Tarımın hareketlenmesi için köyden kente tersine göç motive edilmeli

    154
    0

    Doğanın ve toprağın kıymetini “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık avlandığında” anlamamak adına sürdürülebilirliğin önemini kavramamız gerekiyor. Yarım asrı deviren ve özellikle Türkiye topraklarının lezzetlerini dünyayla buluşturan Yayla Agro Gıda, geçtiğimiz günlerde gücüne güç katmak adına halka arz gerçekleştirdi. Gong töreninde bir de yeni bir fabrika yatırımının olacağının müjdesini veren firma Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Gümüş, bizlere hem Yayla Agro’nun geleceğini hem halka arz sürecini hem de sektörün durumunu özetleyen önemli bilgiler aktardı…

    Bizlere yarım asrı geride bırakan Yayla’nın ve sektörün rakamsal boyutlarından bahsedebilir misiniz biraz?

    Türkiye’de pazar lideri olan bir şirketiz. 1 milyon tonluk üretim kapasitemiz var. Yıllık yaklaşık 35 milyon adet paketli hazır yemek üretim kapasitesiyle çalışan 65’in üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiren, ülkemizin sayılı sanayi şirketleri ve ihracatçıları arasında yer alan bir şirketiz. Özellikle bitkisel protein bazlı gıdalar noktasında, bakliyat, pirinç, bulgur gibi ürünleri bünyesinde barındıran ve bunun yanı sıra prosesinden işlenmesine, paketlenmesinden nihai tüketiciye ulaştırılana kadar olan tüm süreci bünyemizde barındırıyoruz. Türkiye’de özellikle bitkisel protein bazlı kategorideki ürünlerin toplamda 2,5 milyon tonluk bir tüketim hacmi var. Bu iş sürdürülebilir bir iş ve bu yöne de doğru tüketim alışkanlıkları değişiyor. Özellikle yeni jenerasyonda vegan ve vejetaryan tüketim alışkanlıkları artıyor. Daha sağlıklı gıdalar olan bitkisel protein  bazlı  ürünlere  de talep daha artacaktır diye düşünüyoruz.  Bizler  de  bu anlamda  hem  yatırımlarımıza hem de kendimizi geliştirmeye devam edeceğiz.

    BORSAYA AÇILMAK SORUMLULUK ARTIRDI

    Borsaya açılmış olmanızla birlikte gelecek hedefleriniz ne yönde devam edecek? Nasıl bir Yayla göreceğiz ilerleyen süreçte?

    Borsaya açılmamızla birlikte sorumluluğumuzun daha fazla arttığını düşünüyoruz. O sebeple bu bilinçle yolumuza devam edeceğiz. Hem kurumsal hem de bireysel yatırımcılar nezdinde kendini ispat eden, değer üreten, yatırım yapan ve ülke ekonomisine katkı sağlayan bir yapımız vardı zaten. Bu yapıyı koruyarak var olan bir marka olmak istiyoruz. Sürdürülebilir bir ekonominin zincirinde önemli bir halka olmayı hedefliyoruz. Halka arz; kurumsallaşma, sürdürülebilir büyüme ve global marka olma yolunda önemli bir aşama.

    Şirketimizin sürdürülebilir büyüme ve global marka olma vizyonu doğrultusunda gerçekleştirmeyi planladığı stratejik ortaklıklar için de elimiz güçlenecek. Uluslararası stratejik ortaklıkların oluşturulması boyutunda halka arz olmuş kurumsal bir şirket olarak masaya daha güçlü bir kasla oturacağız. Kurumsallaşma, şirketimizin halka arz kararı almasındaki en büyük motivasyonlarından birini oluşturuyor. Kurumsallaşmanın bir getirisi de sürdürülebilir büyümeye katkısı olacak. Ben bu şirketi sıfırdan başlayarak 26 yılda bir noktaya getirdim. Halka arz sürecinde birinci kuşaktan sonra ikinci ve üçüncü kuşaklara daha kurumsal bir yapıyı devrediyor olmamız lazım. Bu motivasyon da çok önemli. Türkiye’de aile şirketlerinin yaklaşık yüzde 95’i ikinci kuşağa devredilmeden yok olup gidiyor. Bu bizim için en önemli konu. Bundan sonraki süreçte şirketin sürdürülebilirliğinin oluşabilmesi için kurumsal bir altyapı oluşturup şu anda Türk aile şirketlerinin yaşadığı ikinci kuşağa geçmeden yok olma sorununu ortadan kaldırmak istiyoruz. Halka arz kararı almamızın en önemli sebeplerinden biri de bu…

    NİĞDE’YE 1,3 MİLYAR TL’LİK YATIRIM

    Yeni bir yatırım olarak Niğde’de bir fabrika açmayı planladığınızı söylüyorsunuz. Bize bu fabrika yatırımı hakkında da bilgi verebilir misiniz?

