Türkiye ekonomisinin, son birkaç yılda zor bir dönemden geçtiğini söyleyen TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “2011 yılında yüzde 4’ün bile altına indirmeyi başardığımız enflasyon, 2016 sonrası dönemde uygulanan politikalar sonucunda, yeniden bir artış sürecine girdi. Bu olumsuz süreç, 2021 sonrası dönemde daha da hız kazandı. Yükselen enflasyonu doğru para politikasına dönerek aşağı indirmeye başladık. Ancak enflasyon hala yüksek; yüzde 50’nin sadece biraz altındayız. Önümüzde hala meşakkatli bir süreç var” dedi.
Geçtiğimiz haftalarda açıklanan büyüme verilerine de değinen Turan, bu verilerin iş dünyasının yaşadığı faaliyet kayıplarını gözler önüne serdiğini belirtti.
Hem çalışan kesimin hem de iş dünyasının fedakarlık yaptığını toplumun aynı fedakarlığı kamudan da görmek istediğini aktaran Turan, sözlerini şu şekilde sürdürdü;
“Enflasyonla mücadele için, sıkı para politikasına ve ekonomideki soğumaya devam etmek gerekecek. Bu da hem reel kesimin hem de hane halklarının karşı karşıya olduğu zorlukların biraz daha süreceği anlamına geliyor. Enflasyonla mücadelenin gerektirdiği fedakarlıklar deyince, kamuda tasarruf ve verimlilik ve kayıt dışı ile mücadelede konusunda daha güçlü adımlara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Nasıl ki toplumun her kesimi bu yükü sırtlanıyor, kamunun da önemli ölçüde tasarrufa gitmesi çok mühim. Çalışanlar fedakarlık yapıyor, iş dünyası da fedakarlık yapıyor, ama aynı fedakarlığı kamudan da görmek istiyor toplum. Merkez Bankası 2025 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 21 olarak güncelledi. Son verilere göre 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentisi, reel sektörde yüzde 48 hane halklarında yüzde 64. Tahminler ve beklentiler arasındaki bu makas herkesin işini zorlaştırıyor. Açıktır ki, bu süreç çok incelikli ve hassas bir yaklaşım gerektiriyor. Burada hataya hiç yer yok. Para politikasının yönetimindeki değişikliğin en olumlu sonucunu dış kırılganlıkların azaltılmasında görüyoruz. Ülke Risk Primi düşüp, Merkez Bankası rezervleri hızla artarken, cari açık da geriledi. TL’ye güven güçlendi. Bu sürecin devamında doğrudan sermaye yatırımlarının da artmaya başlamasını ümit ediyoruz.”
Öte yandan TL’deki düşüşe de dikkat çeken Başkan Turan, “Değerlenmenin, bazı iş kolları üzerinde yarattığı baskının da farkındayız. Önümüzdeki dönemde, Doların Euro karşısında değer kazanması, ithalatta Doların, ihracatta Euronun ağırlık taşıdığı ülkemizde, ihracatçı üzerindeki baskıyı daha da artırabilecek. Burada şu noktayı önemle belirtmek istiyorum: Bazı mücadeleler ancak uzun dönemli bir strateji ile kazanılabilir. İhracatımızın rekabet gücünü TL’nin değerini düşürerek değil, üretim yapımızı değiştirerek, verimliliğimizi artırarak, teknolojiyi daha fazla kullanarak sağlayabiliriz. Teknolojinin her gün değiştiği, otonom cihazların ve yapay zekânın uygulama alanının her gün genişlediği bir dünyada, ucuz işçilik ile rekabet devri kapanacak, beceriler ve nitelikli iş gücü üzerinden rekabet devri başlayacak” diye konuştu.
Gençleri geleceğe hazırlamalıyız” diyen Turan, temel becerilerde yetkin, dijital ve teknik becerileri güçlü, yabancı dile hâkim, sosyal becerileri gelişmiş, analitik, eleştirel ve disiplinler arası düşünebilen yaratıcı ve azimli gençler yetiştirmenin önemine vurgu yaptı.
Eğitimin, asla tasarruf edilmemesi gereken bir alan olduğunu da dile getiren Turan, “Eğitime ayrılan kaynakları; eğitimin niteliği, çocukların ve öğretmenlerin iyi olma hali ve okulların koşullarını iyileştirecek şekilde mutlaka artırmalıyız. İlköğretimden yükseköğretim düzeyine kadar, öğrenci başına yıllık harcamaya bakıldığında Türkiye OECD ülkeleri içinde son sıralarda yer alıyor. Eğitim kurumlarına yapılan kamu harcamaları OECD ülkelerine göre düşük. Türkiye yüzde 2 olan eğitime ayrılan kamu kaynaklarının GSYİH içindeki payı ile sondan ikinci. Bu payı artırmamız lazım. Eğitimin merkezi bütçeden aldığı pay 2015 yılındaki yüzde13 değerinden, bugün yüzde 10’un altına inmiş durumda. Bu oranı bir an önce artırmalı; yüzde 15’lere çıkarmalıyız” dedi.
Son günlerin en önemli gündem maddelerinden biri olan ve kadınların iş yaşamında önemli bir mihenk taşı olan kreş ve bakım evlerine ilişkin açıklamalarda da bulunan Turan, “Kadınların iş gücüne katılımını artırmak için, kreş ve bakım evleri gibi, kurumsal mekanizmalar yaygınlaştırılmalı ve iş-özel yaşam dengesini gözeten uygulamaları öne çıkarmalıyız. 2019’da bu konuya dikkat çekmek üzere, TÜSİAD AÇEV ve PwC iş birliğiyle yayınladığımız raporda, dünyadan örneklerle, kreşleri doğrudan ya da vergi politikalarıyla destekleyen, okul öncesi eğitimi zorunlu kılan ve belediyeleri bu sürece dahil eden kamu politikalarının başarısına dikkat çekmiştik. Okul öncesi eğitimin zorunlu ve ücretsiz olmasına, daha çok kreş açılmasına ve iş birliklerine yönelik ihtiyacı dile getirmiştik. Bu konuda bütüncül bir kamu politikası gerektiğine işaret etmeye devam ediyoruz. Kadınların şirketler, kamu kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarında her kademede eşit temsilini de gözetmeliyiz” diyerek kadınların güçlü olduğu bir toplumun, herkes için daha adil bir gelecek olduğunu ifade etti.
Son olarak ülke gündemine ilişkin açıklamalarda bulunan Turan, sözlerini şu şekilde sonlandırdı; “Hepimizin ortak arzusu, ülkemizde ve dünyada her türlü şiddetin son bulması. Dünyada terörden en çok etkilenen ülkelerden biriyiz. Terörün geri dönülmez bir şekilde gündemden kalkması elzemdir. Temel hak ve özgürlerin ve hukuk devletinin garanti altına alınması konularında da mesafe alınması gerekiyor. Ancak, son dönemde, görevden alınan seçilmiş yerel yöneticilerin yerine atanmış yöneticilerin getirilmesini ve ifade ve basın özgürlüğünün uygulanmasındaki sorunları toplumsal istikrar ve refah hedefiyle bağdaştıramıyoruz.”
GÜNDEM KORİDORU
21 Ekim 2026GÜNDEM KORİDORU
21 Ekim 2026EKONOMİ
21 Ekim 2026ALMANYA'DA İŞ DÜNYASI
21 Ekim 2026EKONOMİ
21 Ekim 2026SPOR
21 Ekim 2026EKONOMİ
21 Ekim 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.