Türkiye, son yıllarda gayrimenkul ve inşaat sektöründe yalnızca büyüme odaklı değil, aynı zamanda yapısal ve zihinsel bir dönüşümü de beraberinde getiren ezber bozan bir sürece imza atıyor. Bu dönüşüm, klasik anlamda konut üretiminin ötesine geçerek, şehirleşme anlayışından yatırım kültürüne, mimari yaklaşımlardan finansal modellere kadar geniş bir alanı kapsıyor. Bir yandan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı öncülüğünde hayata geçirilen Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut hamleleriyle dar ve orta gelirli vatandaşın barınma ihtiyacı daha güçlü bir kamusal güvenceye kavuşturulurken; diğer yandan özel sektörün yenilikçi, ölçekli ve uluslararası standartlara uygun projeleri Türkiye’yi küresel ölçekte dikkat çeken bir yatırım ve yaşam merkezi haline getiriyor. Bu çift yönlü yapı, sektörün hem sosyal devlet politikalarıyla hem de serbest piyasa dinamikleriyle aynı anda büyüyebildiğini ortaya koyuyor.
Söz konusu dönüşümün rakamsal karşılığı ise oldukça çarpıcı bir tabloyu gözler önüne seriyor. 2025 yılında Türkiye ekonomisi genel olarak bir önceki yıla göre yüzde 3,6 büyüme kaydederken, inşaat sektörü yüzde 10,8’lik dikkat çekici bir performansla ekonominin en hızlı büyüyen alanı olmayı başardı. Bu oran, yalnızca sektörel bir başarıyı değil, aynı zamanda inşaatın kriz dönemlerinde dahi nasıl bir “dengeleyici güç” işlevi gördüğünü de ortaya koyuyor. Aynı dönemde konut satışlarının 1,7 milyon seviyesine ulaşarak tüm zamanların rekorunu kırması, talep dinamiklerinin canlılığını koruduğunu ve konutun Türkiye’de hâlâ en temel yatırım araçlarından biri olduğunu net biçimde gösteriyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 2015-2025 yılları arasında konut fiyatlarının yaklaşık 19 kat artış göstermesi ise gayrimenkulün sadece bir barınma alanı olmanın ötesine geçtiğini; enflasyonist baskılara karşı güçlü bir koruma kalkanı sunduğunu ve yatırımcı açısından güvenli liman olma özelliğini pekiştirdiğini ortaya koyuyor. 2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla ise bu hızlı büyüme sürecinin daha dengeli, daha sürdürülebilir ve daha sağlıklı bir yapıya evrildiği görülüyor. Özellikle sektörün mevsimsel olarak en güçlü olduğu döneme girilirken, önceki yıllarda ertelenmiş talebin yeniden devreye girmesiyle birlikte piyasalarda yeni bir hareketlilik dikkat çekiyor.
![]()
Ekonominin lokomotiflerinden biri olmayı sürdüren bu dev sektör, oluşturduğu çarpan etkisiyle de dikkat çekiyor. Demir-çelikten çimentoya, camdan seramiğe, mobilyadan beyaz eşyaya, lojistikten finans ve teknolojiye kadar 250’den fazla alt sektörü doğrudan besleyen inşaat ve gayrimenkul ekosistemi, Türkiye ekonomisi için devasa bir hareket alanı oluşturuyor. Bu geniş etki alanı, sektördeki her dalgalanmanın ekonominin geneline yansımasını kaçınılmaz hale getirirken, büyüme dönemlerinde ise çok katmanlı bir refah üretimi sağlıyor. Nitekim sektördeki ücretli çalışan sayısının son bir yılda 2 milyon seviyesine ulaşması, inşaatın istihdam piyasası üzerindeki doğrudan ve hızlı etkisini açıkça ortaya koyuyor Bununla birlikte, finansmana erişim, maliyet artışları, arsa üretimi ve planlama süreçleri gibi yapısal zorluklar da sektörün gündeminde yer almaya devam ediyor. Küresel ölçekte yaşanan emtia fiyat dalgalanmaları, döviz kuru hareketliliği ve finansal koşullardaki sıkılaşma, maliyet tarafında baskı oluşturmaya devam ederken; bu durum sektör oyuncularını daha verimli, daha yenilikçi ve daha esnek iş modelleri geliştirmeye yönlendiriyor. Ancak tüm bu zorluklara rağmen Türkiye’de her yıl doğan ortalama 1 milyon yeni konut ihtiyacı, genç ve dinamik nüfus yapısı, şehirleşme oranındaki artış ve ülkenin jeostratejik konumu, sektörün uzun vadeli büyüme potansiyelini güçlü biçimde destekliyor. Tüm bu dinamikler ışığında sektör, ekonomik canlanmanın en güçlü sinyallerinden birini vermeye devam ederken; Türkiye’nin 2026 yılı ekonomik rotasında istikrar, direnç ve sürdürülebilir büyümenin en önemli taşıyıcı kolonlarından biri olmayı sürdürüyor.
Sosyal konut hamlelerinin mimarı olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 2026 yılı ilk çeyreği itibarıyla Türkiye’nin inşaat ve şehircilik vizyonunu “tam bağımsız Türkiye’nin teminatı” olarak nitelendirerek şu kritik açıklamalarda bulundu: “Cumhuriyet tarihimizin en büyük projesi olan ‘Ev Sahibi Türkiye’ ile 500 bin sosyal konutun inşasına kararlılıkla devam ediyoruz. ‘Yapamazlar’ diyenlere cevabımızı, yeni yuvalarına kavuştuğunda mutluluk gözyaşı döken annelerimizle verdik. Hedefimiz, Türkiye’nin her yerinde dar gelirli tek bir vatandaşımız kalmayana dek sosyal konut projelerini sürdürmektedir.
