TÜSİAD, Dünya Su Günü vesilesiyle “Su Odağında Teknoloji Çözümleri” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Etkinliğin açılış konuşmasını TÜSİAD Çevre ve Net Sıfır Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Fatih Özkadı çevrim içi olarak gerçekleştirdi. Açılışın ardından gerçekleştirilen “Teknoloji ve Finansman Perspektifinden Su” başlıklı panelde ise iş dünyasının su riskleri karşısındaki sorumluluğu, teknoloji çözümleri ve finansman modelleri ele alındı. Panelde UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele ile EBRD Enerji Sektörü Avrasya Bölge Başkanı Şule Kılıç konuştu.

Açılış konuşmasında küresel su krizinin boyutlarını rakamlarla ortaya koyan Fatih Özkadı, su meselesinin artık gezegenin dayanıklılığı, toplumsal refah ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından stratejik bir başlık haline geldiğini vurguladı.
Özkadı, “Bugün dünya nüfusunun yaklaşık dörtte biri su güvencesi olmayan bölgelerde yaşıyor. Yaklaşık 2,2 milyar insan güvenli ve kaliteli içme suyuna, 3,5 milyar insan güvenli sanitasyon hizmetlerine erişemiyor. 4 milyar insan ise yılın en az bir ayında ciddi su kıtlığı yaşıyor” dedi.
2002-2024 yılları arasında küresel tatlı su rezervlerinde 324 milyar metreküplük kayıp yaşandığını belirten Özkadı, bunun yaklaşık 280 milyon insanın yıllık su ihtiyacına eşdeğer olduğunu ifade etti.
Tarım alanlarında da ciddi bir baskı olduğunu vurgulayan Özkadı, “Dünya genelinde sulanan yaklaşık 170 milyon hektar tarım alanı yüksek ya da çok yüksek su stresi altında. Dünyada kullanılan içme suyunun yaklaşık yüzde 50’sini ve sulama suyunun yüzde 40’ından fazlasını sağlayan yer altı sularının aşırı kullanımı, arazilerin yaklaşık yüzde 5’inde çökme riskine yol açıyor. Ne yazık ki ülkemizde de benzer sorunlarla karşı karşıyayız” diye konuştu.
Bilimsel çalışmaların dünyayı “küresel su iflası” olarak tanımlanan yeni bir döneme taşıdığına dikkat çeken Özkadı, “Bu kavram, su döngüsünün kendini yenileme kapasitesinin aşıldığını gösteriyor. Nehirler, göller, yer altı suları ve sulak alanların bir kısmı geri döndürülemez biçimde zarar görmüş durumda” dedi.
Su krizinin ekonomik etkilerine de değinen Özkadı, suya bağlı risklerin küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 27 ila 29’una karşılık geldiğinin tahmin edildiğini söyledi. Küresel iş gücünün yaklaşık yüzde 78’inin suya bağlı sektörlerde yer aldığını belirten Özkadı, 2022-2023 döneminde kuraklık kaynaklı ekonomik kayıpların yıllık 307 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini ifade etti.
Son yedi yılda kaybedilen sulak alanların ekosistem hizmet değerinin 5,1 trilyon doların üzerinde olduğuna işaret eden Özkadı, su alanında ciddi bir finansman açığı bulunduğunu vurguladı.
Özkadı, “Kalkınma hedefleri kapsamında su yatırımlarına ulaşmak için yıllık yaklaşık 500 milyar dolarlık ek finansmana ihtiyaç var. Buna karşın küresel yeşil, sosyal ve sürdürülebilirlik temalı tahvil ihraçları içinde su sektörünün payı yüzde 1 ila 4 arasında kalıyor. Bu tablo, atılması gereken adımların büyüklüğünü ortaya koyuyor” dedi.
Türkiye’nin de su stresi altında ve su kıtlığı tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten Özkadı, “Su verimliliği seferberliği, endüstriyel atık su profillerinin belirlenmesi ve ulusal su planı gibi çalışmalar önemli adımlar. Ancak sürdürülebilir su yönetimi anlayışını güçlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Suyun geri kazanımı, yeniden kullanımı, yapay zekâ destekli su yönetimi ve akıllı sulama sistemleri gibi teknolojilerin hızla yaygınlaştırılması gerektiğini belirten Özkadı, finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi ve paydaşlar arasında etkili iş birliklerinin kurulmasının kritik olduğunu söyledi.
Panelde söz alan Melda Çele ise su krizinin artık çevresel bir tartışma olmaktan çıkıp operasyonel ve ekonomik bir risk haline geldiğini vurguladı.
Çele, “Ne üretirsek üretelim su kullanıyoruz. Gıdadan ilaca, tekstilden temizliğe kadar her alanda su var. Meteoroloji verilerine göre 2025 yılında yağışlar önceki dönemlere göre yüzde 26 azaldı ve son 52 yılın en kurak dönemini yaşıyoruz” dedi.
