İstanbul Çırağan Palace Kempinski, Türkiye’nin dış ticaret vizyonu açısından son derece kritik bir zirveye ev sahipliği yaptı. Turquality ve Döviz Kazandırıcı Faaliyetler (TDKF) Derneği ev sahipliğinde, 6 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen “Turquality, Greenquality ve Döviz Kazandırıcı Faaliyetler Zirvesi”; iş dünyası temsilcilerini, üst düzey bürokratları ve uluslararası diplomatik çevreleri bir araya getirdi.
TDKF Yönetim Kurulu Başkanı ve Eski Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ile TDKF İcra Kurulu Başkanı ve Progroup Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Salim Çam’ın ev sahipliği yaptığı zirveye; Ticaret Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililer, TDKF yönetim kurulu, dernek üyeleri ve yabancı ülke temsilcileri katılım sağladı. Türkiye’nin döviz kazandırıcı faaliyetlerinin mevcut durumu ve küresel rekabet gücünün değerlendirildiği toplantıda, ihracatçıların sahada karşılaştığı en somut ve yakıcı sorunlar yüksek sesle dile getirildi.
Zirvede yaptığı konuşmada Türk şirketlerinin küresel ölçekte markalaşma süreçlerini sekteye uğratan en büyük manialardan birinin vize süreçleri olduğunu belirten TDKF Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen, yaşanan paradoksa dikkat çekti. Türk ürünlerinin sınırları kolaylıkla aştığını ancak bu ürünlerin üreticisi olan iş insanlarının sınır kapılarında bekletildiğini ifade eden Tüzmen, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türkiye’nin ürünleri, sınırlarımızın ötesine ulaşabiliyor; ancak markalarımızın aynı ölçüde dünya pazarlarında yer alması konusunda bazı engeller bulunabiliyor. Özellikle, ihracatçıların ve marka sahiplerinin vize süreçleri nedeniyle yurt dışındaki fuar, etkinlik veya iş görüşmelerine katılamaması, markalaşma sürecini doğrudan olumsuz etkiliyor. Ürünlerimiz uluslararası fuarlarda stantlarda sergilenirken, o ürünlerin arkasındaki girişimcilerin ve firma sahiplerinin aynı ortamda bulunamaması kabul edilebilir bir durum değildir ve karşımıza büyük bir sorun olarak çıkmaktadır. Bu nedenle, ihracatçılarımızın yaşadığı vize sorunlarının öncelikle dış politika ve diplomatik kanallar aracılığıyla acilen çözülmesi elzemdir. Bu engellerin aşılması, Türk markalarının dünya pazarlarında çok daha hızlı, nitelikli ve güçlü bir şekilde konumlanmasına hayati katkılar sağlayacaktır.”
Türkiye’nin genel ihracat birim değeri ile Turquality kapsamındaki firmaların birim değerleri arasındaki devasa farka da değinen Tüzmen, katma değerli üretimin önemini istatistiki verilerle gözler önüne serdi. Türkiye’nin ortalama ihracat birim değerinin kilogram başına yaklaşık 1,5 dolar seviyesinde seyrettiğine dikkat çeken TDKF Başkanı Tüzmen, Turquality programının bu rakamı yaklaşık 10 katına çıkardığını belirtti.
Turquality’nin Türk markalarına sunduğu büyük stratejik desteğe değinen Tüzmen, “Bugün Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 14’ünün Turquality kapsamında gerçekleştirilmesi son derece önemli ve gurur verici bir kazanımdır. Ancak markalaşma hedeflerimizi çok daha ileriye taşımak durumundayız. Bunun yolu da sınırların ötesine geçerek yüksek katma değerli ürünlerimizi küresel pazarlarla buluşturmaktan geçiyor. Her zaman ifade ettiğim bir ilke var: Koşan atları mahmuzlamalıyız! Mevcut başarılarımızı daha da ileri taşıyarak ülkemizin küresel marka sayısını artırmalıyız. Türkiye’nin ortalama ihracatı 1.5 dolar seviyesinde iken, Turquality’de kilogram başına ihracat 14 dolar seviyesine ulaşmıştır. Özetle, bu ivmeyi daha da yukarılara taşımak ve ihracatı katlamak istiyorsak, iş insanlarımızın önüne çekilen vize setini derhal ortadan kaldırmalıyız” ifadelerini kullandı.