İstanbul’da 100 bin konutun hak sahiplerini belirleyeceğiz. İstanbul’u tüm afetlere karşı bir kale gibi dirençli yapmak için seferberlik içindeyiz. Yarısı Bizden projemizle dönüştürdüğümüz konut sayısı 316 bine çıktı. Şimdi bu hızı tarihi bir adımlarla zirveye taşıyoruz. Dünya Bankası finansmanıyla; 3 milyon liraya kadar, 180 ay vade ve aylık yüzde 0,69 faiz oranıyla kentsel dönüşümde yeni bir dönemi başlatıyoruz. Vatandaşımız inşaat sürerken tam 1 yıl boyunca tek bir kuruş ödeme yapmayacak. Bu, yıllık maliyeti yüzde 10’un bile altında kalan, piyasa şartlarının tamamen dışında tarihi bir kolaylıktır.”

Sadece yeni sosyal konut hamleleriyle değil aynı zamanda kirada yaşayan vatandaşlar için de sosyal konut projelerinin hayata geçirildiğinin altını çizen Bakan Kurum, “Kira fiyatlarındaki spekülatif artışların önüne geçmek ve evi olmayan vatandaşımıza destek olmak adına ‘Kiralık Sosyal Konut’ modelini hayata geçiriyoruz. İlk etapta İstanbul’un iki yakasında 15 bin kiralık konut inşa ediyoruz. Bu konutlar, rayiç bedelin yarısı kadar bir ücretle kiralanacak. TOKİ marifetiyle yapacağımız bu evler, piyasada denge unsuru olacak ve dar gelirli ailelerimizin omuzlarındaki yükü alacaktır” dedi. İnşaat sektörünün Türkiye’deki öneminin altını çizen Bakan Kurum, “İnşaat sektörümüz, bugün sahada ter döken 180 bin emekçisiyle sadece bina değil, Türkiye’nin geleceğini inşa ediyor. Sosyal konut hamlelerimizle 250 alt sektörü canlı tutuyor, istihdamı doğrudan destekliyoruz. Biz milletimize hizmeti yük değil şeref biliyoruz. Asrın felaketinden sonra asrın inşasında yazdığımız başarı öyküsünü, ‘Türkiye Yüzyılı’nı güçlü şehirlerin yüzyılı yaparak taçlandıracağız” ifadelerini kullandı.
RAMS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Devran Bülbül, gayrimenkul sektöründeki mevcut yükselişi çok boyutlu bir dönüşüm süreci olarak tanımlarken, Türkiye’nin küresel bir yatırım merkezi olma vizyonuna dair görüşlerini Türkiye’de İş Dünyası dergisi için aktardı. Sektördeki hareketliliği farklı ihtiyaç katmanlarına cevap veren “sağlıklı ve dengeli bir gelişme” olarak niteleyen Devran Bülbül, bu tablonun ekonomik derinliğini şu sözlerle aktarıyor: “Türkiye’de son dönemde hem sosyal konut projelerinde hem de özel sektör konut satışlarında eş zamanlı bir hareketlenme görüyoruz. Açıkçası bu tabloyu biz oldukça sağlıklı ve dengeli bir gelişme olarak değerlendiriyoruz; çünkü bu durum, sektörün farklı ihtiyaç katmanlarına aynı anda cevap verebildiğini gösteriyor. Verilere baktığımızda da bunu net şekilde görüyoruz. 2025 yılında konut satışlarının yaklaşık 1,7 milyon seviyesine ulaşarak rekor kırması ve sektörün güçlü bir talep zemini yakalaması önemli bir gösterge. Aynı şekilde inşaat sektörünün yüzde 10’un üzerinde büyüyerek ekonominin en hızlı büyüyen alanı haline gelmesi bu ivmenin makroekonomik bir etki yarattığını da ortaya koyuyor. Dolayısıyla bugün gördüğümüz bu hareketlilik; sadece bir satış artışı değil, Türkiye’nin ekonomik büyümesine, istihdamına ve şehirleşme vizyonuna aynı anda katkı sağlayan çok boyutlu bir dönüşüm sürecidir.”

RAMS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Devran Bülbül
Bülbül, büyüme trendinin korunması için finansal ve operasyonel yapısal adımların hayati önem taşıdığını şu sözlerle belirtiyor: “Önümüzdeki dönemde büyümenin sürdürülebilir olması için her şeyden önce finansman konusu kritik. Hem geliştiricilerin hem de konut alıcılarının daha uzun vadeli, öngörülü ve erişilebilir finansman modellerine ulaşabilmesi gerekiyor. İkinci önemli başlık ise maliyet yönetimi. Bu noktada yerli üretimin desteklenmesi ve tedarik zincirinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Bunun yanında yeni nesil yapı teknolojilerinin yaygınlaşması da sektöre hız kazandıracaktır. Daha hızlı, daha güvenli ve daha verimli üretim modellerine geçiş, önümüzdeki dönemin belirleyici unsurlarından biri olacaktır.”