Yeraltı sularında hem azalma hem de kirlenme yaşandığını belirten Çele, “Yukarıdan gelen su azalıyor, aşağıdaki suyu da yeterince arıtamıyoruz. Bu durum tarımı, şehirleri ve sanayi bölgelerini doğrudan etkiliyor. Bursa, İzmir ve Bodrum’da su kısıntıları yaşandı. Kocaeli ve Kırşehir’deki organize sanayi bölgeleri ciddi su sıkıntısı çekiyor” diye konuştu.
CDP verilerine atıfta bulunan Çele, Türkiye’deki sanayi tesislerinin yüzde 72’sinin yüksek su stresi altındaki bölgelerde bulunduğunu belirterek, “Su yerel bir kaynak. Şirketler kendi içlerinde ne kadar iyi uygulama yaparsa yapsın, havza bazlı kolektif bir yaklaşım olmadan kalıcı çözüm üretmek mümkün değil” dedi.
UN Global Compact platformu üzerinden şirket performanslarının takip edildiğini belirten Çele, Türkiye’de su politikalarına yönelik kurumsal farkındalığın hızla arttığını söyledi.
Çele, “2024’ten 2025’e geçerken Türkiye’de şirketlerin su politikası oluşturma oranı yüzde 20’den yüzde 74’e çıktı. Avrupa’da bu oran yüzde 52 seviyesinde. Bu ciddi bir sıçrama” dedi.
Ancak uygulamaların tedarik zincirine yayılması konusunda daha gidilecek yol olduğunu belirten Çele, Türkiye’de bu oranın yüzde 35 seviyesinde olduğunu söyledi.
Dönüşümün hızlanması için “az su kullanımı, atık suyun geri kazanımı ve endüstriyel simbiyoz” başlıklarının kritik olduğunu belirten Çele, “Sizin atığınız başka bir şirketin hammaddesi olabilir. OSB’lerde ve sektörel kümelenmelerde birlikte düşünmemiz gerekiyor” dedi.
Üniversiteler ve yerel yönetimlerle iş birliğinin artırılmasının da önemine değinen Çele, su yönetiminde kolektif hareketin zorunlu hale geldiğini ifade etti.
Şule Kılıç ise su riskinin artık yatırım kararlarının merkezinde yer aldığını söyledi. Kılıç, “Su riski artık yalnızca çevresel bir başlık değil. Maddi sonuçları olan, üretimi ve maliyetleri doğrudan etkileyen bir risk. Yatırım yapılacak bölge seçiminde bile su kriteri belirleyici hale geldi” dedi.
2025 yılında büyükşehirlerde rezervlerin ciddi şekilde azalmasının üretim kesintilerine ve maliyet artışlarına yol açtığını belirten Kılıç, tekstil ve gıda gibi su yoğun sektörlerin bu durumdan doğrudan etkilendiğini söyledi.
EBRD’nin finansman sağladığı projelerde su riskini ayrı bir başlık olarak değerlendirdiğini belirten Kılıç, “Artık projeye bakarken ‘su riski nedir, üretimi nasıl etkiler, maliyetleri nasıl artırır’ diye mutlaka analiz ediyoruz” dedi.
Kılıç, su verimliliği yatırımlarını desteklemek amacıyla karma finansman modelleri uyguladıklarını belirterek, iklim fonları, imtiyazlı krediler ve hibelerle projelerin maliyetinin düşürüldüğünü söyledi.
“Teknoloji aslında mevcut. Sorun yaygınlaşmaması. Şirketler bunu hâlâ maliyet olarak görüyor. Oysa uzun vadede rekabet gücü için kaçınılmaz bir yatırım” diyen Kılıç, kapalı devre soğutma sistemleri, ileri atık su arıtma, dijital izleme ve kaçak tespit teknolojilerine öncelik verdiklerini ifade etti.
Deniz suyunun tuzdan arındırılması yoluyla su elde edilmesi teknolojilerinin de Türkiye için giderek daha önemli hale geldiğini belirten Kılıç, bu alanda kamu-özel iş birliği modellerinin hızla devreye alınması gerektiğini söyledi.
Davranış değişikliğinin de en az teknoloji kadar önemli olduğuna dikkat çeken Kılıç, “Artık evde bile suyu boşa akıtma lüksümüz yok. Bireyden sanayiye kadar zincirin her halkasında bilinç değişimi şart” ifadelerini kullandı.
Panelde yapılan değerlendirmelerde, su krizinin yalnızca çevresel bir tehdit değil, aynı zamanda ekonomik büyüme, rekabetçilik ve toplumsal refah açısından belirleyici bir unsur haline geldiği vurgulandı. Teknoloji çözümleri ve finansman modellerinin yaygınlaştırılmasıyla birlikte kolektif hareketin güçlendirilmesi gerektiği mesajı öne çıktı.
GÜNDEM KORİDORU
5 gün önceGÜNDEM KORİDORU
27 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 Mart 2026GÜNDEM KORİDORU
23 Mart 2026GÜNDEM KORİDORU
23 Mart 2026KARİYER
23 Mart 2026GÜNDEM KORİDORU
23 Mart 2026