TPAO ortaklığıyla Diyarbakır Havzası’ndaki yeni nesil enerji kaynaklarını geliştiren ABD’li enerji devi TransAtlantic Petroleum, bölgenin uzun vadede günlük 250 bin varil petrol ve 25 milyon metreküpten fazla doğal gaz üretme gücüne sahip olduğunu açıkladı.
Türkiye’nin enerji bağımsızlığı yolundaki stratejik adımlarına küresel ölçekte dev bir projeksiyon eklendi. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Texas merkezli TransAtlantic Petroleum ve Oklahoma merkezli Continental Resources ortaklığında Diyarbakır Havzası’nda yürütülen konvansiyonel olmayan hidrokarbon arama çalışmaları, ülkenin enerji haritasını kökten değiştirmeye aday görünüyor. Yatay sondaj teknolojilerinin merkezde yer aldığı bu büyük işbirliği, Kuzey Amerika’nın üretim tecrübesini doğrudan Türkiye topraklarına taşıyor.
Geliştirilen bu yeni ortaklık modeli; bilgi birikimi, teknoloji transferi, sermaye ve kaynak paylaşımı esasına dayanıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın petrol aramacılığında yeni bir dönem olarak nitelendirdiği proje, yerli iş gücünün eğitilmesini ve en güncel çevresel teknolojilerin kullanılmasını da sağlıyor. Türkiye’nin günlük ortalama petrol tüketiminin 1 milyon varil seviyesinde olduğu dikkate alındığında, bu sahanın tek başına ülkenin toplam ihtiyacının yüzde 25’ini karşılayabileceği belirtiliyor.
TransAtlantic Petroleum Yönetim Kurulu Başkanı Malone Mitchell, projenin detaylarını ve bölgenin geleceğini şu sözlerle özetliyor:
“Türkiye’de büyük ölçekli konvansiyonel olmayan kaynak potansiyeline sahip iki bölge bulunuyor. Bu kaynakların gözeneklilik ve geçirgenlik özelliklerinin daha düşük olmasını kastediyoruz. Bu iki bölge, Türkiye’nin güneydoğusundaki Diyarbakır Havzası ve kuzeybatısındaki Trakya Havzası. Her iki havzada da 18 yıldır faaliyet gösteriyoruz. TPAO ile uzun yıllara dayanan işbirliğimiz son dönemde yeni bir boyut kazandı. Kuzey Amerika’da yaygın olarak kullanılan konvansiyonel olmayan petrol ve gaz kaynaklarının üretime kazandırılmasına yönelik tecrübeyi Türkiye’ye taşıyoruz. Bu işbirliği bilgi birikimi, sermaye ve kaynak paylaşımına dayanıyor.”
Güneydoğu Anadolu’daki yeni nesil petrol sahalarının planlandığı gibi gelişmesi durumunda, gelecek beş yıllık süreçte bölgede çok ciddi bir lojistik hareketlilik bekleniyor. Sahada planlanan kule sayılarına ve yeni teknolojilere değinen Malone Mitchell, hedeflerini şu verilerle açıklıyor:
“Diyarbakır Havzası’nın beklediğimiz şekilde gelişmesi halinde gelecek beş yıl içinde sahada yaklaşık 25 sondaj kulesi faaliyet gösterebilir. Her sondaj kulesi, yatay sondaj yapacağı için dört ya da beş dikey kuyunun verimliliğine eşdeğer olacaktır. Bu önemli bir husus, çünkü çok daha az yüzey alanı kaplar. Diyarbakır Havzası yaklaşık 20 yıllık bir süreçte, Türkiye’nin mevcut durumdaki kuyularının toplamından daha fazla kuyuya sahip olabilir. Beş yıllık yavaş bir büyüme sürecinin ardından olgun bir üretim seviyesine ulaşılacağını düşünüyoruz. Zamanla, havzanın toplam potansiyelinin günlük 250 bin varil petrole kadar ulaşabileceğini düşünüyorum. Diyarbakır Havzası’ndaki doğal gaz üretim potansiyeli ise günlük 25 milyon metreküpten fazla olabilir. 25 ila 50 milyon arasında bir üretim oldukça iyi bir miktar. Bu, Türkiye’nin iç talebinin önemli bir kısmını karşılayacaktır. Süreç ilerledikçe TPAO üretimin büyük kısmını gerçekleştirecek ve bazı sahaların tek başına sahibi ve geliştiricisi olarak faaliyet gösterebilecektir.”
Küresel enerji koridorlarında yaşanan büyük değişimler, Türkiye’nin jeopolitik konumunu çok daha kritik bir noktaya taşıyor. Günümüzde uluslararası enerji devleri yatırım kararı alırken sadece yer altı kaynaklarının büyüklüğünü değil, faaliyet yürütecekleri ülkenin sunduğu hukuki ve ekonomik öngörülebilirliği de kriter olarak belirliyor. Türkiye’nin bu alandaki konumunu değerlendiren Mitchell, güven ortamının altını çiziyor:
“Türkiye’nin en büyük avantajı coğrafi konumu. Ülke, enerjinin kesişim noktasında bulunuyor ve küresel enerji koridorlarındaki değişimler Türkiye’nin önemini artırıyor. Enerji şirketleri artık yalnızca kaynak büyüklüğüne değil, faaliyet gösterdikleri ülkelerdeki istikrar ve öngörülebilirliğe de bakıyor. Türkiye belki bazı ülkeler kadar büyük enerji kaynaklarına sahip değil ancak yatırımcıların güvenebileceği bir istikrar sunuyor. ABD’li şirketlere Türkiye merkezli faaliyet göstermeyi, Türk enerji sistemine katılım sağlamayı ve Türkiye’yi bir merkez olarak kullanarak çevre ülkelere açılmayı tavsiye ediyoruz. İş yapmaya çalıştığımız ülkelerde ise Türkiye ile kurduğumuz işbirliğini referans göstererek güven inşa ediyoruz; Özbekistan da bu yaklaşımı uyguladığımız örneklerden biri.”
Şirket stratejilerinde Türkiye yatırımlarının birinci öncelik haline geldiğini belirten Mitchell, ortaklığın büyüklüğünü şu çarpıcı sözlerle ifade ediyor:
“Başarıya giden en iyi ve en hızlı yolu garanti altına alabilmek için diğer faaliyetlerimizi bir noktaya kadar sınırlıyoruz. TPAO ile kurduğumuz ortak girişim şu anda muhtemelen dünya çapında sahip olduğumuz en önemli fırsat. Önemli olan sadece başarılı olmak değil, aynı zamanda TPAO’nun bizi başka projelere de davet edeceği şekilde başarılı olmak. Bu, muhtemelen sahip olduğumuz en değerli ilişki ve şu anda şirketimiz için dünya çapında büyük bir fırsat.”
EKONOMİ
6 gün önceGÜNDEM KORİDORU
12 gün önceGÜNDEM KORİDORU
12 gün önceGÜNDEM KORİDORU
27 gün önceGÜNDEM KORİDORU
14 Temmuz 2026GÜNDEM KORİDORU
14 Temmuz 2026GÜNDEM KORİDORU
14 Temmuz 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.