RAMS’ın projelerini “yaşam merkezi” olarak konumlandırma felsefesinin uluslararası sermaye üzerindeki etkisini Devran Bülbül şu şekilde vurguluyor: “Türkiye’deki konut ivmelenmesi içinde bizi ayrıştıran en temel unsur, projelere bakış açımız. Biz projelerimizi; konut, ticaret, sosyal yaşam ve kamusal alanları bir araya getiren ‘yaşam merkezleri’ olarak kurguluyoruz. Çünkü günümüzde yatırımcı artık sadece bir metrekare değil, sürdürülebilir değer üreten bir ekosisteme yatırım yapmak istiyor. Tam da bu nedenle karma kullanım projeler, yatırımcı için daha güçlü ve sürdürülebilir bir model oluşturarak Türkiye’yi uluslararası yatırımcı açısından daha cazip ve öngörülebilir bir pazar haline getiriyor. Geliştirdiğimiz her proje sadece bir yaşam alanı değil; aynı zamanda güçlü bir yatırım enstrümanına dönüşüyor. ”
Konut sektöründeki eş zamanlı ivmelenmeyi “dengeli bir canlanma” olarak nitelendiren Ege Yapı GYO Genel Müdürü Didem Güneş, sektörün stratejik önemine şu sözlerle dikkat çekiyor: “Türkiye’de son dönemde hem sosyal konut projelerinde hem de özel sektör kaynaklı konut üretiminde eş zamanlı bir ivmelenme gözlemliyoruz. Bu tabloyu, bir yandan ertelenmiş talebin yeniden devreye girmesi, diğer yandan konut arzını artırmaya yönelik kamu politikalarının etkisiyle oluşan dengeli bir canlanma olarak değerlendirmek mümkün. Konut sektörü, Türkiye ekonomisi açısından yüksek çarpan etkisine sahip stratejik bir alan. İnşaat faaliyetleri; sanayi, lojistik, finans ve hizmetler gibi birçok sektörü beslerken, istihdam yaratma kapasitesiyle de ekonomik büyümeye doğrudan katkı sağlar. Bu nedenle konut üretimindeki artış, yalnızca sektörel bir hareketlilik değil, aynı zamanda makroekonomik büyüme hedeflerini destekleyen önemli bir kaldıraç işlevi görüyor. Önümüzdeki dönemde bu ivmenin sürdürülebilirliği; finansmana erişimin çeşitlendirilmesi, planlı ve erişilebilir arsa üretimi ile bütüncül şehircilik yaklaşımlarının hayata geçirilmesine bağlı olacaktır. Bu alanlarda sağlanacak denge, sektörün sağlıklı büyümesini ve uzun vadeli değer üretimini mümkün kılacaktır.” Sektörün sürdürülebilirliği için atılması gereken yapısal adımlara değinen Güneş, finansman ve maliyet yönetimi vurgusunu şöyle yapıyor:
“İnşaat maliyetleri ve finansmana erişim, sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından en kritik iki başlık olmaya devam ediyor. Özellikle finansman tarafında yaşanan daralma, talebin ötelenmesine yol açarak sektörün doğal büyüme dinamiklerini sınırlıyor. Bu nedenle, konuta erişimi destekleyecek uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş finansman modellerinin geliştirilmesi öncelikli bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, planlı arsa üretimi ve etkin şehircilik politikaları da maliyet yapısı üzerinde belirleyici rol oynuyor. Büyükşehirlerde arsa maliyetlerinin toplam proje maliyeti içindeki payının artması, doğrudan konut fiyatlarına yansıyor. Bu dengeyi sağlamak adına, erişilebilir arsa üretimi ve doğru planlama yaklaşımı kritik önem taşıyor. Orta ve uzun vadede ise teknolojik dönüşüm sektör için önemli bir fırsat alanı sunuyor. Modüler inşaat teknikleri, dijitalleşme ve verimlilik odaklı üretim modelleri, maliyetleri optimize ederken kaliteyi ve hızını artırma potansiyeline sahip. Tüm bu unsurların bütüncül bir yaklaşımla ele alınması, sektörün daha öngörülebilir, dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına oturmasını sağlayacaktır.”

Değişen tüketici alışkanlıklarının projeleri nasıl şekillendirdiğini Güneş şu şekilde aktarıyor: “Yeni nesil konut alıcılarının beklentileri, gayrimenkul geliştirme anlayışını köklü biçimde dönüştürüyor. Artık kullanıcılar yalnızca bir konut değil; bütüncül, sürdürülebilir ve deneyim odaklı bir yaşam kurgusu talep ediyor. Bu değişim, projelerin tasarımından satış stratejilerine kadar tüm süreçleri yeniden şekillendiriyor. Akıllı ev teknolojileri, enerji verimliliği yüksek yapılar, nitelikli yeşil alanlar ve karma kullanım kurguları bu dönüşümün temel bileşenleri olarak öne çıkıyor. Ege Yapı olarak, projelerimizi geliştirirken bu dinamikleri merkeze alıyor; kullanıcı ihtiyaçlarını yalnızca bugünün değil, geleceğin perspektifiyle ele alıyoruz. Bu yaklaşım, özellikle yaşam döngüsü maliyeti düşük, sürdürülebilir ve kullanıcı dostu projeler geliştirmemizi sağlarken; aynı zamanda varlık değerini koruyan ve artıran bir yatırım modeli sunuyor. Dolayısıyla tasarım kararlarımız ile satış stratejilerimiz, uzun vadeli değer üretimi odağında birbirini tamamlayan bütünleşmiş bir yapı içinde ilerliyor.”
