İş dünyası temsilcileri, CEO’lar ve ekonomi analistleri 2026 yılına dair beklentilerini netleştirmeye başladı. Genel kanı, 2024 ve 2025’teki sıkılaşma politikalarının ardından 2026’nın bir “denge ve atılım yılı” olacağı yönünde. İşte iş dünyasının merceğinden 2026 ekonomisinin temel taşları: İş dünyasının 2026 yılından en büyük beklentisi, enflasyonun öngörülebilir bantlara gerilemesi. Ekonomistler, 2026’nın dezenflasyon sürecinin kalıcı hale geldiği ve merkez bankalarının faiz indirim döngülerini istikrarlı bir zemine oturttuğu yıl olacağını öngörüyor. Faizlerin gerilemesiyle birlikte, son iki yıldır durma noktasına gelen yatırım kredilerinin tekrar canlanması bekleniyor. Şirketler artık “enflasyon muhasebesi” ile yaşamak yerine, fiyat istikrarı altında uzun vadeli bütçeleme yapmayı hedefliyor. Türkiye’nin bölgesel bir lojistik ve turizm gücü olarak konumu, dış ticaret açığının kapatılmasında kilit rol oynayacak.
İş dünyası pembe bir tablo çizse de riskleri göz ardı etmiyor. 2026 ajandasında iki ana risk öne çıkıyor: Jeopolitik Gerilimler: Bölgesel çatışmaların enerji ve lojistik maliyetleri üzerindeki baskısı. Yetenek Kıtlığı: Nitelikli iş gücünün yurt dışına yönelmesi veya sektör değiştirmesi nedeniyle yaşanan “insan kaynağı krizi”. Şirketler, 2026’da sadece maaşla değil, “anlamlı iş deneyimi” ile yeteneği elde tutmaya çalışacak. 2026 yılı iş dünyası için “fırtınanın dindiği” ancak “dümende kalmak için daha profesyonel manevraların gerektiği” bir yıl olacak. Başarının anahtarı ise nakit akış yönetimi, dijitalleşme ve doğru zamanlanmış yatırımlar olacak.

NAIL OLPAK Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı
Türkiye İş Bankası’nın geleneksel “Altın Gençler” ödül töreninde İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran sorularımızı yanıtladı. Aran 2026 yılına dair ekonomik beklentilerini ve bankacılık sektörünün rotasını çizerek, piyasalardaki erken gevşeme beklentilerine temkinli bir set çekti. Hakan Aran, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği dezenflasyon sürecini ve 2026 öngörülerini samimi bir dille paylaştı. Özellikle para politikasındaki kararlılığa vurgu yapan Aran, reel sektörün ve vatandaşın merakla beklediği “rahatlama” dönemi için sabırlı olunması gerektiğinin altını çizdi. Piyasaların 2026 yılı için beklediği faiz indirimi ve gevşeme döngüsü hakkındaki soruları yanıtlayan Aran, ekonomi yönetiminin mevcut sıkı duruşunun bir süre daha korunacağını ifade etti. Aran, ‘’Henüz daha enflasyonla mücadele programında kritik eşik geçilmedi. O yüzden mevcut olan sistematiğin, mevcut olan hangi kısıtlar varsa mevcut sistem içerisinde nasıl bir akış varsa, 2026’nın ilk altı ayında da aynısının devam edeceğini beklemek lazım. 2025’te nasılsa, 2026’nın ilk altı ayında da farklı bir şey beklememek gerekiyor’’ şeklinde konuştu. Aran, bu sürecin ancak 2026’nın ikinci yarısından itibaren esneyebileceğini belirterek, “2026’nın ikinci altı ayı için bu sorduğunuz sorunun cevabı; evet, musluklar açılabilir, kredilerde bir takım rahatlık olabilir ama henüz öngörebildiğimiz ve ilk 2026’nın ilk altı ayını konuşuyorsak o kısım için çok öngörmüyorum” dedi.

HAKAN ARAN Türkiye İş Bankası Genel Müdürü
Sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki yansımalarını ve bankaların aktif kalitesini de değerlendiren Aran, sorunlu kredi oranlarındaki (NPL) beklenen artışın yönetilebilir seviye[1]de olduğunu şu sözlerle açıkladı: ‘’Özellikle bankaların aktif kalitesinde bir bozulma var ama bu hiçbir zaman sistemik risk yaratacak boyutta değil. Sorunlu kredi oranı yüzde 3’ler civarında olacaktır ve 2026 yılında da bunun yüzde 4’ler civarına çıkması, 4-4,5 bandında bir yere gelmesi mümkün. Dolayısıyla sıkı para politikasının en doğal sonucu reel sektörde aslında kredileri, sorunlu kredi oranını artırmak. Dolayısıyla bankalar olarak biz bununla yüzleşeceğiz.” Döviz kuru tartışmalarına da değinen Aran, enflasyonla mücadele kapsamında kurun kontrollü gidişatının önemini koruyacağını belirterek, ‘’Bu politikanın önemli bir unsuru aslında kurun kontrollü olarak gitmesi. Dolayısıyla enflasyonla mücadele öncelikli olduğu sürece kur politikasında bir değişiklik beklememek lazım’’ diye konuştu.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak’ın 2026 yılına dair sunduğu stratejik projeksiyon, küresel ticaretin korumacı duvarlarına karşı Türkiye’nin “İkiz Dönüşüm” ve “Hizmet İhracatı” ile yanıt vermesi gerektiğini ortaya koyuyor. Olpak, 2026’yı politik belirsizliklerin sür[1]düğü ancak yapısal fırsatların taze olduğu bir “denge yılı” olarak tanımlıyor. Olpak’ın açıklamalarında öne çıkan başlıkları şunlardır: Küresel tehdit ve ikiz dönüşüm çözümü: 2025 yılında ABD ve Çin arasında başlayan tarife savaşlarının küresel ticaret üzerinde kalıcı bir belirsizlik bıraktığını belirten Olpak, 2026 yılında da korumacı eğilimlerin ve ticari bloklaşmaların süreceğini öngörüyor.

