Türkiye’nin köklü tekstil ve iç giyim üreticileri Mısırlı Underwear and Socks ve Bolero, bir asra yaklaşan üretim miraslarını, artık sadece fason tedarikçi olmanın ötesine taşıyarak doğrudan tüketiciye ulaşma ve marka değerini artırma stratejisine odakladı. Bu stratejik dönüşüm, Türk tekstil sektörünün yüksek işçilik maliyetleri ve küresel rekabet ortamında nasıl ayakta kalacağının da yol haritasını çiziyor. Mısırlı Underwear and Socks bu dönüşümün ilk adımını Nişantaşı’nda açtığı ilk mağazasıyla attı. Bu açılış, markanın 100 mağazalık perakende zinciri hedefine giden yolda önemli bir kilometre taşını işaret ediyor. Mısırlı, vitrininde “sessiz lüks” (quiet luxury) anlayışını benimseyerek, logolar yerine kumaş kalitesi, formun zarafeti ve yüksek kaliteli iplikleri ön plana çıkarıyor. Marka; kadın ve erkek koleksiyonlarında ev giyimden iç giyime, spor giyimden çoraplara geniş bir ürün gamı sunuyor. Mısırlı Yönetim Kurulu Üyesi Murat Eren Taşçı, açılışın ardındaki vizyonu şöyle özetledi: “Yıllardır dünyanın en seçkin markaları için ürettiğimiz kaliteyi artık kendi adımızla ve mağazalarımızla tüketiciyle buluşturuyoruz. Hedefimiz kısa sürede 100 mağazaya ulaşmak ve sürdürülebilir üretim anlayışımızla yolumuza devam etmek.” Şirket, yılı yaklaşık 55 milyon dolar ciroyla kapatmayı hedeflerken, büyüme stratejisini sadece ticari hedefler üzerine değil, çevresel ve sosyal sorumluluk ilkeleri üzerine de inşa ediyor.

Mısırlı, global rekabette maliyet avantajı elde etmek ve pazar erişimini artırmak amacıyla stratejik yurt dışı yatırım kararı aldı. İstanbul, Yozgat ve Kütahya’daki üç fabrikasında yılda 60 milyondan fazla çift çorap üreten ve üretiminin yüzde 80’ini Hugo Boss, Tommy Hilfiger, Calvin Klein gibi dünya markalarına ihraç eden şirket, Mısır’da 10 milyon dolarlık yatırım ile yeni bir fabrika kuruyor. Bu yatırım, yıllık 30 milyon çiftlik ek kapasite ve 600 kişilik yeni istihdam sağlama potansiyeli taşıyor. Sosyal sorumluluk alanında Mısırlı, Anadolu’da istihdam yaratma misyonunu sürdürerek, çalışanlarının yüzde 80’ini kadınların oluşturduğu bir yapıya sahip. Çevresel sürdürülebilirlik ise markanın en güçlü ayaklarından biri: Yozgat’taki 67 dönümlük alana kurulu 7 megawatt kapasiteli güneş enerjisi santrali (GES) ve yağmur suyu arıtma tesisi sayesinde şirket, enerji ve su maliyetlerini minimuma indirerek karbon ayak izini azaltmaya yönelik yatırımlarıyla sektörde öncü rol üstleniyor.

2005 yılından bu yana istikrarlı bir şekilde büyüyen ve yılda 70 milyon çift çorap ve iç giyim üretimi gerçekleştiren Bolero, 20. kuruluş yılını “Comfort Bodybuild” söylemiyle taçlandırarak kapsamlı bir vizyonel dönüşüm sürecine girdi. Bolero Yönetim Kurulu Başkanı Nazif Çelebi, bu dönüşümün sadece bir slogan olmadığını şu sözlerle vurguladı: “Bu değişim bizim için sadece bir slogan değil; değerlerimizi, bakış açımızı ve geleceğe dair umutlarımızı yansıtan güçlü bir adım.” Bolero, küresel büyüme planlarında önemli bir eşiği aşmaya hazırlanıyor. Çelebi, 2026’nın başında imzaları atmayı planladıkları, Avrupa’da köklü bir çorap ve iç giyim markasını satın alma görüşmelerinin olumlu ilerlediğini açıkladı. Bu stratejik satın alma ile şirket, Avrupa’da doğrudan mağazalaşmaya başlayarak global rekabette elini güçlendirecek.
Bolero, tıpkı Mısırlı gibi, sürdürülebilirliği üretim modelinin merkezine koyuyor. Şirket, İstanbul’daki tesisinde GES kuran ilk çorap firması olma unvanını taşıyor ve elektrik ihtiyacının yüzde 55’ini yenilenebilir enerjiyle karşılıyor. Hedef ise 2026 yılında hayata geçecek lisanslı GES projesiyle bu oranı yüzde 80’e çıkarmak. Teknolojinin sunduğu verimlilikten faydalanan Bolero, üretim hatlarına entegre ettiği otomasyon sistemleriyle yaklaşık yüzde 4 oranında üretim verimliliği sağladı. Şirket, hiçbir yabancı yatırım desteği almadan yüzde 100 yerli sermaye ile büyümeyi sürdürdüğünü ve 2025 için 95 milyon TL, 2026 için ise 126 milyon TL yatırım bütçesi ayırdığını duyurdu. Bu bütçe ile Anadolu’da teşvikli bir bölgede yeni üretim tesisi kurarak istihdamı artırmayı planlıyor.

Bolero, fason üretime mesafeli durarak kendi markasıyla ihracat oranını yüksek tutuyor; çorap grubunda yüzde 35, iç giyimde ise yüzde 70 oranında ürünlerini kendi markasıyla ihraç ediyor. Şirket, ürünlerinin halihazırda 40’tan fazla ülkede satışa sunulduğunu ve 2026 itibarıyla bu sayıyı 50’nin üzerine çıkarmayı hedeflediğini belirtti. Nazif Çelebi, “Made in Türkiye etiketi bizim için bir tercih değil, bir katma değer. Türkiye’nin üretim gücüne, işçiliğine ve kalitesine güveniyoruz.” ifadeleriyle yerli üretimin önemine dikkat çekti. Bolero, 2026 başında Turquality sürecini tamamlayarak ihracatta hacimsel büyümeden çok marka değerini artırmayı, yüzde 15’lik ihracat büyümesini nitelikli marka değeriyle sağlamayı hedefliyor. Türk tekstil sektörünün iki önemli temsilcisinin bu stratejik atılımları, sektörün artık yüksek hacimli, düşük marjlı fason üretim modelinden, yüksek katma değerli, sürdürülebilir ve küresel markalaşma modeline doğru kesin bir geçiş yaptığını gösteriyor
GÜNDEM KORİDORU
4 gün önceKARİYER
12 gün önceGÜNDEM KORİDORU
12 gün önceEKONOMİ
12 gün önceGÜNDEM KORİDORU
15 gün önceGÜNDEM KORİDORU
17 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 gün önce