DOLAR 46,5998 0.3%
GBP 61,3378 -0.84%
EURO 53,2606 -0.64%
ALTIN 6.294,61-0,79
BIST 14.827,352,82%
BITCOIN 2927713-1.8203%
ETH 79393-1.81301%
İstanbul
23°

KAPALI

ÖZEL HABER
Ömer Koç: Dayanıklılık her şartta istikrarı koruyabilme becerisidir
Pera Müzesi’nde insan ve doğa ilişkisi ‘ebedî çıraklık’ üzerinden konuşuldu

Pera Müzesi’nde insan ve doğa ilişkisi ‘ebedî çıraklık’ üzerinden konuşuldu

Pera Müzesi’nin Atlas Publishing Lab iş birliğiyle düzenlediği “Yazar-Editör Sohbetleri” serisinin yeni sezon ilk buluşmasında Kıymet Erzincan Kına ve Emine Boyner bir araya geldi. Söyleşide sözlü kültür, dilin hafızası, bitkiler, zeytin ağacı ve insanın yaşadığı coğrafyayla kurduğu ilişki farklı disiplinler üzerinden ele alındı.

25/09/2026 16:07
Pera Müzesi’nde insan ve doğa ilişkisi ‘ebedî çıraklık’ üzerinden konuşuldu

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin “Yazar-Editör Sohbetleri” serisi yeni sezonuna insan ve doğa arasındaki ilişkiyi odağına alan bir buluşmayla başladı. Kıymet Erzincan Kına ile Emine Boyner’in Pera Müzesi Oditoryumu’ndaki söyleşisinde, doğayla kurulan ilişkinin yalnızca çevre üzerinden değil, dil, kültür, sözlü aktarım ve gündelik yaşam üzerinden de okunabileceği vurgulandı.

 

bedad06f b81a 4012 b64b f42e7728bf18

DOĞAYLA İLİŞKİYİ GÜNDELİK HAYATTA YENİDEN KURMAK

Emine Boyner, insanın yaşadığı yerle kurduğu ilişkinin zaman içinde zayıflayan bazı yönlerini gündelik hayatın küçük pratikleri üzerinden yeniden hatırlamanın mümkün olduğunu anlattı.

Boyner, “Yaşadığımız coğrafyanın parçası olduğumuzu; onun bir organizma, bir canlı, hisli bir varlık olduğunu, bizim de onun bir parçası olduğumuzu” ifade etti.

İnsan ile doğa arasındaki ilişkinin karşılıklı olduğunu belirten Boyner, insanın da yeryüzünün bir parçası olarak yaşadığı coğrafyanın bütünlüğünü etkilediğini söyledi. Otacılığın da kendisi için bu ilişkiyi yeniden kurma sürecinde bitkilerle kurduğu bağ üzerinden şekillendiğini aktardı.

“Birazcık aslında onu hatırlatmak ve otacılık da benim adıma o yer ile bir olma yolculuğumda bitkilerin yaşamımdaki eşlikçileri olmalarına vesile oldu bu zanaat” dedi.

WhatsApp Image 2026 09 25 at 15.48.34

“UZMANLIKTA ‘OLDUM, BİTTİM’ HİSSİ VAR”

Söyleşinin öne çıkan başlıklarından biri de Boyner’in “ebedî çıraklık” kavramına yaklaşımı oldu. Kıymet Erzincan Kına’nın neden özellikle bu kavramı kullandığını sorması üzerine Boyner, doğa gibi sürekli değişen bir alanda uzmanlık fikrinin kendisine uzak geldiğini anlattı.

Boyner, “Ustalaşmak istiyorum ama uzman olabilme ihtimaline doğa gibi bir alanda çok inanmıyorum” ifadelerini kullandı.

Uzmanlık kavramında “oldum, bittim” duygusunun bulunduğunu belirten Boyner, ustalığın ise sürekli öğrenmeyi ve tekrar etmeyi gerektirdiğini söyledi.

“Ustalıkta ‘oldum, bittim’ yoktur” diyen Boyner, doğanın sürekli dönüşen yapısının da öğrenmenin devamlılığını gerekli kıldığını ifade etti.

Kına ise bu yaklaşımın öğrenmenin sürekliliğine işaret ettiğini belirtti. Boyner de doğanın yazılı bir kitaptan ziyade sürekli değişen ve ilişki içinde okunabilen canlı bir yapı olduğunu dile getirdi.

BİLGİNİN KAYNAĞI YALNIZCA YAZILI KAYNAKLAR DEĞİL

Söyleşide sözlü kültürün taşıdığı bilgi de önemli bir başlık olarak ele alındı. Kıymet Erzincan Kına, araştırmaları sırasında bilginin yalnızca yazılı kaynaklarda veya belirli otoritelerde bulunmadığını gördüğünü söyledi.

Kına, “Bazen bir taştan öğrendim, bazen bir ağaçtan, bazen bir çocuktan, bir dededen, bir anneden, bir babadan” ifadeleriyle bilgi kaynaklarının çeşitliliğine dikkat çekti.

Bilgi ile bilgelik arasındaki ayrımın da bu araştırma sürecinde belirginleştiğini söyleyen Kına, doğayı anlamanın emek ve zaman gerektirdiğini belirtti.

