Dünya ekonomisinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı, bugünlerde sadece tanker geçişleri ve dalgalanan petrol fiyatlarıyla değil, küresel güç dengelerini temelinden sarsacak çok daha derin bir krizle gündemde. Kamuoyu odağını “enerji arzı” üzerinde tutarken, Enerji Verimliliği Derneği (ENVER) Yönetim Kurulu Üyesi Altuğ Karataş ve enerji piyasalarının deneyimli ismi Bülent Şen, modern dünyanın “buzdağının altındaki” gerçek tehlikeye işaret ediyor: Maden ve Kimya Savaşı. Geleneksel savaş anlayışının yerini üretim zincirlerinin koparılmasına bıraktığı bu yeni dönemde, Hürmüz’deki tek bir tıkanıklık sadece akaryakıt zamlarını değil; savunma sanayiinden gıda güvenliğine, yarı iletken teknolojisinden havacılığa kadar tüm sektörleri felç etme potansiyeli taşıyor. Karataş’ın deyimiyle dünya, “hammaddeye ulaşamayan savunma sistemleri ve durma noktasına gelen teknoloji üretimiyle” bir hayatta kalma sınavına hazırlanıyor.

Hürmüz Boğazı denince akla gelen klasik “petrol tankerleri” imajı, günümüzün yüksek teknolojili üretim dünyasında buzdağının sadece görünen kısmı. Altuğ Karataş, endüstriyel üretimin tek bir ham maddeyle değil, karmaşık bir proses zinciriyle yürüdüğünü hatırlatıyor. Bu zincirin en kritik ve sessiz halkası ise ‘‘sülfürik asit.’’
Petrol ve doğal gaz işlenirken yan ürün olarak açığa çıkan kükürt, sülfürik asit üretiminin ana kaynağı. Karataş, bu hayati bağı şu sözlerle özetliyor: “Sülfürik asit olmadan yarı iletkeni, çipi, elektronik malzemeyi imal edemezsiniz. Bunlar olmayınca uçağınızı havalandıramaz, füzenizi hedefe gönderemezsiniz.” Bu durum, Hürmüz’deki bir tıkanıklığın sadece enerji fiyatlarını değil, küresel savunma sanayii ve teknoloji üretimini de doğrudan felç edeceği anlamına geliyor.

En çarpıcı noktalarından biri de ABD ordusunun dışa bağımlılığı. Karataş’ın verilerine göre ABD, savunma sanayiinin temel taşı olan alüminyumda yüzde 50 oranında dışa bağımlı ve bu ihtiyacın dörtte biri Hürmüz üzerinden geliyor. Karataş’a göre, lojistik zincirdeki bir kırılma ABD’nin savaşı sürdürülebilir kılma yeteneğini yok edebilir.
Öte yandan, krizin gıda boyutu da kapıda. Gübre üretiminin temel girdisi olan bu kimyasal zincirin kopması, yaklaşık üç ay içerisinde küresel gıda fiyatlarında “şok dalgaları” yaratma potansiyeline sahip. Tayvan gibi teknoloji devlerinin enerji sistemlerinin Hürmüz’den gelen LNG akışına olan hassasiyeti de eklendiğinde, dünya ekonomisinin deyim yerindeyse “entübe” edilmesi riski Mart-Nisan 2026 gündeminin en sıcak başlığı haline geliyor.

Enerji Verimliliği Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Altuğ Karataş
Küresel kilitlenmenin yaşandığı bu tabloda Türkiye, stratejik bir “oyun kurucu” olarak öne çıkıyor. Karataş, Türkiye’nin enerji çeşitliliği sayesinde Hürmüz’e olan bağımlılığının sadece yüzde 10 seviyesinde olduğunu, bu rakamın Avrupa ve Güney Kore ile kıyaslandığında Türkiye’ye büyük bir manevra alanı sağladığını belirtiyor.
Ancak asıl hikâye madenlerde başlıyor. Altuğ Karataş, Eskişehir Beylikova’daki dünyanın ikinci büyük nadir toprak elementleri (NTE) sahasına işaret ederek; “Türkiye’nin gerçek bağımsızlığı, bu kritik madenleri uç ürün haline getirip yüksek teknolojiye entegre etmesiyle başlayacak” diyor. Türkiye, hem bu rezervleri hem de herkesle konuşabilen diplomasi gücüyle krizden “oyun kurucu” olarak çıkmaya aday.