İhlas İnşaat Grubu, hem sosyal konut hamlelerini hem de özel sektör yatırımlarını sağlıklı bir büyüme dönemi olarak değerlendirerek bu sürecin ekonomik çarpan etkisine dikkat çekiyor. İhlas Holding İnşaat Grubu çatısı altında Ispartakule’nin çehresini değiştiren Bizim Evler sektördeki dönüştürücü rolünü aile kavramını öne çıkararak sürdürüyor. Bizim Evler Satış Müdürü Mehmet Erhan Değerli, sektördeki son durumu değerlendirerek, “Türkiye’de hem sosyal konut projelerinin hem de özel sektör konut satışlarının aynı anda ivme kazanması, sektör açısından oldukça sağlıklı ve dengeli bir büyüme dönemine işaret ediyor. Sosyal konut tarafında dar ve orta gelir grubunun erişimini artıran projeler, talebi geniş perspektife yayarken; özel konut üretimindeki artış ise yatırım iştahını ve piyasa dinamizmini güçlendiriyor. Bu iki alanın eş zamanlı hareket etmesi, konut sektörünün sürdürülebilir büyüme potansiyelini destekleyen önemli bir gelişmedir. İnşaat sektörü, doğrudan ve dolaylı olarak 250’den fazla alt sektörü besleyen lokomotif bir alan. Üretim artışı; çimento, demir-çelik, lojistik ve perakende gibi birçok sektörde ekonomik hareketlilik sağlayarak çarpan etkisi oluşturuyor. Özetle, konut tarafındaki bu çift yönlü büyüme; hem ekonomik canlılığı destekleyen hem de istihdamı artıran güçlü bir görev üstleniyor” ifadelerini kullandı.

Büyüme trendinin kalıcı olması adına atılması gereken yapısal adımları değerlendiren Değerli, öngörülebilirliğin önemini şöyle vurguluyor: “Önümüzdeki dönemde büyümenin sürdürülebilirliği için daha dengeli ve öngörülebilir bir yapı büyük önem taşıyor. Özellikle finansmana erişimin kolaylaşması ve uzun vadeli, erişilebilir çözümlerin yaygınlaşması, hem üretici hem de konut alıcısı açısından süreci daha sağlıklı hale getirecektir. Maliyetler tarafında ise arsa üretiminin artırılması, planlı şehirleşmenin desteklenmesi ve tedarik süreçlerinde istikrarın güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Aynı zamanda üretim süreçlerinde verimliliği artıracak daha modern, pratik ve sürdürülebilir uygulamaların yaygınlaşması da maliyetleri dengeleyen önemli bir unsur olacaktır.” İhlas İnşaat Grubu’nun on binlerce aileyi ev sahibi yapan “güven” vizyonunu yeni nesil teknolojilerle nasıl harmanladığını Değerli şu sözlerle aktarıyor:
İhlas Gayrimenkul, Ispartakule’nin en büyük yatırımcısı olarak, bölgenin modern çehresini 25 bin dairelik tecrübesiyle yeniden şekillendiriyor.
“Bizim Evler 12” projesi, panoramik göl manzarası ve yüksek yatırım potansiyeliyle dikkat çekiyor.
“Bugüne kadar hayata geçirdiğimiz projelerde 25 binin üzerinde aileyi ev sahibi yaptık. Projelerimizde sosyal donatı alanlarını sadece artırmak değil, daha fonksiyonel ve gerçekten yaşayan alanlar haline getirmek üzerine çalışıyoruz. Daha akılcı planlanan peyzaj ve ortak kullanım alanlarıyla hem maliyetleri optimize ediyor hem de kullanıcıya maksimum fayda sağlıyoruz. Sürdürülebilirlik başlığını da projelerimizin merkezine alıyoruz. Örnek vermem gerekirse Bizim Evler 12 özelinde uyguladığımız gri su teknolojisi ve yağmur suyu depolama sistemleriyle, önemli tasarruflar elde ederek hem çevreye hem de site sakinlerinin işletme giderlerine olumlu katkı sunuyoruz.”

Luxera GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Taş, halka arz sonrası girdiği yeni dönemde, “Erişilebilir Lüks” vizyonunu, sektörün makroekonomik görünümünü, konut piyasasındaki hareketliliği barınma ihtiyacı ve yeni arz senaryoları üzerinden yorumlayarak piyasa beklentilerini şu sözlerle aktardı: “Barınma ihtiyacı en önemli iticilerin başında geliyor. Konut fiyatları yükseldiği için hükümetimizin başlattığı 500 bin konut seferberliği, sosyal konut tarafındaki ihtiyacı giderecek ciddi bir proje. Özel sektörde ise son dönemde yaşanan yavaşlamanın ardından yeni ruhsat sayıları tekrar arttı ve yeni bir arz hikâyesi gelecek inşallah. Bu yılın ikinci dönemi için bir ivmelenme bekliyorduk ancak bu durum savaşın sonuçlanmasına ve faiz indirimlerine bağlı. Piyasadaki asıl hareketlenmenin 2026 yılının son çeyreğinde olacağını öngörüyoruz. Özellikle Dubai gibi bölgelere giden yatırımcılarda, oradaki şişirilmiş rakamların gerçekleşmeyeceğinin anlaşılmasıyla bir geri dönüş başlayacaktır. Bu bölgedeki en güvenilir liman Türkiye oldu.
