ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla patlak veren savaş, sadece jeopolitik dengeleri değil, küresel ekonomiyi de derinden sarstı. Artan belirsizlikler sermaye çıkışlarını hızlandırırken, Türkiye’nin hem iç hem de dış borçlanma maliyetleri hızla yükseldi. Prof. Dr. Selva Demiralp’in BBC Türkçe için kaleme aldığı analize göre; 2026 yılı içinde faiz indirim döngüsüne girmesi beklenen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), savaşın yarattığı enflasyon ve kur baskısı nedeniyle tam tersi bir refleks göstermek zorunda kaldı. Efektif politika faizini üç puan artırarak üst banda çeken TCMB, son Para Politikası Kurulu toplantısında da faizi yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. Ancak ABD’deki ara seçimler öncesinde savaşın olası bir barış anlaşmasıyla sonlanması halinde, eylül ayında beklenen faiz indirimleri yeniden gündeme gelebilir.
Yıl başında yapılan ekonomik tahminler, bugün gelinen noktada yerini ciddi revizyonlara bıraktı. Savaşın enerji fiyatlarında ve tedarik zincirlerinde yarattığı tahribat, Türkiye için hazırlanan “kötümser senaryonun” bile ötesine geçilmesine neden oldu. Yüksek baz etkisine rağmen enflasyondaki düşüşün sınırlı kalmasıyla yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29-30 seviyelerine demir attı. Daha da çarpıcı olanı, artan maliyetler ve sıkılaşan politikaların 2026 yılı ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3’lü seviyelere kadar çekmesi oldu. Öte yandan, savaşla birlikte güçlenen dolar, Euro/Dolar paritesini 1,15 seviyelerine kadar indirdi. İhracatını euro, ithalatını ise dolar üzerinden yapan Türkiye için bu durum, cari açığı büyüten büyük bir handikap anlamına geliyor.

Mevcut ekonomi programının en hassas noktalarından birini döviz kuru politikası oluşturuyor. Enflasyonu düşürmek amacıyla Türk Lirası’nın reel olarak değerlenmesine izin verilse de, bu durum ihracatçıyı zorlarken ithalatı cazip hale getirerek cari açığı tehlikeli boyutlara taşıyor. 2001 krizi sonrasında TL’deki değerlenme güçlü yabancı sermaye girişleriyle desteklenirken, günümüzdeki tablonun Merkez Bankası’nın kontrollü kur politikası ve rezerv adımlarıyla sağlanması riskleri daha da büyütüyor. Nitekim artan enerji faturası ve Goldman Sachs gibi küresel devlerin de dikkat çektiği finansal riskler, TCMB’yi TL’nin aylık değer kaybını yüzde 1,8 seviyelerine çıkararak kontrollü bir gevşemeye gitmeye zorladı.
Prof. Dr. Demiralp’e göre, yaşanan bu darboğazdan çıkışın yolu enflasyonla mücadeleden taviz vermek değil. Geçmişte Şili ve Arjantin’de yaşanan acı tecrübeler, dezenflasyon sürecinden erken çıkışın veya kurda yaşanacak ani bir patlamanın ekonomide yıkıcı etkiler yaratacağını açıkça gösteriyor. Çözüm, kronik cari açık üreten mevcut büyüme modelini kökten değiştirmekte yatıyor. Bunalmış durumdaki üreticilere piyasayı bozacak geniş çaplı sübvansiyonlar dağıtmak yerine; doğrudan ihracata ve yatırıma odaklanan, düşük maliyetli teşvikler acilen devreye sokulmalı. Eş zamanlı olarak maliye politikası da tüketimi kışkırtan değil, arzı ve üretimi destekleyen bir yapıya bürünmek zorunda.

EKONOMİ
8 gün önceEKONOMİ
17 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 gün önceGÜNDEM KORİDORU
23 gün önceGÜNDEM KORİDORU
24 Temmuz 2026GÜNDEM KORİDORU
24 Temmuz 2026GÜNDEM KORİDORU
24 Temmuz 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.