Avrupa Birliği’nin sanayi üretimini yeniden kıta içine çekmek amacıyla hazırladığı “Made in Europe” düzenlemesi, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarındaki konumunu tartışmaya açtı. Toplum Çalışmaları Enstitüsü tarafından yayımlanan raporda, otuz yıllık Gümrük Birliği ilişkisinin Türkiye’yi Avrupa’nın yeni sanayi politikalarından korumaya yetmeyebileceği vurgulandı. Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde yer alan menşe kuralları ve Fransa ile Almanya’nın on beş-on altı ekim tarihlerinde otomotiv sektöründe sağladığı uzlaşı doğrultusunda, bir ocak 2020 itibarıyla iç pazarın parçası olan ülkelerin esas alındığı bildirildi. Birleşik Krallık ve Norveç koşullu olarak kapsama dahil edilirken, 1996 yılından bu yana Gümrük Birliği üyesi olan Türkiye’nin kapsam dışında bırakılma riskiyle karşı karşıya kaldığı kaydedildi.
Raporda yer alan verilere göre Türkiye ile AB arasındaki mal ticareti 2025 yılında iki yüz on yedi virgül altı milyar avro seviyesine ulaşarak rekor kırdı. Türkiye’nin toplam mal ihracatının yüzde kırk iki virgül yedisi AB ülkelerine yapılırken, Türkiye’nin AB’nin küresel mal ticaretindeki payı ise yüzde dört virgül ikide kaldı. Türkiye’nin 2025 yılında gerçekleştirdiği kırk bir virgül beş milyar dolarlık otomotiv ihracatının otuz virgül bir milyar dolarlık bölümünü AB ülkelerine yaptığı ve AB’nin Türk otomotiv ihracatından yüzde yetmiş iki virgül beşlik pay aldığı aktarıldı.
Yeni düzenlemenin gümrüksüz ticareti doğrudan durdurmayacağı, ancak kamu alımları, elektrikli araç teşvikleri ve kurumsal filo desteklerinde önemli dezavantajlar yaratabileceği ifade edildi. AB desteklerinden yararlanacak elektrikli araçların batarya hariç değerlerinin en az yüzde yetmişinin AB menşeli olması şartının arandığı belirtildi. Türk otomotiv ihracatının olası kayıplarına ilişkin simülasyonlarda, ihracatın yüzde bir azalması durumunda üç yüz milyon dolar, yüzde beş azalması halinde bir virgül beş milyar dolar, yüzde on gerilemesi durumunda ise üç milyar dolarlık kayıp riski oluşabileceği hesaplandı.
Türkiye açısından en büyük ekonomik riskin mevcut ihracat düşüşünden ziyade yeni nesil elektrikli araç ve batarya yatırımlarının ülke dışına kayması olduğu vurgulandı. Küresel otomotiv üreticilerinin önümüzdeki iki-üç yıl içinde vereceği yatırım kararlarının belirleyici olacağı ifade edildi. Çinli otomotiv üreticisi BYD’nin bir milyar dolarlık Manisa yatırımını haziran 2026’da askıya almasının bu riskin somut örneklerinden biri olarak gösterildiği aktarıldı.
Fransa’nın benzer menşe şartlarını çelik, çimento, temiz teknolojiler, elektrik ekipmanları, kablo ve yenilenebilir enerji sektörlerine yaymak istediği dile getirildi. Yapay zeka altyapısı ve enerji dönüşüm yatırımlarının hızlandığı bir dönemde Türkiye’nin Avrupa sanayi zincirinden uzaklaşmasının büyüme alanlarında fırsat kaybına yol açabileceği kaydedildi.
Türkiye’nin dışlanmasının Avrupalı şirketler açısından da olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekildi. Türkiye’deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde yetmiş beşinin Avrupalı şirketlere ait olduğu ve bu faaliyetlerin Avrupa’da yaklaşık iki yüz elli bin kişiye istihdam sağladığı ifade edildi. Yalnızca batarya hücrelerinde zorunlu AB menşei şartı uygulanmasının elektrikli araç başına iki bin yüz avro ek maliyet yaratacağı hesaplandı.
Fransa’nın 2003 yılında yüzde altmış dört olan yerli üretim payının 2020 yılında yüzde yirmi beşe gerilemesi ve 2008-2024 döneminde istihdam kaybı yaşaması nedeniyle üretimi geri çekmek istediği; Almanya’nın ise 2035 emisyon kurallarında esneklik sağlama amacında olduğu bildirildi. AB’nin ticari adımlarında dış politika uyumunu önceliklendirdiği, Türkiye’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası uyum oranının yüzde beşin altına düşmesinin de bu süreçte etkili olduğu aktarıldı.
1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği anlaşmasının kamu alımları ve hizmetleri kapsamadığı, AB’nin sanayi politikasında teşvik ve kamu alımlarına ağırlık vermesinin hukuki boşluk yarattığı vurgulandı. Türkiye’nin “güvenilir ortak” statüsü alması, Dünya Ticaret Örgütü Kamu Alımları Anlaşması için yol haritası hazırlaması ve Japonya ile Güney Kore gibi ülkelerle eşgüdüm içinde hareket etmesi gerektiği belirtildi. Avrupa Parlamentosu’ndaki oylamanın otuz kasım tarihinde yapılacağı, bu çerçevede yıl sonuna kadar yürütülecek müzakerelerin kritik önem taşıdığı kaydedildi.
GÜNDEM KORİDORU
20 Ekim 2026GÜNDEM KORİDORU
20 Ekim 2026EKONOMİ
20 Ekim 2026ALMANYA'DA İŞ DÜNYASI
20 Ekim 2026EKONOMİ
20 Ekim 2026SPOR
20 Ekim 2026EKONOMİ
20 Ekim 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.