“Bilginin her yerde olduğunu, eğer biz o bilgiye talipsek, talebeysek gerçekten her yerde olduğunu çok net bir şekilde gördüm” diyen Kına, öğrenme sürecinin doğanın rehberliğinde devam ettiğini ifade etti.

DİLDE SAKLANAN DOĞA HAFIZASI

Söyleşinin bir diğer eksenini ise kelimelerin taşıdığı tarihsel ve kültürel anlamlar oluşturdu. Kına’nın çalışmaları üzerinden Umay Ana, kayın ağacı, ebe ve otacı gibi kavramların geçmişten bugüne geçirdiği dönüşüm konuşuldu.

Kına, doğayla ve kadınla ilişkilendirilen eski anlatıların dilde farklı biçimlerde yaşamaya devam ettiğini belirtti. “Kayın” kelimesinin kayın ağacı ve kadınla ilişkisine değinen Kına, dilde bugün sıradan görünen bazı kelimelerin geçmişteki kültürel kodlara dair izler taşıdığını anlattı.

Umay kavramının farklı kültürlerdeki doğa ve ana figürleriyle ilişkisine de değinen Kına, sözlü kültürün gündelik dil içerisinde yaşamaya devam eden izlerine dikkat çekti.

Boyner ise bu anlatılardaki ortak noktaların, doğayla ahenk içinde yaşayan toplulukların bilgi birikiminin farklı biçimlerde birbirine temas edebileceğini gösterdiğini söyledi.

ZEYTİN AĞACI İNSAN VE DOĞA İLİŞKİSİNİN BİR ÖRNEĞİ

Söyleşinin önemli bölümlerinden biri zeytin ağacına ayrıldı. Boyner, zeytin ağacını yalnızca bir tarım ürünü olarak değil, bulunduğu coğrafyadaki ekosistemin bir parçası olarak değerlendirdi.

Kına’nın zeytin ağacını insan-doğa dostluğunun sembolü olarak ele alan yaklaşımını açmasını istemesi üzerine Boyner, insanın kendisini doğanın dışında konumlandırmasının sorunlu bir bakış açısı oluşturduğunu söyledi.

Boyner, “Doğanın bir parçası değil, ondan ayrı olduğumuz inancıyla gelişmiş bir dil” bulunduğunu ifade ederek, insanın doğayla ilişkisinin yeniden düşünülmesi gerektiğini belirtti.

İnsanların yaşadıkları coğrafyayla kurduğu ilişkinin biyoçeşitlilik üzerinde de etkili olabileceğini anlatan Boyner, doğayla uyumlu yaşam pratiklerinin farklı canlıların yaşam alanlarının korunmasına katkı sağlayabildiğini söyledi.

“ZEYTİN AĞACI TEK BAŞINA BİR AĞAÇ DEĞİL”

Ayvalık ve çevresindeki zeytinliklerden örnek veren Boyner, eski zeytin ağaçlarının farklı bitki ve canlı türleriyle birlikte oluşturduğu ekosisteme dikkat çekti.

Boyner, “Zeytin ağacı aslında tek başına bir ağaç değil, bir ekosistemin ebeveyni gibi” dedi.

Zeytin ağaçlarının uzun yaşam sürelerinin onları bulundukları coğrafyanın hafızasının taşıyıcılarından biri haline getirdiğini belirten Boyner, ağaçların farklı dönemlere tanıklık eden yapısının da bir tür hafıza oluşturduğunu söyledi.

Zeytin ağacının yanı sıra karahindiba ve diğer bazı bitkilerin tahrip olmuş topraklarda yeniden yaşamın oluşmasına katkı sağladığını anlatan Boyner, bitkilerin yalnızca korunması gereken varlıklar olarak görülmemesi gerektiğini savundu.

“Onları korumaktan bahsederken bana bir şey çok komik geliyor; onlar bizi koruyorlar aslında” diyen Boyner, bitkilerin ve doğal ekosistemlerin insan yaşamının devamlılığı açısından taşıdığı role dikkat çekti.

YAZAR VE SANATÇININ FARKLI DİSİPLİNLERİ BULUŞTU

Kıymet Erzincan Kına ve Emine Boyner’in buluşması, edebiyat, sözlü kültür, sanat ve doğa araştırmalarının kesiştiği bir sohbet olarak gerçekleşti.

Çeviri, şiir, deneme ve araştırma alanlarında çalışmalarını sürdüren Kına ile sanat pratiğini bitkiler, toprak, yer ve beden ilişkisi üzerinden geliştiren Boyner, farklı disiplinlerden gelen deneyimlerini ortak bir tartışma zemini üzerinde buluşturdu.

Pera Müzesi’nin Atlas Publishing Lab iş birliğiyle düzenlediği “Yazar-Editör Sohbetleri” serisinin yeni sezon ilk etkinliği, insanın doğayla kurduğu ilişkiye yalnızca çevresel bir mesele olarak değil, dil, kültür, hafıza ve gündelik yaşam üzerinden bakılması gerektiğini ortaya koyan başlıklarla tamamlandı.

Serinin yeni sezon programının diğer buluşmalarının ise Pera Müzesi tarafından duyurulması bekleniyor.

 

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.