Gelişmiş teknolojilerin ve yeşil enerji dönüşümünün “yeni nesil petrolü” olarak kabul edilen kritik mineraller, artık sadece endüstriyel bir girdi değil, ülkelerin milli güvenlik ve jeopolitik güç dengelerini belirleyen stratejik birer koz haline geldi. Akıllı telefonlardan rüzgar türbinlerine, elektrikli araç bataryalarından güdümlü füze sistemlerine kadar hayati önem taşıyan bu kaynaklar üzerindeki küresel egemenlik mücadelesi ise giderek sertleşiyor.
OECD verilerine göre, dijital ve yeşil dönüşüm için kritik öneme sahip hammadde ihracatına getirilen kısıtlamalar 2009-2024 yılları arasında tam 5 kat artış gösterdi. Küresel ölçekte ticarete konu olan kritik hammaddelerin yüzde 16’sı en az bir kısıtlamayla bloke edilirken, kobalt ve manganez gibi kilit elementlerin yüzde 70’i ihracat engellerine takılıyor. İstanbul’da düzenlenen OECD Kritik Mineraller Forumu’nda da vurgulandığı üzere, bu kısıtlamalar tedarik zincirlerinde kırılmalara yol açarak fiyatları yukarı tırmandırıyor.
Uluslararası danışmanlık şirketi EY tarafından hazırlanan güncel araştırma, küresel pazarın karşı karşıya olduğu tekelleşme riskini net şekilde özetliyor. Verilere göre Çin, dünyadaki NTE üretiminin yüzde 70’ini, rafinasyon işlemlerinin yüzde 90’ını ve yüksek teknolojili mıknatıs imalatının yüzde 94’ünü tek başına elinde tutuyor.
Pekin yönetiminin belirli stratejik elementlere ihracat lisansı zorunluluğu getirmesi, enerji ve teknoloji devlerini alarma geçirirken, güvenli liman arayışındaki NTE şirketlerinin piyasa değeri sadece 10 ayda yüzde 175 seviyesinde tarihi bir artış kaydetti.

Tedarikte kaynak çeşitlendirmesinin küresel bir zorunluluk haline geldiği bu dönemde Türkiye, sahip olduğu doğal zenginlikle benzersiz bir avantaj barındırıyor. Eskişehir Beylikova bölgesinde bulunan yaklaşık 694 milyon tonluk nadir toprak elementi rezerviyle Türkiye, Çin’in hemen ardından dünyanın en büyük ikinci rezerv sahasına ev sahipliği yapıyor. Bu devasa potansiyel, Türkiye’ye küresel pazarda fiyat ve tedarik dengelerini yeniden kurma fırsatı tanıyor.

Türkiye, bu stratejik hammadde gücünü sadece ham madde olarak ihraç etmek yerine uç ürüne dönüştürme vizyonuyla hareket ediyor. Sürecin operasyonel ayağında atılan adımlar oldukça somut:
Pilot Tesis Faaliyette: Eskişehir Beylikova’da Eti Maden bünyesinde kurulan pilot işleme tesisi, yıllık 10 miligram saflık düzeyinde Ar-Ge çalışmalarıyla birlikte yıllık 10 bin ton nadir toprak oksit işleme kapasitesiyle çalışıyor.
Endüstriyel Üretim 2026’da: Bölgedeki tam ölçekli endüstriyel üretim tesisinin kurulum çalışmalarına 2026 yılı bitmeden başlanması hedefleniyor.
Uç Ürün ve Teknoloji Transferi: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sadece finansal ortaklıklarla yetinmeyeceklerini, teknoloji odaklı ülkelerle teknoloji transferini de kapsayan derin iş birlikleri yürüttüklerini açıkladı.

Rezerv gücünü yüksek teknolojiyle taçlandırmak isteyen Türkiye, Ar-Ge bacağını da kurumsallaştırdı. Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) çatısı altında kurulan Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü (NATEN), Beylikova’dan çıkarılan cevherleri yerli savunma ve havacılık sanayisinin ihtiyaç duyduğu yüksek performanslı ileri teknoloji malzemelerine dönüştürmek için laboratuvarlarında yoğun bir mesai harcıyor. Enstitü ayrıca endüstriyel atıklardan geri kazanım (ikincil kaynak) teknolojileri üzerine de projeler geliştiriyor.
Yakın dönemde ilan edilecek ulusal “Kritik Hammaddeler Stratejisi” ile yol haritasını netleştirecek olan Türkiye, küresel pazardaki jeopolitik tedarik baskısını kırarak hem kendi sanayisinin arz güvenliğini sağlayacak hem de küresel denklemin vazgeçilmez bir parçası olacak.
#nadirtoprakelementleri #kritikmineraller #etimaden #tenmak #isdunyasi
EKONOMİ
9 gün önceGÜNDEM KORİDORU
15 gün önceGÜNDEM KORİDORU
15 gün önceGÜNDEM KORİDORU
30 gün önceGÜNDEM KORİDORU
16 Temmuz 2026GÜNDEM KORİDORU
16 Temmuz 2026GÜNDEM KORİDORU
16 Temmuz 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.