MUSTAFA GÜLTEPE Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, 2026 yılında klasik ticaret heyeti anlayışını geride bırakarak Batı pazarlarında PR ve algı odaklı çalıştaylara odaklanacaklarını duyurdu. Maliyet artışları karşısında rekabetçiliğin korunması gerektiğini vurgulayan Gültepe, “En zor dönem geride kaldı, şimdi üretim ve ihracatı şahlandırma vakti” dedi. TİM Başkanı Mustafa Gültepe, 2025 yılının tüm dünya ve Türkiye için zorlu bir test yılı olduğunu belirterek, 2026 yılı için ihracat ailesinin rotasını “nitelikli büyüme” ve “stratejik tanıtım” olarak belirlediklerini açıkladı. Gültepe, özellikle Batı ülkelerinde sektörel buluşmaların formunu değiştireceklerini vurguladı. Geçtiğimiz dönemde 200’ün üzerinde ticaret heyeti ve 300’ün üzerinde fuar katılımı gerçekleştirdiklerini hatırlatan Gültepe, 2026’da strateji değişikliğine gideceklerini belirterek şunları söyledi: “Bazı ülkelerde yaklaşımımızı değiştiriyoruz. Artık sadece B2B (şirketler arası görüşme) odaklı değil; daha fazla PR’ın, daha fazla algı yönetiminin olduğu buluşmalar gerçekleştireceğiz. Birbirini tamamlayan sektörleri bir araya getirerek, Batı ülkelerinde çalıştaylar ve özel etkinlikler düzenleyeceğiz. Türkiye’nin dünya tanıtımını bütün ihracat camiası olarak bu vizyonla sürdüreceğiz.”
İhracatçının en büyük sorunu olan maliyetler ve kur-enflasyon dengesine dair de samimi açıklamalarda bulunan TİM Başkanı, son üç yılın yarattığı olumsuz etkilerin farkında olduklarını belirterek, “Son 3 yıl bizi rekabetçilik anlamında olumsuz etkiledi, bu bir gerçek. Ancak inanıyorum ki artık en zor dönem geride kaldı. 2026 ve sonrası için üretim, ihracat ve rekabetçiliğin ön planda olduğu ekonomik destek programlarının devreye girmesi şart. Eğer üretim ve ihracatı merkeze almazsak, büyük hedeflerimize ulaşmakta zorlanırız; kaybeden biz oluruz” ifadelerini kullandı. Mustafa Gültepe, 2026 yılı için iş dünyasına ve Türkiye’ye verdiği mesajda “moral” ve “üretim” vurgusunu yineleyerek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Hedeflerimiz büyük. Bu hedeflere ulaşmak için ihracat ve üretime her zamankinden daha fazla önem vermeliyiz. 2026 yılı için tüm halkımıza öncelikle sağlık ve huzur; iş dünyamıza ise bol üretim ve bol ihracat diliyorum.”
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Öksüz, Türk tekstil sektörünün yıllık 80 milyar dolarlık üretim gücüyle Türkiye’nin ikinci büyük devi olduğunu hatırlatarak; 2026 yılını bir “dengeleme ve atılım” yılına dönüştürmek için gereken şartları açıkladı. İşçilik maliyetleri, finansmana erişim zorluğu ve baskılanmış kur rejimi nedeniyle sektörün “kan kaybettiği” bir yıl olduğunu belirten Öksüz, 2026’da dümende kalabilmek için şu acil adımların atılması gerektiğini vurguladı:

AHMET ÖKSÜZ İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı
Ahmet Öksüz, Türkiye’nin kilogram başına 8 dolar olan ihracat birim fiyatını (ki bu Türkiye ortalamasının 5 katıdır), dünya devleri gibi 70 dolar seviyelerine çıkarmanın yolunun “markalaşma” olduğunu belirtti. Öksüz, “Türkiye Varlık Fonu aracılığıyla küresel bir markanın satın alınması ve üretiminin Türkiye’ye kaydırılması sektöre can suyu olur. Bu hamle, sadece ihracat birim fiyatını artırmakla kalmaz, markalaşma bilincini tüm tabana yayar” dedi.
2026 yılında “temkinli iyimserlik” zemininde yatırımların sürebilmesi için sektörün teknik tekstil ve yeşil dönüşüme odaklanması gerektiğini belirten Öksüz, İTHİB’in paydaşlarıyla yürüttüğü IPA III Projesi’ne dikkat çekti. Öksüz, “2026 yılında sahalara inecek ekiplerle firmaların karbon ayak izini azaltmaya yönelik somut adımlar atılacak. Bölgesel çatışmaların lojistik ağları zorladığı bir dönemde Türkiye’nin 4 saatlik uçuş mesafesindeki 1,4 milyar nüfusa erişim gücü en büyük kozu olmaya devam ediyor” diye konuştu. Öksüz, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile birlikte Avrupa’ya yakınlığın bir “tercih sebebi” olacağını ve Türkiye’nin entegre üretim kabiliyetiyle yakın coğrafyada rakipsiz olduğunu savundu.

GÜNDEM KORİDORU
10 saat önceGÜNDEM KORİDORU
6 gün önceGÜNDEM KORİDORU
9 gün önceGÜNDEM KORİDORU
12 gün önceGÜNDEM KORİDORU
19 gün önceEKONOMİ
29 gün önceGÜNDEM KORİDORU
29 gün önce