Sektörün sürdürülebilir büyümesi için yapısal sorunların çözülmesi gerektiğini belirten Taş, maliyet kalemlerine şu ifadelerle dikkat çekiyor: “Şu anda en önemli nokta finansmana erişim. Sektör, Merkez Bankası’nın faiz kararlarını bekliyor. Geçmişte satılan her iki konuttan biri kredili iken bu oran son dönemde yüzde 10-15 seviyelerine kadar düştü; bu sorunun çözülmesi kritik. Bir diğer önemli konu ise arsa arzının artmasıdır. Geliştirici için en yüksek maliyet kalemi yüzde 50 ile arsadır. Kamu tarafından yeni imar bölgeleri ve yerleşim alanları açılır, uygun maliyetli arsa temin edilirse önümüzdeki dönem daha rahat yaşanacaktır.”

Luxera GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Taş
Türkiye’de hem sosyal konut hem de özel konut satışlarındaki artışı, barınma ihtiyacı ve yatırım iştahı çerçevesinde değerlendiren Albayrak Beton Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Albayrak, piyasadaki canlanmanın nedenlerini özetleyerek gayrimenkulün paranın değerini koruyan stratejik gücüne ve Türkiye’deki yıllık konut ihtiyacının büyüklüğüne şu sözlerle dikkat çekiyor: “Türkiye’de hem sosyal konut projelerinin hem de özel konut satışlarının artmasının temel nedenleri arasında; devletin barınma ihtiyacına yönelik sunduğu destekleri ve bireysel yatırımcının birikimlerini değerlendirme, yatırım yapma çabasını sayabiliriz. Yüksek fiyat ve yüksek faizli kredi seçenekleri nedeniyle ev sahibi olamayan vatandaşa, devlet tarafından uygun ödeme koşulları sunuluyor. Diğer yandan konut fiyatlarının yüksek seyrettiği ve ileride daha da artacağı öngörüsü, gayrimenkulün paranın değerini koruyan bir araç olarak görülmesine ve alım yapılmasına neden oluyor.”

Albayrak Beton Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Albayrak
Albayrak, sektörün sürdürülebilir bir büyüme trendine girmesi için atılması gereken yapısal adımlara şöyle vurgu yapıyor: “Ülkemizde her yıl evlenmeler, boşanmalar, üniversite öğrencilerinin şehir değiştirmesi, iş hayatına katılan iş gücü ve atamalar derken ortalama 1 milyon yeni konut ihtiyacı doğuyor. Bu ihtiyacın karşılanması için benzer dengede konut arzı gerekiyor; bu noktada makul fiyat ve ulaşılabilir finansman kritik önemde. Sektörümüzün tekrar ekonomide lokomotif sektör olarak yerini alması için arsa bulma sorununun çözülmesi, inşaat maliyet girdilerinin dengelenmesi, kentsel dönüşümü hızlandırıcı desteklerin oluşturulması ve sürdürülebilir finansman kaynaklarının sağlanması sektöre ve büyüme trendinin sürdürülebilir olmasına katkı sağlayacaktır.”
Yeşil Vadi Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Orhan, inşaat sektörünün ekonomik dinamiklerinden kentsel dönüşümün manevi boyutuna, arsa yatırımının stratejik öneminden İstanbul’un gelecek vizyonuna kadar pek çok konuda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Sektörün mevcut durumunu “Türkiye’nin motoru” olarak tanımlayan Rafet Orhan, barınma ihtiyacı ile can güvenliği arasındaki kritik dengeyi şu sözlerle özetliyor: “Türkiye’nin ekonomisini ayakta tutan en önemli sektör inşaat. Bugün İstanbul’umuzda deprem korkusuyla insanlar acilen ya ev satın almak ya da kentsel dönüşümle sağlam, can güvenliği olan bir yerde oturmak istiyor. Konut alımının azaldığı ama konuta ihtiyacın arttığı bir süreçten geçiyoruz; ülkemizde ciddi bir daire açığı var. Bu noktada hükümetimizin başlattığı ‘Yarısı Bizden’ kampanyası ve 500 bin konutluk seferberlik dünyada hiçbir devletin vatandaşına yapmadığı büyüklükte bir hizmettir.”
Yeşil Vadi Gayrimenkul, kentsel dönüşüm hamlesini İstanbul’un merkezi Merter’e taşıyor. Proje, “insan odaklı” mimarisi ve rekor teslim süresiyle öne çıkıyor.
30 yıllık sektör tecrübesiyle yatırımcılara net önerilerde bulunan Orhan, toprağın bereketine şu ifadelerle dikkat çekiyor: “Evi olmayan mutlaka ev alsın. Ancak ikinci evi alan bana göre zarardadır; o para toprağa yatırılmalıdır. 30 yıllık tecrübemle söylüyorum; toprağın vermiş olduğu dünyalığı hiçbir yatırım aracı vermedi, vermiyor. Rahmetli annemin dediği gibi: ‘Toprağın verdiğini babası oğluna veremez’. Biz Yeşilvadi olarak müşterilerimize imarlı, ifrazlı ve her türlü altyapısı hazır yerler sunuyoruz; 50 bin kişilik müşteri portföyümüzün duasını almak bizim en büyük servetimizdir.”

