Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde zayıf dolar savunuluyor, Amerikan ihracatçısının elini güçlendirmek için FED’e faiz indirim baskısı yapılıyordu. İkinci dönemin başlangıcında da benzer bir politika izlense de derinleşen İran krizi oyunun kurallarını değiştirdi. Artık temel odak noktası dış ticaret dengesi değil, küresel finansal sistemin ayakta tutulması haline geldi.
Geçtiğimiz günlerde ABD ve Japonya’nın otuz yıl aradan sonra yene destek olmak için koordineli döviz müdahalesinde bulunması, bu değişimin en net göstergesiydi. Washington’un buradaki asıl kaygısı sadece Tokyo’yu desteklemekten ziyade, küresel dolar sisteminin kritik bir parçasını güvene almaktı.

Çin’den sonra en büyük ABD hazine tahvili yatırımcısı olan Japonya’nın, yen değer kaybettikçe içeride nakit sağlamak için bu tahvilleri satma riski Washington’u endişelendiriyor. Böyle bir hamle Amerikan tahvil faizlerini sıçratıp ülkenin borçlanma maliyetini artırabilir. Ayrıca, düşük faizli yen üzerinden borçlanarak yüksek getirili varlıklara yatırım yapılmasını sağlayan “carry trade” mekanizmasının çözülmesi, küresel piyasalarda eş zamanlı dev dalgalanmalara yol açma potansiyeli taşıyor.
Enerji fiyatlarını ve jeopolitik riskleri tırmandıran İran krizi, mevcut kırılganlığı daha da körüklüyor. 1985 yılındaki Plaza Anlaşması’nda aşırı güçlü yen Amerikan sanayisini tehdit ederken, bugün tam tersi bir senaryoyla aşırı zayıf yen küresel finansal sistemi tehdit ediyor. Gelinen noktada güçlü dolar, ABD için sadece bir hegemonya avantajı olmaktan çıkıp, yönetilmesi giderek zorlaşan stratejik ve ağır bir yüke dönüşmüş durumda.

GÜNDEM KORİDORU
4 gün önceEKONOMİ
18 gün önceEKONOMİ
27 gün önceGÜNDEM KORİDORU
04 Ağustos 2026GÜNDEM KORİDORU
04 Ağustos 2026GÜNDEM KORİDORU
04 Ağustos 2026GÜNDEM KORİDORU
04 Ağustos 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.