Amerikan siyasetinde tansiyon yeniden yükselmeye başladı. Donald Trump’ın küresel gümrük vergilerini yüzde 50 oranında artırma kararı ikinci tartışmayı başlattı. Kısa süre önce İran’a müdahale konusunda tartışmalar neden olan Trump, ABD Yüksek Mahkemesi’nin “acil durum” tarifelerini yasaya aykırı bularak iptal etme kararından hemen sonra gümrük vergilerini yüzde 10’dan yüzde 15’e çıkardı. İran’a tartışmalı müdahale kararı alan Trump’ın küresel gümrük vergilerini yüzde 50 oranında artırma kararı yalnızca gelişmiş ülkelerde değil, Amerikan iç siyasetinde de ciddi bir tartışma başlattı.
Aslında Tump Amerika ekonomisinin geleceğini çok iyi tahmin ediyor. Dünya ekonomi kurumları ve yorumcuları Amerika ekonomisinin geleceği hakkında ümitsiz yorumlar yapmaktadır. Bu noktada Trump’ın vergi artışı kararı ve savunusu masum ve ülke yararına gibi anlatılmaya çalışılıyor.
Trump’n tezinde, artan vergilerle devlet gelirleri yükselecek, bütçe açığı azalacak ve Amerikan üreticisi korunacak. Kağıt üzerinde bu kanıtlar kulağa makul gelebilir. Ancak ekonomi sadece gelir kalemlerinden ibaret değildir; tüketim, yatırım, beklentiler ve küresel ticaret dengeleri bu denklemin ayrılmaz parçalarıdır.
Gümrük vergilerindeki artış, ithal ürün fiyatlarını yükselterek doğrudan yaşam maliyetlerini artıracaktır. Sonuç olarak bu durum, enflasyon baskısını güçlendirecek, tüketim harcamalarını sınırlayacak ve kısa vadede büyümeyi yavaşlatacaktır.
Demokratlar, Trump’ı “Amerikan halkını soymakla” suçladı. Onlara göre bu politika, bütçeyi kurtarmaktan çok vatandaşın cebine uzanan bir vergi artışıdır. Yapılan kamuoyu yoklamalarında Amerikan halkının yüzde 57’sinin bu kararlara onay vermemesi, siyasi riskin de büyüdüğünü gösteriyor.
Dünyanın en büyük ekonomisine sahip bir ülkenin küresel gümrük vergilerini bu ölçüde artırması, yalnızca korumacılık refleksiyle açıklanamaz. Bu adım, aynı zamanda bütçe dengelerinde yaşanan baskının ve ekonomideki kırılganlıkların da bir göstergesi olarak okunabilir. Uluslararası birçok kurum ve bilim insanı, Trump yönetiminin ekonomi politikalarında öngörülebilirlik ve istikrar sorunu bulunduğuna dikkat çekiyor.
Özellikle çelik ve alüminyum sektörüne yönelik ek vergilerin yüzde 50’ye çıkarılması, küresel ticarette yeni bir dalgalanma yaratabilir. Türkiye gibi ABD’ye çelik ihracatı yapan ülkeler açısından bu karar ciddi bir maliyet artışı anlamına geliyor. Türk çeliğinin ABD pazarındaki fiyatı yükselecek, rekabet gücü azalacak ve ithalatçılar daha düşük vergili alternatiflere yönelebilecektir. Bu durum yalnızca Türkiye’yi değil, ABD pazarına ihracat yapan birçok ülkeyi yeniden konumlanmaya zorlayacaktır.
Korumacı politikaların üç temel sonucu olabilir, bunlar rekabet gücünün azalması, pazar kaybı ve alternatif pazarlara yönelme zorunluluğudur.
Türkiye alternatif olarak Avrupa, Orta Doğu ve Afrika pazarlarına yönelecektir. Ortadoğu ve Afrika coğrafyalarında mevcut ekonomik ve politik sorunlar dikkate alındığında, bu bölgeler kısa vadede cazip bir çözüm sunmamaktadır. Avrupa pazarı ise zaten yoğun rekabet altındadır. Türkiye gibi ülkelerin katma değeri yüksek üretime yönelmesi ve yeni ticaret anlaşmalarıyla pazar çeşitlendirmesini artırması kaçınılmaz olacaktır.
Küresel ekonomik durumu daha da anlaşılmaz hale getiren bir başka durum ise, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında tırmanan gerilimdir. Henüz fiili bir savaş ilan edilmemiş ancak artan askeri hareketlilik ve sertleşen diplomatik söylem, piyasalar üzerinde ciddi bir psikolojik baskı yaratmaktadır. Nükleer müzakerelerde yaptırımların kaldırılması ve uranyum zenginleştirme konularında yaşanan görüş ayrılıkları, sürecin kolay çözülemeyeceğini göstermektedir.
Bölgede olası bir İran–ABD çatışması, enerji fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açabilir. Petrol ve altın fiyatlarındaki yükseliş, küresel enflasyonu tetikleyebilir ve Amerikan ekonomisi üzerinde ek maliyet baskısı oluşturabilir. Trump’ın gümrük vergilerini artırma hamlesi, belki bu baskıyı dengelemeye yönelik bir gelir arayışı olarak görülebilir; ancak ticareti daraltarak ekonomik büyümeyi zayıflatma riski de taşımaktadır.
Sonuç olarak, Trump iyi bir iş insanı olabilir; fakat makroekonomik denge, şirket yönetiminden çok daha karmaşık bir yapıdır. Küresel ticaret ağlarının iç içe geçtiği bir dünyada, yüzde 50’lik tarife artışları yalnızca rakipleri değil, iç piyasayı da sarsar. 2026 Kasım ara seçimleri öncesinde alınan bu kararlar, ekonomik olduğu kadar siyasi sonuçlar da doğuracaktır.
Küresel belirsizliğin arttığı bir dönemde korumacılık, kısa vadeli bir sığınak sunabilir; ancak uzun vadede sürdürülebilir refahın yolu, rekabet gücü, verimlilik artışı ve öngörülebilir ekonomi politikalarından geçer. Aksi halde, faturayı ödeyen yalnızca ticaret ortakları değil, doğrudan Amerikan halkı olacaktır.
GÜNDEM KORİDORU
20 saat önceGÜNDEM KORİDORU
6 gün önceGÜNDEM KORİDORU
8 gün önceGÜNDEM KORİDORU
15 gün önceKARİYER
22 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 gün önceEKONOMİ
23 gün önce