Yeşil Vadi Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Orhan
Algün Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Algün, konut satışlarındaki hareketliliği ekonomik bir canlanma sinyali olarak nitelendirirken, sektörün sürdürülebilirliği için özellikle arsa ve enerji maliyetlerine dikkat çekiyor. Cihat Algün, hem sosyal konut projelerinin hem de özel sektördeki satışların artmasını güçlü bir talep zemini üzerinden şu sözlerle değerlendiriyor: “Ülkemizde hem sosyal konut projelerinin hem de özel sektör konut satışlarının aynı anda hız kazanmasını ekonomik canlanma sinyali olarak değerlendirmek mümkün. Hem ihtiyaç hem de yatırım amaçlı konuta talep çok güçlü. Evlenerek yeni ev açanlar ve kiradan kurtulmak isteyenler ev sahibi olmanın fırsatlarını kolluyor. Diğer yandan; enflasyondan korunmak ve paranın değerini korumak hedefiyle yatırım yapanlar da yer alıyor. İnşaat faaliyetleri arttıkça ekonomi de büyüyor; çünkü inşaat; demir, beton, çimento gibi 200’den fazla sektörü besleyen bir iş kolu. Tek bir sektör yüzlerce iş kolunu canlandırır, para akışı sağlar ve istihdama katkı sunarak işsizliği azaltır.” Büyümenin kalıcı olması için yapısal adımların şart olduğunu belirten Algün, maliyet kalemlerine şöyle vurgu yapıyor: “Söz konusu büyümenin sürdürülebilir olması için maliyetler ve finansmana erişim konusunun çözülmesi gerekiyor. Markalı konut alanında en büyük sorunların başında arsa temini geliyor. Bu nedenle devlet tarafından öncelikli olarak arsa maliyetlerini düşürecek adımların atılması önemli bir yer tutuyor. Ayrıca ülkemiz bir enerji ithalatçısıdır ve enerji, üretimin ana girdisidir. Enerji alanında destek ve kolaylaştırıcı teşvikler verilirse bu süreç en az hasarla atlatılabilir.”

Algün Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Algün
ArsaVev Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Öztürk, orta gelir grubunun konut sahibi olma hayalini gerçeğe dönüştüren “Arsadan Ev” modelini ve 2030 sonrası için stratejik yatırım rotalarını Türkiye’de İş Dünyası dergisine değerlendirdi. Türkiye’de 2025 yılında konut satışlarının 1,7 milyona yaklaştığını ancak orta gelir grubunun konuta erişimde ciddi sorunlar yaşadığını belirten Öztürk, çözüm yolunu şu şekilde özetliyor, “Özellikle kredi erişiminde yaşanan problemler ve fiyatların alım gücüyle uyuşmaması, nüfusumuzun büyük bir kısmını oluşturan orta gelir grubunu zorluyor. Biz şirket olarak dünyada ‘Land and Home’ olarak bilinen arsadan ev sahipliği yöntemini uyguluyoruz. Arsanın ve evin iki ayrı ürün olarak değerlendirildiği bu metotla, vatandaşlarımız yaklaşık yüzde 30 daha uygun koşullarla konut sahibi olabiliyor. Konut maliyetinin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturan arsa payını birkaç yıla yayarak ödeyen yatırımcı, ardından yapım maliyetini karşılayarak süreci bir finansman kaynağına dönüştürüyor. Bu artık bir trend değil, tamamen bir sektör haline gelmiştir” dedi.

ArsaVev Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Öztürk
Kira fiyatlarının yüksekliği nedeniyle gayrimenkulün 8-9 yılda kendini amorti eden bir yatırım aracına dönüştüğünü vurgulayan Öztürk, gelecek vizyonuna dair şunları söylüyor: “Piyasada birinci el konut satışları yüzde 30 seviyelerine gerilerken, ikinci el piyasasının yüzde 70’e çıkması inşaat sektöründe istihdam kaybına yol açıyor. Sektörün canlanması için ilk ev sahipliğine özel vergi ve tapu harcı teşvikleri şart. 2030 sonrasına baktığımızda ise şehir merkezlerinin pahalılığı nedeniyle metropollerin çeperleri büyük önem kazanacak. Kuzey Marmara Otoyolu gibi dev altyapı yatırımları sayesinde Sakarya, Yalova ve Tekirdağ gibi bölgeler İstanbul’da çalışanlar için ulaşılabilir birer yaşam alanı haline geldi. Benzer şekilde İzmir bölgesinde Menemen ve Torbalı gibi şehir merkezine 15-20 dakika mesafedeki bölgeler önümüzdeki yıllarda çok daha ön plana çıkacak.”
ArsaVev Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Öztürk, arsadan ev sahibi olma modelini sadece bir satış stratejisi değil, güvenli bir finansal yolculuk olarak kurguluyor. Şirket, yatırımcıların arsa alımıyla başlayan ve eve taşınma ile biten sürecini, olası finansal risklere karşı uluslararası bir sigorta kuruluşu ile teminat altına alıyor. Bu profesyonel yaklaşım sayesinde barınma ihtiyacı sosyolojik bir kriz olmaktan çıkıp demokratikleşen bir yatırım enstrümanına dönüşüyor. ArsaVev, son 5 yılda buyenilikçi metodolojiyle 20 binin üzerinde aileyi gayrimenkul sahibi yaparak sektörde öncü bir rol üstleniyor.
Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri Derneği (AYİDER) Başkanı Hakan Şişik, pandemi sonrası oluşan konut açığından Türk firmalarının küresel gücüne ve geleceğin “yeşil bina” trendine kadar sektörün röntgenini şu sözlerle çekiyor: “Pandemi döneminde dünyanın her ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de inşaat sektörü bir duraksama, hatta gerileme dönemine girdi. Bu süreçte hem ticari ünitelerde hem de konutlarda önemli bir açık oluştu. Şu anda, hem geriye dönük bu ihtiyacın tamamlanması hem de ileriye dönük imala
tın artırılmasıyla ilgili bir dönem yaşıyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın sektörün hız kaybetmemesi adına yaptığı dokunuşları ve müdahaleleri oldukça doğru ve olumlu buluyoruz.”

