Merkez Bankası yılın ilk faiz kararını ocak ayında açıklamış ve politika faizinde 100 baz puanlık indirime giderek, oranı yüzde 38’den yüzde 37 seviyesine çekmişti. Orta Doğu’daki savaşın piyasalarda yarattığı oynaklığa karşı ilave adımlar atan Merkez Bankası, bir hafta vadeli repo ihalelerine geçici süreyle ara vermiş ve Türk Lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerini devreye alacağını kamuoyuyla paylaşmıştı.
Yılın ikinci Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit bırakma kararı veren kurul, ayrıca Merkez Bankası’nın gecelik vadede borç verme faizini yüzde 40’ta, gecelik borçlanma faizini ise yüzde 35,5 düzeyinde sabit tuttu.

Coface Ekonomisti Seltem İyigün, mevcut finansal koşulların şirketlerin sadece yeni finansmana erişimini değil, aynı zamanda mevcut ticari alacakların yönetimini de stratejik bir gündem maddesi haline getirdiğini belirtti. İyigün, “Özellikle tahsilat sürelerinin uzaması ve ödeme zincirindeki kırılganlıkların artması, risk yönetimi ve alacak sigortası gibi çözümlerin önemini daha da artırıyor. Firmaların nakit akışlarını yakından izlemesi, müşteri risk analizlerini güçlendirmesi ve alternatif finansman yöntemlerine yönelmesi kritik bir gereklilik olarak öne çıkıyor” dedi.
Seltem İyigün, faiz indirimlerine verilen aranın reel sektör üzerindeki baskıyı artırabileceğine dikkat çekerek, şunları belirtti: “Orta Doğu’da son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin Türkiye ekonomisini ağırlıklı olarak enerji fiyatları üzerinden etkilemesi bekleniyor. Bu durumun da enflasyon ve cari açık üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturma riski bulunuyor. Nitekim gelişmelerin başladığı 28 Şubat’ın hemen ardından Merkez Bankası, olası enflasyonist etkileri sınırlamak amacıyla TL fonlama faizini artırarak likiditeyi sıkılaştırdı. Bu çerçevede son toplantıda da faiz indirimlerine ara verilmesi kararı alındı.”
İyigün, yurt içi belirsizlikler ve zirai don nedeniyle 2025’te ivme kaybeden dezenflasyon sürecinin, 2026 yılı başında gıda ve küresel petrol fiyatlarındaki artışla birlikte daha temkinli ve yavaş ilerleyeceğini belirterek, “Faiz indirimlerine verilen bu ara, halihazırda yüksek faiz ortamı ve zayıflayan talep nedeniyle finansal görünümü zayıflayan reel sektör açısından, finansman maliyetlerinin bir süre daha yüksek seyretmesi anlamına geliyor. Yurt içi satışlardaki yavaşlama ise yurt dışı piyasalardaki belirsizlikler nedeniyle ihracat ile tam olarak telafi edilemiyor” ifadelerini kullandı.
Seltem İyigün ayrıca, yüksek borçluluk, düşük karlılık, yüksek finansman maliyetleri ve aylık kredi kısıtlamaları gibi unsurların yanı sıra, Orta Doğu’daki savaş nedeniyle hammadde tedarikinde yaşanabilecek aksaklıkların da reel sektör üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtti. İyigün, “Hürmüz Boğazı’ndan yapılan hammadde tedariki sadece LNG ve petrol ile sınırlı değil. Türkiye, tüm imalat sanayine girdi teşkil eden kritik petrokimya ve plastik hammadde ürünlerinin büyük bölümünü Orta Doğu’dan ithal ediyor. Bölgedeki tedarik sorunları, daha önceden yaşanan finansman ve ciro sorunlarına ek olarak reel sektör için ciddi bir üretim sorunu yaratıyor. Son dönemde tahsilat ve ödemelerde gözlemlenen gecikmeler de bu genel çerçevede değerlendirilebilir” dedi.
GÜNDEM KORİDORU
21 gün önceGÜNDEM KORİDORU
26 gün önceGÜNDEM KORİDORU
28 gün önceGÜNDEM KORİDORU
18 Mart 2026KARİYER
18 Mart 2026GÜNDEM KORİDORU
18 Mart 2026EKONOMİ
18 Mart 2026