DOLAR 46,5998 0.3%
GBP 61,3378 -0.84%
EURO 53,2606 -0.64%
ALTIN 6.294,61-0,79
BIST 14.827,352,82%
BITCOIN 2927713-1.8203%
ETH 79393-1.81301%
İstanbul
23°

KAPALI

ÖZEL HABER
Yapay zekâ reklamları Türkiye’ye giriş yaptı: Dijital pazarlamada…
Türk ihracatçıları için Çin rekabeti artıyor

Türk ihracatçıları için Çin rekabeti artıyor

DEİK’in Çin’in dış ticaretine ilişkin raporu, Çin’in alternatif pazarlardaki büyümesinin Türk ihracatçıları üzerindeki rekabet baskısını artırdığını ortaya koydu. Uzmanlar, Türkiye’nin pazar payını koruması için yüksek katma değerli üretime, teknolojiye, tasarıma, nitelikli iş gücüne ve tedarik güvenilirliğine odaklanması gerektiğini vurguluyor.

16/10/2026 15:32
Türk ihracatçıları için Çin rekabeti artıyor

DEİK’in Çin’in dış ticaretine ilişkin analizi, ABD’nin uyguladığı tarifelerin ardından Çin’in ihracatını alternatif pazarlara yönlendirdiğini ortaya koydu. Türkiye’nin geleneksel ihracat pazarlarında rekabet baskısı artarken uzmanlar, fiyat odaklı rekabet yerine tedarik güvenilirliği, tasarım, teknoloji ve katma değerli üretime odaklanılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından hazırlanan “ABD’nin Uyguladığı Tarife Sonrası Çin Dış Ticaretinin Analizi” başlıklı rapor, küresel ticarette değişen rekabet dengelerini ortaya koydu. ABD’nin Çin menşeli ürünlere uyguladığı ek gümrük tarifeleri sonrasında Çin’in ABD’ye ihracatı 2024’teki 462,6 milyar dolar seviyesinden 2025’te yüzde 29,2 düşüşle 327,5 milyar dolara geriledi. Çin’in ABD ithalatındaki payı da yüzde 13,8’den yüzde 9,4’e indi. ABD pazarında daralan Çin ihracatının alternatif pazarlara yönelmesi, Türkiye’nin geleneksel ihracat pazarlarında rekabetin daha da yoğunlaşmasına neden oldu.

ÇİN, ALTERNATİF PAZARLARDA AĞIRLIĞINI ARTIRIYOR

DEİK verilerine göre Çin’in ihracatı 2025 yılında ASEAN ülkelerine yüzde 13,6 artışla 666,2 milyar dolara, Afrika’ya yüzde 25,9 yükselişle 224,7 milyar dolara, Orta Doğu’ya yüzde 9,7 artışla 258,7 milyar dolara ve Avrupa Birliği’ne yüzde 8,63 artışla 560,7 milyar dolara ulaştı. Çin’in özellikle Kuzey Afrika ve Körfez ülkelerindeki büyüyen varlığı, Türk ihracatçılarının bu pazarlardaki rekabet gücünü yeniden değerlendirmesini gerektiriyor.

Çin’in geniş üretim kapasitesi, agresif fiyat politikaları ve finansman olanakları, Türk şirketleri açısından maliyet baskısını artırıyor. Uzmanlar, bu tabloda yalnızca fiyatları düşürerek rekabet etmenin sürdürülebilir olmadığını belirtiyor. Tedarik zincirlerinde güvenilirlik, teslimat sürelerinin öngörülebilirliği ve ürün niteliği, küresel alıcıların tercihlerini belirleyen temel unsurlar arasında öne çıkıyor.

ORTAK PAZARLARDA İHRACAT DENGELERİ DEĞİŞİYOR

DEİK raporunda yer alan veriler, Türkiye ile Çin’in üçüncü pazarlardaki rekabetinin belirginleştiğini gösteriyor. Mısır, Cezayir ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), bu ayrışmanın öne çıktığı pazarlar arasında yer alıyor.

Türkiye’nin Mısır’a ihracatı 2025 yılında yüzde 2,4 azalarak 4,07 milyar dolara gerilerken Çin’in ihracatı yüzde 18,87 artışla 19,97 milyar dolara yükseldi. Çin’in Mısır pazarındaki payı yüzde 18,56’ya ulaşırken Türkiye’nin payı yüzde 3,61 seviyesinde kaldı.

Cezayir’de de benzer bir tablo ortaya çıktı. Türkiye’nin bu ülkeye ihracatı yüzde 14,58 düşüşle 2,46 milyar dolara inerken Çin’in ihracatı yüzde 19,09 artarak 13,91 milyar dolara çıktı. Böylece iki ülkenin Cezayir’e ihracatı arasındaki fark 11,45 milyar dolara ulaştı.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise Çin’in ihracatı 72,9 milyar dolara yükseldi. Türkiye’nin aynı pazara ihracatı 9,28 milyar dolar seviyesinde kalırken veriler, Türk şirketlerinin mevcut pazar paylarını korumak ve yeni iş fırsatları geliştirmek için farklılaşmaya ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu.

REKABETTE TASARIM VE TESLİMAT HIZI BELİRLEYİCİ OLACAK

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Elif Kaya, Türkiye’nin rekabet stratejisinin verimlilik, ürün niteliği, tasarım, teslimat hızı ve yerli katma değer üzerine kurulması gerektiğini belirtti. Kaya, tekstil sektöründe teknik tekstiller, izlenebilir üretim ve hızlı sipariş uyarlamasının; makine sektöründe ise yazılım, bakım ve mühendislik hizmetlerinin ürünlerle birlikte sunulmasının rekabet gücünü artırabileceğini ifade etti.

