Türkiye’de tekstil ve hazır giyim denildiğinde akla ilk gelen, hafızalarda sarsılmaz bir yer edinen Çift Geyik Karaca, tam 109 yıldır bu toprakların şıklık kodlarını yazıyor. 1917 yılında Bandırma’da küçük bir triko atölyesiyle başlayan ve zamanla sınırları aşarak bir dünya markasına dönüşen Karaca, sadece bir giyim markası değil; aynı zamanda nesiller boyu aktarılan bir yaşam tarzı ve kalite mirası. İşte bu asırlık çınarın dününe, bugününe ve geleceğine yön veren stratejileri konuşmak üzere, markanın genç ve vizyoner yüzü Çift Geyik Karaca Ürün Grubu Direktörü Bahadır Güneş ile bir araya geldik. Erkek trikosunun liderliğinden kadın koleksiyonunun dönüşüne, ultra-lüks ev tekstili markaları Ren’den baba-oğul omuz omuza çalışmanın getirdiği kuşak sinerjisine kadar son derece samimi ve derin bir söyleşiye imza attık.
1917’den bu yana kalıcı bir sadakat ve sarsılmaz bir kalite algısı inşa eden Karaca’nın bu gücünü nasıl koruduğunu sorduğumuzda Bahadır Güneş, asırlık marka olmanın getirdiği sorumluluğun altını şu şekilde çiziyor: “Kalite dediğimiz şey kısa bir sürede elde edilebilen ya da ispatlanabilen bir şey değil. İnsanların nesillerden nesillere aktardığı bir markadan söz ediyoruz. Bu marka 1917’den bugüne gelmesin den ötürü insanlara algıda biraz eski gibi gelse de aslında biz eskiye sığınmıyoruz. Biz köklerimize sığınıyoruz. Biz eski değil, köklü bir markayız. Köklü bir marka olmanın da getirdiği o kaliteli algısını korumak için ürünlerimizde, mağazalarımızda, ve çalışanlarımızda, belirli kalite ve standartları baz alarak hizmet veriyoruz.”
Hızlı modanın tüketimi tek tipleştirdiği bu dönemde asırlık geçmişi geleceğe taşımak şüphesiz en büyük zorluklardan biri.
SADECE BİR BABADAN DEĞİL; ASIRLIK BİR MARKAYI YÖNETEN DUAYEN BİR LİDERDEN EL ALMAK, BİZİM İÇİN PAHA BİÇİLMEZ BİR AYRICALIK.
Güneş, dedelerden torunlara uzanan bu bağı korumanın formülünü şu sözlerle aktarıyor: “Kaliteli marka algısını oluşturmak için tabii ki 110 yıllık bir geçmişimiz var. Bu geçmişi de insanlara, nesilden nesile doğru aktarmak lazım. Zamanında dedelerin giydiği markaları şimdi torunların giymesi bizim için çok kıymetli. Ama o torunlara ‘dedemin giydiği markayı giymek’ cümlesi biraz eski kalıyor. Ama biz, zamanında da olan markayı aynı kalitede, hala aynı formda, aynı duruşta giydirebiliyorsak bizim için kıymetli olan şey o. Yani biz doğru ham maddeyi, doğru ürünü, doğru kaliteyi, doğru mağazayı, doğru kokuyu, bütün doğruları bir araya getirince kaliteyi yakalayabiliyoruz.”

Erkek trikosunda yıllardır tartışmasız bir liderliğe sahip olan Karaca, son dönemde kadın koleksiyonunu yeniden canlandırarak ve “Ren” markasıyla ev tekstili sektörüne adım atarak gücünü pekiştiriyor. Bahadır Güneş, bu stratejik hamlelerin ardındaki vizyona değinerek: “Bir asırdan uzun süredir Türkiye’nin her köşesinde ve sınırların ötesinde varlık gösteren Çift Geyik Karaca, herkesin hayatına dokunan bir marka konumunda. Aslında Karaca’nın geçmişinde de kadın koleksiyonu yer alıyor, marka yolculuğuna kadın ve erkek giyimini bir arada sunarak devam ediyordu. Kadın üretimine verilen bir süre aranın ardından bu koleksiyonu yeniden başlattık ve harika sonuçlar elde ettik. Bizim amacımız Türkiye’nin veya dün yanın en çok satan markası olmak değil; kaliteli giyinmeyi bir yaşam biçimi olarak gören misafirlerimize, aradıkları o doğru ve estetik kadın-erkek tasarımlarını sunabilmek. Kısacası hedefimiz sadece çok satmak değil, doğru insanlara, doğru değerlerle ulaşabilmek” ifadelerini kullandı.
Ev tekstili alanındaki yeni markaları Ren’in ise tamamen farklı bir kulvarda, ultra-lüks (High-Quality) segmentte konumlandığını belirten Güneş, markanın iki yıllık kısa geçmişine rağmen elde ettiği başarıyı şu sözlerle paylaşıyor: “Ren bizim için bambaşka bir yerde konumlanıyor. O, ismiyle de izlediği yolla da tamamen farklılaşan ev tekstili markamız. Ren ile son derece iddialı bir duruş sergileyerek, oldukça niş bir kitleye hizmet vermeye başladık. Markamızı kuralı henüz iki yıl olmasına rağmen bu kısa sürede Suadiye, Bodrum ve havalimanı gibi son derece seçkin lokasyonlarda mağazalarımızı açtık.”
Röportajımızın sonunda Bahadır Bey’e, babası Cüneyt Güneş gibi asırlık bir markanın lideriyle birlikte çalışmanın nasıl bir deneyim olduğunu ve babasından neler öğrendiğini soruyoruz. Güneş içtenlikle yanıt vererek, “Bu sorunun verilecek tek bir cevabı yok. Aramızda kaçınılmaz olarak bir kuşak farkı var ve doğal olarak iş yapış biçimlerimiz de farklılık gösteriyor. Kendisi, yılların getirdiği tecrübe ve olgunlukla adımlarını daha temkinli, sindire sindire ve zamana yayarak atmayı tercih ederken; bizim jenerasyonumuz sonuçları çok daha hızlı görmek istiyor. Hatta bu sabırsızlık, hedefe giden yolda en ufak bir engelle karşılaştığımızda motivasyonumuzu kolayca kaybetmemize yol açabiliyor” dedi.
Güneş bu kuşak çatışmasının aslında markayı besleyen en büyük güç kaynağı olduğunu da ekleyerek: “Fakat bu durumun en güzel yanı; onun tecrübe ve olgunluğunun, bizim gençlik enerjimizle buluştuğu o nokta. Elbette aramızda zaman zaman fikir ayrılıkları, küçük sürtüşmeler yaşanıyor; ancak günün sonunda birbirimizin eksik parçalarını tamamlıyoruz ve bu bizim için paha biçilmez bir değer. Neticede sadece bir babadan değil; yüzyılı aşkın bir markayı yöneten duayen bir liderden işi öğrenmek, onun tecrübelerinden beslenmek çok kıymetli bir ayrıcalık. Bu yüzden aramızdaki kuşak farklarını bir engel değil, bir zenginlik olarak görüp, omuz omuza çalışmaya devam edeceğiz. Kendisinden öğreneceğimiz daha çok şey var” ifadelerini kullandı.
GÜNDEM KORİDORU
5 gün önceGÜNDEM KORİDORU
24 gün önceEKONOMİ
24 Ağustos 2026EKONOMİ
24 Ağustos 2026GÜNDEM KORİDORU
24 Ağustos 2026GÜNDEM KORİDORU
24 Ağustos 2026GÜNDEM KORİDORU
24 Ağustos 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.