    Halka arz ile gelirlerimizi, katma değeri yüksek daha fonksiyonel gıdaların üretilebildiği bir tesiste Ar-Ge odaklı yatırımlar yapmak suretiyle değerlendireceğiz. 2 yıl önce Niğde Organize Sanayi Bölgesi’nde satın aldığımız 127 bin metrekarelik araziye; ihracat odaklı, yüksek katma değerli ürünlerin üretileceği ve Türk damak tadını dünyaya tanıtabilecek boyutta yeni bir fabrika kurmayı planlıyoruz.

    Ayrıca üretim faaliyetlerimiz sonucu oluşan pirinç ve bakliyatın yan mamullerini daha katma değerli hale getirerek bitkisel protein bazlı bakliyat atıştırmalıklarına ek olarak fonksiyonel dediğimiz daha zenginleştirilmiş, insanların tüketimine uygun pratik ürünler geliştirmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki günlerde temelini atacağımız Niğde fabrikamızı bir yıl içinde devreye almayı planlıyoruz.

    Yeni fabrika ile Yemek Hazır’daki üretim kapasitemiz de artacak. Tüketiciler, değişen yaşam koşulları ve sağlıklı beslenme trendindeki yükselişle birlikte katkısız, koruyucusuz, hijyenik ve sağlıklı ev yapımı tadında hazır yemeklere her geçen gün daha fazla talep gösteriyor. Diğer yandan ilk etapta 40 bin metrekarelik kapalı alana sahip olacak fabrikamızın çatısında topraksız tarımla organik üretim yapacağız. Organik ürünlere Avrupa, ABD, Japon-ya ve Güney Kore gibi birçok ülkeden büyük talep var. Burada domatesinden biberine, sarımsağından soğanına ve maydanozuna kadar birçok ürünü kendi bünyemizde organik olarak yetiştirip, paketleyip ihraç edeceğiz. Niğde’de planladığımız yatırımın toplam değeri yaklaşık 1,3 milyar TL ancak 2 ya da 3 faz halinde gerçekleştirmeyi he-defliyoruz. İlk faz için 500 milyon TL civarında bir yatırım bedeli öngörüyoruz.

    Gıda sektörünün geleceğine de değinecek olursak, Türkiye tarım ülkesi olma noktasında nasıl bir yol izlemeli? Ne gibi çalışmalar yürütülmeli?

    Bu konunun içeriği çok geniş. Uzun uzadıya konuşulması ve çözüm odaklı yaklaşılması lazım ancak, ilk olarak Türkiye’de var olan köyden kente göçün tersine motive edilmesi lazım. Çiftçilerimiz yaşlanıyor, çiftçilerimizin evlatları, yeni nesiller, tarıma hiç özen göstermiyor ve toprakta çalışmıyor. Bu gençleri özendirecek çalışmalarla beraber, tarımın sürdürülebilir bir iş olduğunu, gelecek nesillere de devredilebilir olduğunu farklı motivasyonlarla anlatmamız gerekiyor. Üretim seferberliği de olmadan konuşulan sorunları çözemeyiz. Belki şu an kendi kendine yetebilen bir ülke durumundayız ancak, nüfusumuz artıyor, turizm noktasında çok önemli bir lokasyondayız ve talep ediliyoruz. Tüm bu maddeleri üst üste koyduğunuz zaman ileride çok ciddi sıkıntılar yaşayabiliriz diye düşünüyorum. Dolayısıyla üretim seferberliği şart.

    2050 YILINDA “KARBON NÖTR” ŞİRKET OLUNACAK

    Türkiye’yi aşan ve global arenada da hizmet veren bir markanın yöneticisi olarak bize Yayla’nın globalde ne durumda olduğundan ve pazardan nasıl bir pay aldığından bahsedebilir misiniz?

