Küresel enerji dönüşümü hızlandıkça bakır, lityum, nikel, kobalt, grafit ve nadir toprak elementlerine duyulan ihtiyaç da artıyor. Temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaşması kritik mineralleri enerji politikalarının merkezine taşırken, üretim ve rafinaj kapasitesinin belirli ülkelerde yoğunlaşması yeni bir arz güvenliği sorununu beraberinde getiriyor.
Uluslararası Enerji Ajansının “Küresel Kritik Mineraller Görünümü 2026” raporuna göre temel enerji minerallerine yönelik talep, son dönemde yıllık ortalama yaklaşık yüzde 10 arttı. Bu oran alüminyum, kurşun ve çinko gibi geleneksel baz metallere yönelik talep artışının belirgin şekilde üzerinde gerçekleşti.
Raporda, kritik minerallere yönelik talep artışının 2025’te yaklaşık yüzde 75’inin enerji sektöründen kaynaklandığı belirtildi. Bu oran 2024’te yüzde 70 seviyesindeydi.
Kritik mineral talebindeki artışta elektrikli araç bataryaları ve enerji depolama sistemleri öne çıktı. Elektrik şebekelerinin genişletilmesi, rüzgar türbinleri ve güneş enerjisi sistemlerindeki yatırımlar da talebi destekledi.
Elektrikli araçlarda kullanılan lityum, nikel, kobalt ve grafit gibi mineraller, batarya üretiminin temel girdileri arasında yer alıyor. Bakır ise elektrik şebekeleri, şarj altyapısı, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji sistemlerinde yoğun biçimde kullanılıyor.
Enerji dönüşümünün hızlanmasıyla birlikte bu minerallere yönelik talebin önümüzdeki yıllarda da güçlü seyrini sürdürmesi bekleniyor.
Rapora göre kritik minerallerin üretim ve işleme süreçlerindeki coğrafi yoğunlaşma giderek artıyor. Endonezya nikel üretiminde, Çin ise diğer temel enerji minerallerinin büyük bölümünde rafine arz artışına öncülük ediyor.
Çin ve Endonezya, 2023-2025 döneminde küresel rafine arz artışının dörtte üçünden fazlasını tek başına karşıladı.
Enerji minerallerinde en büyük rafine üreticisinin ortalama pazar payı 2020’de yaklaşık yüzde 70 seviyesindeyken, 2025’te yüzde 72’ye yükseldi. Böylece rafinaj faaliyetlerindeki yoğunlaşma yeni bir rekor seviyeye ulaştı.
Çin’in lityumun kimyasal dönüşüm kapasitesine yaptığı yatırımlar ile Endonezya’da nikel üretimine yönelik kurulan entegre sanayi bölgeleri bu yükselişte belirleyici oldu.
![]()
IEA verileri, kritik minerallerin tahmini rezervlerinde son yıllarda önemli artış yaşandığını gösterdi.
Bakır, lityum, nikel, kobalt, doğal grafit ve nadir toprak elementlerini kapsayan enerji minerallerinin tahmini rezervleri 2010-2025 döneminde ortalama yüzde 120 büyüdü. Aynı dönemde baz metallerdeki rezerv artışı ise yüzde 7 seviyesinde kaldı.
En yüksek rezerv artışı doğal grafitte görülürken, lityum rezervleri Şili, Avustralya ve Arjantin öncülüğünde genişledi. Endonezya’nın küresel nikel rezervlerindeki payı ise 2010’daki yaklaşık yüzde 5 seviyesinden 2025’te yüzde 40’ın üzerine çıktı.
Rezervlerdeki büyümeye rağmen üretim ve rafinaj kapasitesinin sınırlı sayıdaki ülkenin kontrolünde olması, olası siyasi krizler, ihracat kısıtlamaları ve ticaret gerilimleri karşısında arz zincirlerini kırılgan hale getiriyor.
Türkiye Kritik Mineral İnisiyatifi Kurucusu Sait Uysal, enerji teknolojilerinin kritik mineral talebini belirleyen en önemli unsura dönüştüğünü söyledi.
Savaşların ve enerji güvenliği krizlerinin elektrikli araçlara ve yenilenebilir enerji sistemlerine yönelimi hızlandırdığını belirten Uysal, “Yaşanan savaşlar kritik minerallere talebi ciddi anlamda tetikliyor. Hürmüz Boğazı kriziyle yaşanan petrol krizi petrole bağımlı olmanın risklerini bir kez daha ortaya koyarken, Ukrayna’nın Rusya’ya ait petrol rafinerilerine yönelik saldırıları ve Rusya’da oluşan benzin ile dizel yakıt kıtlığı elektrikli araçlara olan talebi önemli ölçüde artırıyor” dedi.
Alternatif batarya teknolojilerinin geliştirilmesine rağmen lityum iyon pillerin önemini koruyacağını vurgulayan Uysal, “Her ne kadar sodyum iyon pilleri gibi alternatif teknolojiler gündeme gelse de önümüzdeki 10 yılda lityum iyon pillerin özellikle elektrikli araçlar ve enerji depolama sistemlerinde temel teknoloji olmayı sürdüreceğini söyleyebiliriz. Bu da lityum pillerde kullanılan minerallere yönelik talebin daha hızlı artacağı anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Elektrifikasyon yatırımlarının bakıra yönelik talebi hızla artırdığına dikkati çeken Uysal, yeni bir bakır madeninin keşiften üretime geçmesinin ortalama 17 yıl sürdüğünü söyledi.
Mevcut projelerin talebi karşılamaya yetmeyebileceğini belirten Uysal, “2035’e kadar tamamlanması planlanan projelerde hiçbir iptal ya da gecikme olmasa bile kritik minerallerin bazılarında açık oluşması bekleniyor. Bununla birlikte daha az konuşulan fakat daha tehlikeli unsur coğrafi kırılganlık. Baskın tedarikçiyi devre dışı bıraktığınızda geriye kalan arz talebi karşılamaya yetmiyor. Bu açığın sebebi jeolojik değil, siyaset” diye konuştu.
Bakır dışındaki birçok kritik mineralde rezerv yetersizliğinin temel sorun olmadığını vurgulayan Uysal, asıl riskin üretim ve rafinaj tesislerinin belirli ülkelerde yoğunlaşmasından kaynaklandığını ifade etti.
Uysal, “Arz darboğazı artık bir ihtimal değil, mevcut yatırım eğilimi değişmediği sürece programlanmış bir sonuç. Asıl soru darboğazın gelip gelmeyeceği değil, hangi mineralde, ne zaman ve hangi şiddette yaşanacağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Enerji dönüşümünü hızlandıran ülkelerin sınırlı sayıdaki tedarikçilere olan bağımlılığını azaltacak stratejiler geliştirmesi gerektiğini belirten Uysal, madencilik yatırımlarının artırılması, rafinaj kapasitesinin çeşitlendirilmesi ve geri dönüşüm altyapısının güçlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti.
GÜNDEM KORİDORU
1 gün önceEKONOMİ
4 gün önceALMANYA'DA İŞ DÜNYASI
4 gün önceEKONOMİ
4 gün önceSPOR
4 gün önceEKONOMİ
4 gün önceEMLAK
4 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.