Ana Sayfa Söyleşi Sıfırdan zirveye yolculuk; Erbakan Malkoç

Sıfırdan zirveye yolculuk; Erbakan Malkoç

911
0

Hayallerine sıkı sıkıya sarılan ve hayaline yaklaştıkça çıtayı hep bir tık daha yükseğe çeken DizaynVİP’in kahramanı Erbakan Malkoç. Geleneğe önem veren, usta-çırak kavramına saygı duyan ve hâlâ şirketinde bu kültürle iş yürüten malkoç, bugün dünyaya açılan dev bir marka. DizaynVİP adında kurduğu markasıyla Mercedes-Benz’in VanPartner’ı oldu. Yeni projesini ise “Something” olarak adlandırıyor ve bu projenin hayata geçmesiyle dünya lüks otomotiv devlerini geride bırakacağını belirtiyor.

Global bir markasınız ve isim olarak da çok kıymetlisiniz. hikâyeniz çok samimi, çok tanıdık, çok bizden aslında. Bir de kendimiz için sizden dinleyebilir miyiz hikâyenizi?

Aslında hikâye çok uzun. Ardahan’da doğan, ciddi yokluk içinde olan bir köyde çocukluğunu geçiren ve ahırdan bozma bir okulda, okulu olduğunda öğretmeni olmayan bir köyde hayata başlayıp ilkokulu üç sınıf atlayarak bitiren, sonra annesi babası rahmetli olduğunda İstanbul’a göç eden biriyim. İstanbul’daki en büyük hayali, bugünkü durumlar değil, bugüne gelmeyi nereden hayal edeceksin? “Benim hayalimde hep bu vardı kardeşim” diyen adam zaten doğruyu söylemiyordur. Çünkü hayal dediğiniz şey, yükseltilmesi gereken bir şey. Dolayısıyla benim hayalimde tamirhane çıraklığı vardı, en büyük hayalim oydu çünkü. Çok şükür ona ulaştıkça; çıraklık, kalfalık, ustalık… Sonra kendi atölyemizi kuralım derken gelişe gelişe bugünlere ulaştık. Dolayısıyla insanlar bir şeyler yaparlarken bir gün sonrasını, bir adım sonrasını düşünmeleri gerekiyor. Hayal de tam da böyle bir şey. Hayal gerçektir, ulaştığınızı hissettiğiniz anda yükseltmeniz gerekiyor. Ben hep öyle hareket ettiğim için o tamirhane çıraklığından başlayıp bugünkü gelinen noktaya her zaman hayallerimizi yükselterek getirdik. Biz hep ham olduğumuzu iddia ederiz, oldum dediğinizde geçmiş olsun. O yüzden, biz her gün pişmek üzere kendini tencereye koyan bir şirketiz. Nedense o pişme anını da bir türlü yakalayamıyoruz. Bundan mutlu muyum? “Evet mutluyum” Çünkü “Piştim, ben oldum” dediğiniz anda o dinamik yapınızı kaybediyorsunuz. Başladığımız günden bu yana çok dinamik çalışan bir şirketiz, hiçbir günümüz diğerine eşit değildir. DizaynVip’in Erbakan Malkoç’un Ardahan’ın bir köyünde başlayıp dünya markası olma yoluna ulaşmasındaki en büyük etken, her gün yenilik, iyileşmek, gelişmek isteyen bir yapıya sahip olmasıyla ilintili. Bu da sürdürülebilir bir başarı yakalamanın da anahtarı.

“AZ ÇOKTUR”

Sürdürülebilir bir başarı var, her geçen gün üstüne koyuyorsunuz ama sizin bu hayalleriniz arasında ‘herhâlde olmayacak’ veya ‘şu olmasaydı çok daha iyi olabilirdik’ dediğiniz günler var mı?