    Altı kıtada 100’den fazla ülke ile dış ticaret ilişkimiz bulunuyor, 65’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Yayla Agro Gıda olarak toplam dış ticaret hacmimiz 2021 yılında 500 milyon dolara ulaştı. 2021 yılında ihracat yap-tığımız ülkeler arasına; Bosna Hersek, Brunei, Tanzanya, Estonya, Macaristan, Makedonya, Sırbistan, Moğolistan, Japonya, Çin ve Özbekistan’ı da ekledik. Yurt dışı satışlarımızı ağırlıklı olarak Legurme markamız üzerinden yürütüyoruz. Kültür ve lezzet elçisi markamız Legurme ile ‘Pişir Ye’, ‘Aç Ye’, ‘Isıt Ye’ ve ‘Aç Kullan’ ürünleri üretiyoruz. Legurme’nin klasik pirinç ve bakliyat ürünleri, gurme lezzetler (Chia, kinoa, keten tohumu, amarant vb.), haşlanmış bakliyatlar ve hemen yemeye hazır pratik, katkısız ürünlerden oluşan geniş bir yelpazedeki ürünleri Avrupa başta olmak üzere dünya çapında 65 ülkede afiyetle tüketiliyor. Legurme markamız, 2020 yılından bu yana T.C. Ticaret Bakanlığı “Turquality Marka Destek Programı” kapsamında destekleniyor.

    Tüm dünyanın gündeminde yer alan sürdürülebilirlik kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

    Her alanda sürdürülebilirlik çok önemli. Elbette sürdürülebilirliğin bir de çevresel boyutu var ve çevreye katmış olduğunuz değerler de bu anlamda önemli. Bu açıdan önemli bir misyon üstleniyoruz. Bitkisel proteinle beslenerek aslında insanlar sadece kendi sağlıkları için iyi bir şey yapmakla kalmıyor, çevreye de ciddi anlamda fayda sağlıyorlar. Bir birim hayvansal proteini elde etmenin çevreye maliyeti, bitkisel proteine kıyasla en az 10 kat daha fazla. Hayvansal kaynaklı proteinlerin sera gazı emisyonu miktarı, bitkisel proteinlerin ortalama 400 katı. Su tüketiminden tutun, metan gazı salınımına kadar birçok konuda hayvansal protein üretimi çevre açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Sera gazı salınımının yaklaşık olarak yüzde 50’si hayvanların salgılamış oldukları metan gazından kaynaklanıyor. Biz bitkisel proteinin tüketilmesini teşvik etmek suretiyle de aslında dünyanın sürdürülebilirliğine, kaynakların verimli kullanılmasına ve dünyanın geleceğinin daha pozitif şekillenmesine destek oluyoruz.

    Bugünün ihtiyaçlarını karşılarken doğal kaynakları korumak ve gelecek nesillere iyi bir çevre bırakmak konusunda hepimize sorumluluk düşüyor. Dünyamızın yarınını ve gelecek nesillerin sağlıklı gıdaya ulaşımını her şeyin üstünde tutan bir şirket olarak, çevre duyarlılığı ve modern tarımın yaygınlaşmasına yönelik projelerimizi, “Sürdürülebilir DünYayla” konsepti altında devam ettiriyoruz. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlarımız ve çiftçilerin desteklenmesine yönelik etkinliklerimizle hem çevrenin daha fazla korunması hem de tarımın desteklenmesi konularında da sektöre öncülük ediyoruz. Sektörde ilk “Karbon Ayak İzi Beyan Raporu” alan firmalar arasında yer alıyor ve 2050 yılına kadar “Karbon Nötr” şirket olma hedefimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Sürdürülebilir çevre için Sıfır Atık ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapıyoruz. Ankara ve Mersin fabrikalarımızın çatısında yer alan Güneş Enerjisi Panelleri ile kendi elektriğimizi üretiyoruz. 2021 yılında tükettiğimiz elektrik enerjisinin yüzde 100’ünü yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladık.

    Önceki haberEkonomiye 639 milyar TL kredi desteği
    Sonraki haberEczacıbaşı Topluluğu, 14’üncü sürdürülebilirlik raporunu yayımladı

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz
    Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.