünde ikinci döneme girmenin verdiği kararlılık ve taşıdığı sorumluluğun ağırlığı vardı. “İkinci dönemimizde, geçmişten çok daha farklı, sanayicimizle omuz omuza çok daha güzel işlere imza atacağız” diyerek söze başlıyor. Onun dünyasında misyon ve vizyon net: Türkiye’yi dünya ihracat liginde ilk 10 sıraya yerleştirmek.
Gültepe, dış ticaret heyetlerinin başarısını yadsımıyor ancak yeni dönemde radikal bir strateji değişikliğine hazırlanıyor: “Dışarıya sürekli gidiyoruz, bu operasyonları sürdüreceğiz. Ancak yeni dönemde en büyük hayalim Türkiye’ye bir ‘İhracat Tahtası’ kazandırmak.”
Bu “İhracat Tahtası” projesini anlatırken gözleri parlıyor. Kastettiği şey, Türkiye’nin merkezinde olacağı devasa bir iş ve kongre platformu. Dünyanın dört bir yanından 2 bin 500 – 3 bin kişilik dev alım heyetlerini İstanbul’da, adeta küçük bir fuar mantığıyla bir araya getirmeyi planlıyor. “Sebebi çok basit” diyor Gültepe; “Dışarıdaki kaynağı ve enerjiyi biraz da içeride, kendi evimizde, kendi gücümüzle kullanmak istiyoruz.”
Gültepe’nin bu sözleri, ihracatın sadece “uçakla başka ülkelere gitmekten” ibaret olmadığını, artık “dünyayı Türkiye’ye getirme” stratejisine evrildiğini gösteriyor. İhracatçı, genel kurul salonundan sadece yeni bir yönetimle değil, “dünyayı kendi sahasına çekme” vizyonuyla ayrılıyor.

TİM Başkan Vekili Ahmet Güleç ile ayaküstü selamlaşıyoruz. Güleç’in sesi heyecanlı. Geçtiğimiz dört yılın en büyük kazanımını “birlik ve beraberlik” olarak tanımlıyor. “Mustafa Başkan ile sektörler arasında bir koordinasyon köprüsü kurduk” diyor. Güleç’e göre, artık sadece mal satmıyoruz; “bilgi ve pazar tecrübesi” transferi yapıyoruz. “Güney Amerika’dan Afrika’ya gitmediğimiz yer kalmadı ama yetmez” diyor. Onun gözünde artık tek hedef var; Katma değer.

Tekstil sektörü denince akla ilk gelen isimlerden Ahmet Öksüz’le bir araya geldiğimizde, sanayicinin üzerindeki o meşhur “maliyet baskısı” konuşmamızın merkezine oturuyor. Öksüz, karamsar değil ama gerçekçi. “Rekabeti sadece kur üzerinden okuyamayız” uyarısında bulunuyor. Kalitemiz tartışılmaz, lojistik avantajımız Avrupa için vazgeçilmez; ancak Öksüz’ün de dediği gibi, sanayicinin o meşhur “para kazanma ve sürdürülebilirlik” dengesini koruması lazım. İstihdam tarafında en zor dönemin geride kaldığına dair inancı, diğer sanayicilere de moral veriyor.

Ev tekstilinin dinamik temsilcisi Murat Şahinler ile karşılaştığımızda, yüzünde Hometex Fuarı’nın başarısının yorgun ama haklı gururu var. “Alıcıyı buraya getirdik, şimdi biz gidiyoruz” diyor. New York ve Balkanlar rotası için hazırlıklar tam gaz devam ediyor. Şahinler’in “Hometex’teki görüşmeler ticarete dönmeye başladı” cümlesi, ihracatın aslında ne kadar “insan ilişkisine dayalı bir sabır yarışı” olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Kimya sektörünün duayenlerinden Vefa İbrahim Aracı ile sohbetimiz, küresel siyasetin gıda ve kimya üzerindeki etkisine kayıyor. Aracı, Ukrayna’dan İran’a uzanan o karmaşık jeopolitik hattın ürettiği belirsizliğin farkında. Ancak o, her gün pozisyon almanın getirdiği yorgunluğa rağmen, “İleriye bakacağız” kararlılığını koruyor. İhracatçının, belirsizliği yönetmeyi öğrenmiş bir karakter olduğunu belirten Aracı, “Ayrılık değil, birlik zamanı” diyor.

Törenin en dikkat çeken anlarından biri, İhracat Şampiyonları ödüllerinin verilmesiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden ödülünü alan Şölen CEO’su Erdoğan Çoban ile tören çıkışında karşılaştık. Yıllardır yaptığım haberlerden tanıdığım Çoban’ın o “mütevazı lider” tavrı değişmemiş. Ödülü konuşurken “Ben” demiyor, hep “Biz” diyor. “Bu ödülü fabrikadaki, sahadaki, ofisteki arkadaşlarıma adadım” sözleri aslında Türkiye ihracatının sırrını özetliyor: Emek. Şölen’in Gaziantep’ten dünyaya yayılan o devasa üretim hikayesinin temelinde de işte bu “takım ruhu” var.
Röportajlarım ve izlenimlerimden şunu aktarabilirim; ihracatçı yorulmuş, maliyetlerle boğuşuyor, kur ve finansmanla mücadele ediyor. Ama genel kurul salonundan ayrılırken gördüğüm tablo durumu özetliyor aslında. Türk ihracatçısı, “yeni dönemin” gerektirdiği o dijital ve yeşil dönüşüm vizyonunu sahiplenmiş durumda. Bundan sonrası, bu potansiyelin doğru stratejilerle katma değere dönüşmesini izlemek olacak.
Biz gazeteciler için sahada olmak, bu emeğin şahidi olmak her zaman en kıymetli hazine. Türkiye’nin üretim gücü yerinde; şimdi sıra, bu gücü daha akıllı, daha sürdürülebilir bir geleceğe taşımakta.
GÜNDEM KORİDORU
2 gün önceGÜNDEM KORİDORU
2 gün önceGÜNDEM KORİDORU
17 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 gün önceGÜNDEM KORİDORU
24 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.