Enflasyonist ortamda vatandaşın konuta erişimi noktasında devlet kurumlarının kritik rol üstlendiğini belirten Şişik, “Faiz oranları, döviz endeksli malzeme fiyatları ve enflasyonun etkisi maalesef konut fiyatlarına artarak yansıyor. Alım gücünün düştüğü bu ortamlarda TOKİ ve KİPTAŞ gibi devletin kendi bünyesindeki yapıların devreye girmesinden memnuniyet duyuyoruz.
Türkkent ve Konutbirlik Önceki Genel Başkanı Oğuz Soydan, yarım asra yaklaşan tecrübesiyle Türkiye’deki sosyal konutta kooperatifçiliğin hayati öneminin altını çiziyor. Konut sektöründeki güncel verileri ve sosyal konut modellerini değerlendiren Oğuz Soydan, erişilebilir konut üretiminde yeni bir stratejiye ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak, “2026 yılının ilk çeyrek verileri, konut satışlarında son yılların en düşük seviyelerinden birine işaret ediyor. Bu tabloyu tersine çevirmek için sosyal konut kavramını daha kapsayıcı bir modelle yeniden ele almalıyız. Geçmişte konut ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını karşılayan kooperatifçilik modeli, bugün ne yazık ki yüzde 1’in altına gerilemiş durumda. Günümüzde toplu konut uygulamaları önemli bir görev üstlense de, gerçek anlamda tabana yayılan ve dar gelirli vatandaşın konuta erişimini kolaylaştıran geleneksel sosyal konut modellerini kooperatifler ve yerel yönetimler eliyle yeniden canlandırmalıyız. Amerika ve Avrupa’daki başarılı örneklerde olduğu gibi; devletin sivil toplum örgütlerini ve kooperatifleri stratejik teşviklerle desteklediği bir ekosistem, sektördeki büyüme hedeflerine en büyük katkıyı sağlayacaktır” dedi. Sektördeki yarım asırlık tecrübesini Günbatımı Evleri projesine yansıtan Soydan, projede kâr hırsından ziyade mühendislik kalitesini ön plana çıkarıyor: “Günbatımı Evleri, bir kooperatif modelinin sunabileceği en yüksek standartları temsil ediyor. 180 bahçeli konuttan oluşan projemizde 120 çelik ve 60 betonarme yapı bir arada yer alıyor. Burada en büyük önceliğimiz; kâr kaygısı gütmeden, bilimin ve akademinin emrettiği en güvenli yapı stoğunu oluşturmaktır. Stanford Üniversitesi kökenli uzmanlardan aldığımız zemin danışmanlığıyla, her bloğun temelini en modern mühendislik çözümleriyle attık. Her evin 40 ile 100 metrekare arasında değişen müstakil bahçelere sahip olması ve altyapımızın yüzde 100 güneş enerjisine uyumlu tasarlanması, Günbatımı Evleri’ni sadece bir konut projesi değil, sürdürülebilir bir yaşam vizyonu haline getiriyor. Yatırımcılara en önemli tavsiyem; sadece estetik detaylara değil, yapının zemin etüdüne ve imzasını atan kurumun güvenilirliğine odaklanmalarıdır.” Oğuz Soydan, Türkiye’nin konut tarihindeki en etkin dönemlerden birine imza atan bir isim olarak; Sadece Marmara Bölgesi’nde 24 bin konutun A’dan Z’ye tüm süreçlerini yöneten Soydan, konut üretimini bir ticaret değil, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki “kooperatifleşerek kalkınma” modelinin modern bir devamı olarak görüyor. Günbatımı Evleri ile bu tecrübeyi günümüze taşıyan Soydan, güneş enerjisinden çelik yapı teknolojisine kadar her detayda sürdürülebilirliği ve deprem güvenliğini projenin sarsılmaz temeli olarak tanımlıyor.

