Avrupa Birliği (AB), küresel ticaretin yaklaşık %30’unu temsil eden bir aktör olarak, son yıllarda ticaret politikasını köklü biçimde yeniden tanımlıyor. Korumacılığın güç kazandığı, jeopolitik gerilimlerin ekonomik kararlara daha fazla yön verdiği bu dönemde AB, ticareti yalnızca pazar erişimi sağlayan bir araç olarak değil; güvenlik ve dayanıklılık boyutları olan stratejik bir politika alanı olarak ele alıyor.
Ukrayna’daki savaşın yarattığı enerji ve hammadde şoklarıyla birlikte AB Rusya’ya yönelik yaptırımlarla bağımlılıklarını azaltmaya yönelirken, diğer yandan kritik hammaddelerde Çin’e artan bağımlılığı ve küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığını daha görünür biçimde tartışmaya başladı. AB’nin güvenlik kaygılarının artmasında, ABD’de Trump dönemin[1]de uygulamaya konulan tarifelerin de önemli bir rolü oldu.
Kasım ayında Brüksel’de gerçekleşen AB Ticaret Politikası Gününde AB Ticaret ve Ekonomik Güvenlik Komiseri Maroš Šefčovič, küresel tedarik zincirlerinin artık eskisi kadar öngörülebilir olmadığını ve ekonomik ilişkilerin giderek daha kolay “silah hâline” getirilebileceğini vurgulamıştı. 3 Aralık’ta ise Avrupa Komisyonu Ekonomik Güvenlik Doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Doktrin, AB’nin ticaret ve yatırım politikalarında proaktif ve hedefli bir yaklaşıma geçişini ifade eden bir paradigma değişimine işaret ediyor.
Ekonomik Güvenlik Doktrini, bu belirsizlik ortamında gümrük prosedürleri ve kontrolleri, anti[1]damping ve diğer ticaret savunma araçları, ticaret anlaşmaları ve piyasa gözetimi gibi başlıkları daha koordineli ve daha hızlı devreye girebilecek bir mekanizma olarak tasarlıyor. Alüminyum hurda ihracatına yönelik olası önlemler ve çelikte daha sıkı kota uygulamaları, AB’nin küresel kapasite fazlası ve ithalat baskısına karşı daha korumacı bir çizgiye yöneldiğini ortaya koyuyor.
Komisyonun kısa vadede odaklanılacak öncelikli yüksek risk alanları listesi de bu bakışı tamamlıyor: stratejik bağımlılıkların azaltılması, güvenli yatırım çekilmesi, savunma ve uzay gibi kritik sektörlerin desteklenmesi, kritik teknolojilerde liderliğin güvence altına alınması, hassas veri ve bilginin korunması ve kritik altyapının güçlendirilmesi… Bu başlıklar, AB’de ticaret politikasının sanayi, teknoloji ve güvenlik politikalarına bağlandığını gösteren net işaretler.
Sonuç olarak, AB ticaret politikasında artan güvenlik vurgusu, mevcut araç ve çerçevelerin bu yeni yaklaşımı ne ölçüde taşıyabildiği sorusunu da beraberinde getiriyor. Tam da bu noktada Türkiye-AB ilişkilerinin temel dosyası yeniden öne çıkıyor: Gümrük Birliği’nin modernizasyonu. AB’nin ticaret politikasını ekonomik güvenlik ekseninde sertleştirdiği bir dönemde, mevcut Gümrük Birliği mimarisi Türkiye açısından üç başlıkta daha hassas hale geliyor: (i) Türkiye’nin AB karar alma süreçlerinde yer almaması, (ii) kara taşımacılığında geçiş kotaları ve vize uygulamaları gibi pratik engellerin ticaretin akışını zorlaştırması, (iii) STA asimetrisi nedeniyle AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmaların etkileri Türkiye pazarında hissedilirken Türk ürünlerinin aynı koşullardan her zaman yararlanamaması.
Daha yapısal bir boyut ise kapsamın darlığı: Gümrük Birliği’nin sanayi ve işlenmiş tarım ürünleriyle sinirli kalması; hizmetler, yatırımlar ve kamu alımlarının dışarıda olması… AB’nin ticareti güvenlik, sanayi ve teknolojiyle bütünleştirdiği yeni dönemde bu sınırlar, Türkiye’nin uyum ve rekabetçiliği açısından daha fazla önem kazanıyor.
GÜNDEM KORİDORU
3 gün önceGÜNDEM KORİDORU
6 gün önceGÜNDEM KORİDORU
13 gün önceEKONOMİ
22 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 gün önceGÜNDEM KORİDORU
27 gün önceGÜNDEM KORİDORU
22 Ocak 2026