Bu kırılma anını gerçekten çok soruyorlar, ben diyorum ki benim her yerim kırık kardeşim. Kırılma anı bir kereye mahsus olabilecek bir şey değil. Başarının en büyük sırrı; zorluklar karşısında yılmamak, zorluklarla mücadele etmek. İkincisiyse sürdürebilirliği yakalamak, saman alevi gibi olmamak. Sürdürülebilir olduğunuzsa her gün üstüne bir şey koyabiliyorsunuz. Benim çok fazla kullandığım bir söz var; ‘Az çoktur.’ Her gün az az bir şey yaptığınız zaman bir gün bir bakıyorsunuz, öyle bir çoğalmış ki siz bile bunun farkına varamamışsınız. Başarının birinci sırrı zorluklarla mücadele etmek, ikincisi sürdürülebilir olmak, üçüncüsü de azın çok olduğunu bilmek. İnsanların psikolojisi her zaman aynı olmaz. Ben her gün aynı dinamizmle, aynı standartlarla, aynı motivasyonla, aynı moralle güne başlıyorum diyen varsa yalan söylüyordur. Böyle bir şey zaten doğaya, insan yaradılışına aykırı. Beni farklı kılan şu, yine üzerinde durarak söylediğim sözlerimden bir tanesi de, lider insanda iki özellik olmalı. Bir; lider insan önceliğini hızlı değiştirir. İki; çözüm odaklıdır. Ben başıma bir şey geldiğinde, motivasyonumu bozduğunda hemen önceliğimi değiştiriyorum. Fabrikanın bu başında kavga ederim, öbür başında kahkaha atarım. Diyorlar, “Bu adam biraz önce orada kavga ediyordu, şimdi gülüyor” Buradaki önceliğim kavgaydı, oradaki önceliğim gülmek. Birincisi bu, önceliğimi hızlı değiştirerek o motivasyonumu yakalayabiliyorum. İkincisi ben sorun konuşmam, ben çözüm konuşurum. Lider insan olarak ilk olarak önceliğinizi hızlı değiştireceksiniz, sonra da çözüm odaklı olacaksınız. İşte bu sizi o girdaplardan çıkartacaktır.

“OTOMOBİL ENDÜSTRİSİNE KRAL SANDALYESİYLE GİRECEĞİZ”

Eskiden usta-çırak ilişkisi çok başkaydı. Baba oğul gibi büyürlerdi, el alma vardı, ahilik, Anadolu kültürü dediğimiz kültürler vardı. O dönemlerden sizin yaşadığınız, unutamadığınız veya ustayı yâd edelim dediğiniz bir hikâye var mıdır?

Hz. Muhammed diyor ki: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” Usta dediğin insan öğretendir, öğrendiklerini öğretendir. Ustaya saygı bizim yetiştiğimiz dönemde babaya saygıdan daha değerliydi. Babayla akşam gidiyorsun 10 dakika, 20 dakika, yarım saat bir arada oluyorsun, ustayla 12-13 saat berabersin. Usta senin babandı, atandı, abindi, kardeşindi, senin üzerinde söz hakkı olan bir insandı. Bizim şirketimiz- de onlarca insan çalışıyor, burada çırak barındıramıyoruz. Neden biliyor musunuz? İki kelime söylüyoruz, hemen anası babası devreye giriyor, çocuk başka bir yere gidiyor. Öğretmenin çocuğa tabii ki hunharca hareket etmesini kabul edecek pozisyonda değilim ama bizim zamanımızda öğretmenlerimizin daha sert bir üslubu vardı. Ama biz öğretmenlerimize fena bir saygı gösterirdik. Onlar bizim için idoldü. Bugün, üniversite okuyan gençlere bak, samimi söylüyorum derslerine giren hocanın, rektörlerinin isimlerini bilmiyorlar. Bizim dönemimizde usta-çırak ilişkisi tadından yenmezdi. Bir gün benim ustam beni dövüyordu. Dedim yorulmadın mı usta, anam ağladı bu kadar dayak olur mu? O ustamı şimdi görsem elini ayağını öperim. Allah ondan razı olsun. Çünkü ben onun beni dövmek gibi bir mantığı olmadığını kavramıştım. Onun bana bir şeyler verme derdi olduğunu anlamıştım. Gerçi bunu kalben söylüyorum, bizim şirketimizde usta çırak ilişkisi devam ediyor. Bizim şirketimizde benim ismim ustadır, ben ustalık kültürünü hâlâ devam ettiriyorum. Ettirmeye çalışıyorum daha doğrusu.

Türkiye kendi otomobilini yapıyor. Erbakan Malkoç nasıl değerlendiriyor bunu? Otomotiv sektörü nereye gidiyor? Siz neresinde olacaksınız bu işin?