Türkerler Holding GYO Satış Pazarlama Direktörü Dilek Karagöz, gayrimenkul sektöründeki güncel fırsatları ve yatırımcı trendlerini, özellikle Zincirlikuyu’daki ikonik projeleri üzerinden değerlendiriyor. Karagöz, konut piyasasındaki beklentilerini ve yatırımcılara sundukları tarihi ödeme kolaylıklarını şu şekilde özetliyor: “Projemizi geçen sene 15 Ocak itibariyle satışa açtık ve ciddi bir satış başarısı yakaladık. Bu ay itibariyle çok ciddi bir kampanya ile tekrar bir lansman yaparak satışa çıktık. Kampanyamız kapsamında yüzde 25 peşin, 12 ay vade ve 0 faiz imkanı sunuyoruz. Projemizin en büyük avantajı ise 0 KDV ile satılıyor olması. 44 katlı, bitmiş bir proje olduğumuz için yatırımcılar vadelendirme imkanından yararlansa dahi dairelerini hemen teslim alabiliyorlar.” Sektörün genel gidişatını yorumlayan Karagöz, mevcut dönemin bir fırsat penceresi olduğunu belirterek, “Şu an için esasında gayrimenkul alım yapma zamanı diye düşünüyorum. Çünkü fırsatlar her zaman böyle dönemlerde vardır ve bunları değerlendirmek gerekir. Bizim en büyük farkımız hemen teslim ve yaşayan bir ürünü vadeli, 0 faiz ve 0 KDV ile sunuyor olmamızdır. Sektörde ikinci çeyrek itibariyle güzel bir hareketlilik bekliyoruz ve bunun satışlara olumlu yansıyacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

İnşaat sektörünün 2025 yılında Türkiye genel büyümesinin çok üzerinde bir performans sergileyerek yüzde 10,8 büyüdüğünü belirten Sega Yapı İcra Kurulu Başkanı Cevdet Tanrıkulu, konutun yatırım değerine şu ifadelerle dikkat çekiyor: “Gayrimenkul sektörü, enflasyona karşı değerini koruması ve düzenli kira geliri sağlamasıyla gücünü artıran bir yatırım aracıdır. TCMB verilerine göre 2015-2025 yılları arasında konutlar yaklaşık 19 kat değer kazanmıştır. Konut satışlarının 1,7 milyon adede yaklaşarak rekor kırdığı 2025 yılı itibarıyla, depreme karşı güvenli konutlara geçiş zorunluluğu bu talebin en büyük hareket noktası olmuştur. Sektörümüzde ücretli çalışan sayısının 2 milyona yükselmesi ve 250 alt sektörü beslemesi, sunduğumuz ekonomik katkıyı gözler önüne sermektedir. Bu büyüme trendinin sürdürülebilmesi için faizlerde indirim, finansmana erişimin kolaylaşması ve kamu-özel sektör iş birliğiyle planlı arsa üretimi yapılması kritik öneme sahiptir. Ayrıca dijital ve yeşil dönüşüm hamleleri, maliyetlerin kontrol altına alınmasında belirleyici olacaktır”.
Sega Yapı’nın Küçükçekmece bölgesindeki yoğunlaşmasını stratejik bir tercih olarak nitelendiren Tanrıkulu, ilçenin potansiyelini şu sözlerle vurguluyor: “Küçükçekmece, İstanbul’un en planlı ve geleceğin yaşam merkezi olarak öne çıkan, şehrin önemli bir uydu kentidir. Kanal İstanbul hattına komşuluğu, Marmaray, E-5 ve TEM akslarına hızlı erişimi ve planlanan metro-hızlı tren hatlarıyla çok büyük bir yaşam değeri sunmaktadır. Sega Yapı olarak bölgede hayata geçirdiğimiz Sega Atakent, Yalı360 ve Sega İstanbul gibi toplam 14 projemizde; modern mimariyi, sağlam yapıyı ve ulaşılabilir ödeme seçeneklerini bir araya getiriyoruz. Başta Sega Cennet ve Sega Metropark projelerimiz olmak üzere, yürüttüğümüz çalışmalarla hem yerel esnafın ticari yaşamına hem de İstanbul’un güvenli yapı stokuna ve kent vizyonuna güçlü bir katkı sağlıyoruz “.
İskele Kalıp Sanayicileri Derneği (İKSD) Başkanı Yiğit Yakar, inşaat sektöründeki yüzde 15’lik büyümenin iskele-kalıp sanayisine yansımalarını ve sektördeki teknolojik dönüşümün altını çiziyor. Yakar, İnşaat sektörü 2025 yılını yüzde 15 civarında bir büyüme ile kapatırken, bu artışın iskele-kalıp üreticilerine aynı oranda yansımadığını belirterek, “Deprem sonrası sosyal konut projeleriyle tünel kalıp üretimi patlama yaşamış olsa da, piyasanın doymasıyla bu ivme rölantiye alındı. Özellikle İstanbul’daki yenileme çalışmalarında trafiğin ve alanın dar olması sebebiyle endüstriyel sistemler yerine geleneksel tahta kalıpların tercih edilmesi, modern üreticiler için bir engel teşkil ediyor. Bunun yanı sıra, denetim yetersizliği nedeniyle TSE standartlarına uymayan güvenlik ağları ve ‘merdiven altı’ üretimler, standartlara uygun üretim yapan dernek üyelerimiz aleyhine ciddi bir haksız rekabet ortamı oluşturuyor. Paraya erişimin zorlaştığı bu dönemde en ucuz ve standart dışı ürüne yönelim, maalesef şantiyelerdeki iş güvenliğini de riske atıyor” diye konuştu.

Sektörün teknolojik altyapı olarak dünyayı yakından takip ettiğini vurgulayan Yakar, dijitalleşmenin önemine şu sözlerle değiniyor: “Sektörümüz robotik üretimden lazer kesim makinalarına kadar teknolojik yenilikleri fabrikalarına entegre etmiş durumda. Ancak asıl devrim, Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) ile yaşanacak. BIM sayesinde yapının tasarım ve inşaat aşamaları 3D dijital modeller üzerinden paydaşlarla ortaklaşa yürütülebilecek. Bu sistem yaygınlaştıkça, tüm çözümler ve optimizasyonlar henüz malzeme sahaya gitmeden bilgisayar üzerinde yapılacak; hatalar önceden görülecek ve maliyetler azalacaktır. Firmalarımızın belirli ürünlerde ihtisaslaşması ve BIM süreçlerine tam adaptasyonu ile inşaat sürelerinde ve verimlilikte gerçek bir devrim yaşanacağına inanıyorum.”
EKONOMİ
2 gün önceEKONOMİ
10 gün önceGÜNDEM KORİDORU
16 gün önceGÜNDEM KORİDORU
24 gün önceGÜNDEM KORİDORU
24 gün önceEKONOMİ
24 gün önceEKONOMİ
25 gün önce