Enerji piyasalarının deneyimli ismi MÜSİAD Enerji ve Çevre Sektör Kurulu Başkanı Bülent Şen de küresel ticaretin ve enerjinin geleceğine dair çarpıcı analizlerde bulundu. 1900’lü yıllara damga vuran petrol egemenliğinin sona erdiğini savunan Şen, dünya ekonomisinin artık “Maden Çağı”na girdiğini ilan etti.
Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin sadece enerji fiyatlarını değil, küresel teknoloji üretimini de tehdit ettiğini belirten Şen, boğazın sanılandan çok daha kritik bir işlevi olduğunu vurguladı. Şen, “Buradan sadece petrol ve doğalgaz geçmiyor. Savunma sanayiinde kullanılan alüminyum ve yarı iletkenlerin üretimi için hayati önem taşıyan helyum gazı da bu rotadan taşınıyor. Hürmüz’deki bir tıkanıklık, küresel çip ve silah üretiminin durması demektir,” uyarısında bulundu.

MÜSİAD Enerji ve Çevre Sektör Kurulu Başkanı Bülent Şen
Forbes’ta yayımlanan makalesine atıfta bulunan Bülent Şen, yenilenebilir enerji sistemlerinin fosil yakıtlara oranla altı kat daha fazla madene ihtiyaç duyduğunu hatırlattı. Madenlerin stratejik birer silah haline geldiğini belirten uzman, “Seryum olmazsa telefonların dokunmatik ekranlarını yapamazsınız, neodyum olmazsa rüzgar türbinlerini döndüremezsiniz. Bugün bu kritik madenlerin yüzde 85’i Çin’in elinde. Bu da güç dengelerini tamamen değiştiriyor,” dedi.
Türkiye’nin enerji arz güvenliği konusundaki konumunu da değerlendiren Şen, ülkenin enerji çeşitliliği sayesinde tedarik sıkıntısı yaşamasını beklemediğini ifade etti. Ancak küresel fiyat artışlarının ekonomik faturasına dikkat çekerek, “Brent petrolündeki her 1 dolarlık artış, Türkiye’nin yıllık cari açığına 400 milyon dolarlık ek yük bindiriyor,” diyerek ekonomik hassasiyete vurgu yaptı.

Hürmüz’e alternatif olacak boru hatları ve kara yolları projelerinin kısa vadede çözüm olmayacağını belirten Şen, bu tür yatırımların hayata geçmesinin 3 ile 6 yıl arasında bir zaman gerektirdiğini söyledi. Türkiye’nin stratejik bir ticaret merkezi olma potansiyelinin altını çizen uzman, boru hatlarının güvenliğinin de en az deniz yolları kadar jeopolitik risk taşıdığını ekledi.
Mevcut jeopolitik krizlerin ekonomik bilançosunu da çıkaran Bülent Şen, Avrupa Birliği’nin bu süreçte en büyük kaybeden olduğunu savundu. Şen, “Rusya savaş öncesi 40 dolara sattığı gazı bugün 100 dolara satıyor. ABD ise kendi petrol ve gazını üreterek bir ihracatçı devine dönüştü. Bu tabloda kazananlar Rusya ve Çin olurken, dünya genelinde bir enflasyon sarmalı tetikleniyor,” değerlendirmesinde bulundu.
GÜNDEM KORİDORU
28 gün önceGÜNDEM KORİDORU
15 Nisan 2026GÜNDEM KORİDORU
15 Nisan 2026GÜNDEM KORİDORU
15 Nisan 2026GÜNDEM KORİDORU
15 Nisan 2026KARİYER
15 Nisan 2026GÜNDEM KORİDORU
15 Nisan 2026