Çin’den gelen ürünlerin yalnızca rekabet baskısı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini kaydeden Kaya, uygun fiyatlı makine ve ara girdilerin Türk sanayisinin dönüşümüne katkı sağlayabileceğine dikkat çekti. Kaya’ya göre temel hedef, yalnızca daha fazla ürün satmak değil, üretim sürecinde ortaya çıkan değerin daha büyük bölümünü Türkiye’de tutabilmek olmalı.

guven donemi kuresel ticarette rekabetin kurallari degisiyor 1792130908

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Elif Kaya

YÜKSEK TEKNOLOJİLİ ÜRETİM İÇİN DÖRT ÖNCELİK

Türkiye’nin yüksek katma değerli üretime geçişinin uzun vadeli ve ölçülebilir bir sanayi politikasıyla desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Kaya, makine, elektrikli ekipman, otomotiv bileşenleri, medikal teknolojiler ve enerji sistemlerinin kritik alanlar arasında değerlendirilebileceğini belirtti.

Kaya, bu dönüşüm için dört temel önceliğe işaret etti: uzun vadeli finansmana erişim, nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi, araştırma sonuçlarının üretime aktarılması ve yerli tedarikçi ağlarının güçlendirilmesi. Ar-Ge desteklerinin yalnızca ürün geliştirme aşamasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Kaya, test, sertifikasyon ve ilk müşteri süreçlerinin de desteklenmesinin önemini vurguladı.

Üniversiteler, araştırma merkezleri ve işletmeler arasında üretime doğrudan katkı sağlayan iş birliklerinin kurulması gerektiğini belirten Kaya, KOBİ’lerin ortak laboratuvarlara, dijital altyapıya ve mühendislik hizmetlerine erişiminin artırılmasını önerdi. Kamu desteklerinin ise teknolojik gelişim, verimlilik, yerli tedarikçi kapasitesi ve nitelikli istihdam gibi somut performans göstergelerine bağlanması gerektiğini dile getirdi.

Kaya, yüksek teknolojili bir ürünün Türkiye’de monte edilmesinin tek başına teknolojik bağımsızlık anlamına gelmediğini de vurgulayarak tasarım, yazılım, kritik bileşenler ve fikri mülkiyet alanlarında yerli yetkinliğin artırılması gerektiğini kaydetti.

LOJİSTİK AVANTAJ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

Türkiye’nin Avrupa pazarlarına coğrafi yakınlığı, ihracatçılar açısından önemli bir avantaj sunuyor. Ancak Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki Orta Koridor hamleleri ve demir yolu taşımacılığına yönelik yatırımları, teslimat süreleri bakımından rekabeti yeniden şekillendiriyor. Deniz yoluyla 35-45 gün sürebilen Şanghay-Avrupa sevkiyatının bazı demir yolu taşımacılığı örneklerinde 11 güne kadar inebilmesi, Türkiye’nin lojistik avantajını farklı bir boyuta taşıyor.

Bu gelişmeler karşısında Türk iş dünyasının lojistik hatları yalnızca bir risk unsuru olarak değerlendirmemesi gerektiği belirtiliyor. Avrupa’ya ulaşan trenlerin dönüş yüklerinde Türk ürünlerinin yer alması gibi alternatiflerin geliştirilmesi, yeni ticaret fırsatları yaratabilir. Bununla birlikte lojistik avantajın kalıcı rekabet gücüne dönüşmesi, üretim kalitesi ve tedarik zincirindeki güvenilirlikle desteklenmesine bağlı.

GÜVENİLİR VE ESNEK TEDARİKÇİ OLMAK ÖNEM KAZANIYOR

Küresel şirketlerin tedarik kaynaklarını çeşitlendirme eğiliminin Türkiye için yeni yatırım ve sipariş fırsatları oluşturabileceğini belirten Dr. Elif Kaya, alıcıların artık yalnızca ürün fiyatına değil, toplam maliyete odaklandığını ifade etti. Kaya, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ilişkisinin Türkiye için önemli bir zemin sunduğunu belirterek teknik engellerin azaltılmasının üretimin yanı sıra mühendislik ve diğer hizmetlerin gelişmesine de katkı sağlayabileceğini söyledi.

Kaya’ya göre Türkiye’nin esneklik avantajı, küçük partiler hâlinde üretim yapabilmesi ve müşterilerin değişen ihtiyaçlarına mühendislik çözümleri geliştirebilmesiyle güçlenebilir. Coğrafi yakınlığın kurumsal güven ve üretim yetkinliğiyle birleştirilmesi, Türk şirketlerinin küresel tedarik zincirlerindeki konumunu sağlamlaştırabilir.

Türkiye’nin yalnızca malların geçtiği veya ithal parçaların birleştirildiği bir merkez olmanın ötesine geçmesi gerektiğini vurgulayan Kaya, tasarımın, mühendisliğin, teknolojik öğrenmenin ve tedarik zincirini yöneten karar mekanizmalarının da ülkede geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Kalıcı başarının yalnızca ihracat hacmiyle değil, Türkiye’de oluşturulan katma değer, gelişen yerli tedarikçi ağı ve artan Ar-Ge kapasitesiyle ölçülmesi gerektiğini belirtti.

Küresel ticarette rekabetin yeniden şekillendiği bu dönemde Türkiye’nin önündeki temel hedef, fiyat avantajına dayalı rekabetten teknoloji, kalite, esneklik ve güvenilirlik temelli üretime geçişi hızlandırmak olarak öne çıkıyor.

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.