Zirvede söz alan Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Dr. Mehmet Ali Kılıçkaya ise Turquality programının 20 yılı aşkın süredir Türkiye’nin dış ticaret haritasına sunduğu katkıları verilerle aktardı. Projenin sürdürülebilir ihracat yapısının en temel taşıyıcısı olduğunu vurgulayan Kılıçkaya, devlet desteklerinin sahaya yansımasını şu sözlerle özetledi:
“Turquality, ülkemizin ihracat ve markalaşma vizyonu doğrultusunda hayata geçirdiği en stratejik ve sürdürülebilir projelerden birisidir. 20 yılı aşkın süredir ihracatçılarımıza rehberlik etmekte ve çok önemli katkılar sunmaktadır. Bugün bünyesinde yaklaşık 400 firmanın yer aldığı Turquality programı, Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 14’ünü tek başına gerçekleştirmektedir. Programın firmalar üzerindeki etkisini incelediğimizde son derece çarpıcı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Verilere göre, Turquality kapsamındaki her 10 firmadan 9’u operasyonel ve ticari faaliyetlerini artırırken, her 4 firmadan 3’ü ihracat hacmini büyütmeyi başarmıştır. Bu somut istatistikler, Turquality’nin sıradan bir teşvik veya destek mekanizması olmadığını; Türk şirketlerinin küresel pazarlarda kaslarını güçlendiren, sürdürülebilir büyüme sağlayan ve rekabet gücünü zirveye çıkaran stratejik bir dönüşüm programı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.”

TDKF İcra Kurulu Başkanı ve Progroup Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Salim Çam ise derneğin kısa sürede ulaştığı devasa ekonomik büyüklüğü ve gelecek vizyonunu katılımcılarla paylaştı. TDKF’nin henüz iki yıllık genç bir sivil toplum kuruluşu olmasına rağmen devasa bir ihracat hacmini temsil ettiğini belirten Çam, hedeflerinin vitrine oynamak değil, üreticiye doğrudan dokunmak olduğunu söyledi.
Çam, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu:
“TDKF henüz iki yıldır faaliyette olan bir dernek olmasına rağmen, çatımız altındaki üyelerimizin toplam ihracatı bugün yaklaşık 12 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumdadır. Bu devasa ihracat potansiyelinin içerisinde altından mobilyaya, tekstilden lojistiğe kadar Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan pek çok farklı sektörden güçlü ve köklü firmalar yer alıyor. TDKF olarak tüm çalışmalarımızı kağıt üzerinde değil, tamamen sonuç odaklı bir anlayışla yürütüyoruz. Türkiye’nin ihracat rakamlarındaki gerçek ve kalıcı artışı destekleyecek pratik çözümler ve stratejik öneriler geliştiriyoruz. Gerçekleştirdiğimiz son zirvede de ihracatçı firmalarımızın alt yapı ihtiyaçlarını detaylıca ele aldık. TDKF bünyesinde kurmayı planladığımız İş Geliştirme Komitesi ile bu süreçleri nasıl daha fazla hızlandırabileceğimizi değerlendirdik. Bizim temel önceliğimiz vitrine yönelik yüzeysel çalışmalar yapmak değildir; doğrudan üyelerimizin mutfağına girmek, onların saha ihtiyaçlarına gerçek değerler katmaktır.”
Turquality süreçlerinin mantalite olarak sadece finansal bir kaynaktan ibaret görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Salim Çam, konuşmasını felsefi bir derinlikle tamamladı. Markalaşmanın temelinde tutku ve inancın yattığını belirten Çam, şöyle devam etti:
“Turquality sürecinin ilk ve en hayati adımı, öncelikle buna inanmak ve gerçekten çözülmesi gereken bir derde sahip olmaktır. Çünkü Turquality yalnızca devletin sağladığı bir teşvik yapısı değildir; ortaya koyduğu hedefler, vizyon ve yarattığı değerlerle adeta bir sanat alanıdır. Ünlü ressam Pablo Picasso örneğinde olduğu gibi; insanı üretmeye, sınırları zorlamaya ve kendini sürekli geliştirmeye yönelten temel unsur sadece maddi kazanç arzusu değildir. Asıl unsur, kişinin ortaya koyduğu işine duyduğu derin inanç, saygı ve tutkudur. Sonuç olarak Turquality, şirketlerin sadece bilanço ve finansal performanslarını düzeltmekle kalmaz; onların konfor alanlarını sarsar, motivasyonlarını tazeler ve iş yapma heyecanlarını diri tutarak çok daha güçlü, kurumsal ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmelerine katkı sağlar.”
Zirve, katılımcıların döviz kazandırıcı faaliyetlerin artırılması, yeşil dönüşüm (Greenquality) süreçlerine uyum ve vize engellerinin aşılmasına yönelik ortak deklarasyon temennileriyle sona erdi.
GÜNDEM KORİDORU
20 gün önceGÜNDEM KORİDORU
10 Ekim 2026EKONOMİ
10 Ekim 2026ALMANYA'DA İŞ DÜNYASI
10 Ekim 2026EKONOMİ
10 Ekim 2026SPOR
10 Ekim 2026EKONOMİ
10 Ekim 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.