Biz dönüşüm yapan bir şirketiz. TOGG bizim yaptığımız işin dışında. TOGG ülkemizde olması gereken, üretilmesi gereken bir araç, bir sınıf. Dünyada çok muadili olan bir ürün. TOGG ülkemizde olması gereken bir ürün mü? Evet. Faydalı olur mu? Evet. İnşallah yapılacak, edilecek, üretilecek ve ülkemize mal olacak. Bu çok gurur verici bir şey. Güzel bir yerden yakaladık. Yeni bir dünyada, yeni bir sınıfın içerisinde olmak çok güzel bir şey. Çünkü artık sınıflar değişti. Bugün güneş enerjili, bataryalı, elektrikli araçlar gündemde olacak. Biz de burayı bence doğru bir zamanda yakaladık. TOGG bu manada, eğer ki sürdürülebilir olursa, en önemli tarafını konuşuyorum, yapılması osu busu benim için çok basit olan bir şey. Bunun gurur duyulacak tarafı şurası olması lazım bana göre, sürdürülebilirliği. Biz bugün TOGG’u yaptık; 10 sene sonra, 20 sene sonra, 50 sene sonra yapabilecek miyiz? Bunu markalaştırabilecek miyiz? Globalda bir marka olacak mı? Önemli olan bu. Dolayısıyla TOGG tabii ki yapılsın. Fakat bizi bu sınıfa koymamak lazım. Biz dünyanın en iyi otomobil üreticilerinin ürettiği otomobilleri değiştirip dönüştürüp onlara geri satan bir şirketiz. Amma velakin, bizim de artık dünya otomobil endüstrisine girerken kral sandalyesiyle girme hayalimiz var. Biz öyle bir otomobil tasarlıyoruz ki dünya otomobil endüstrisini şöyle bir çarpacak, bölecek, içinden geçip gidecek. Bu kadar net söylüyorum. Buna inanmayacaklarını biliyorum. Sizin hayaliniz küçükse kimse gülmez, büyük hayallere herkes güler. Benim hayalim çok büyük. O yüzden de bu hayalin gerçek olduğunu biliyorum. Bugün dünyada Tata da otomobil üretiyor Rolls Royce da. Rolls Royce’un ürettiğiyle Tata’nın ürettiği aynı şey değil. Bizim ana hedefimiz üretilen şeyin çok dışında olan arabalar üretebilmek. Bizim projemizin adı “Something.” Bizim “Something”in yanında, pazarda kendilerine yer aramaya çalışacak dünya devi markalar. Yani ucuz arabalar onlar, o yüzden benim böyle bir hayalim var. İnşallah biz de otomobil endüstrisi- ne böyle bir araçla, bu sınıfa bu şekilde gireceğiz ama kral sandalyesiyle.

YA YAŞAM ALANI YA DA TİCARİ BİR ARAÇ

Peki, yurt dışına araç yapıp satan bir şirket olarak ihracat rakamlarınız nasıl? İhracat konusundaki fikirleriniz neler?

Ben ciro konuşan bir adam değilim. Çünkü ben parayla sadece tanış olmuş bir adamım, arkadaş olma durumu asla olmaz. Öyle bir derdim de yok. Parayla arkadaş olanlar ciro konuşur. Ciro dediğin şey nedir biliyor musun, al sattır. 1’e aldın 1.01’e sattın. Katma değerin ne, yok. Bu ülkenin en büyük sorunlarından bir tanesi eskiden hayali ihracatçılar vardı, sonra naylon faturacılar ortaya çıktı. Şu an ne var biliyor musun, KDV iadecileri. “-Ben ihracat yaptım. -Ne kadar? -100 milyon dolar. –Hayırlı olsun güle güle kullan.” Ne kazandırdın bize? Hiçbir şey. Ülke ne kazandı? Hiçbir şey? Sadece ve sadece KDV iadesi için ihracat yapıp, ülkeye döviz getirip devletin kasasını boşaltan insanımız var bu ülkede. Katma değerli ürün üretemediğimiz için, biz hep ciro konuşuyoruz. Tamam, cironuz yüksek, kazanç ne kazanç onu söylesinler bana. Senin cebine 10 lira giriyor, 9.90 çıkıyor. Sana kalan ne? İşte bütün mesele bu. Biz az ihracat yapıyoruz. Ama katma değerimiz çok. Bizim kilogram başı katma değerimiz 350-400 dolar. 1000 dolara çıkan kilogram başı katma değerimiz var. Ülkemizin ihracat rakamları kilogram başına 0.9-1.4 dolar arası değişiyor. Bu ülkede 300-500 dolara biz ihracat yaparsak, bize Amerika’nın gönderdiği gibi kilosu 2 bin 400 dolara dünyaya mal satarsak bizim sırtımız yere gelir mi? Biz dövizi mal karşılığında, ihracat karşılığında, katma değer karşılığında bu ülkeye getirirsek bize bir şey olur mu? O zaman buna bakalım, sen bana bunu sor. Katma değer ne kadar söyleyeyim sana. Hacim konusu benim işim değil. Ben al satçı değilim, ben yap satçıyım. Üreticiyim.

Kendi ofisinde bizleri ağırlayan Erbakan Malkoç, tüm samimiyetiyle sorularımızı yanıtladı.

Sektörün yolculuğunu ele aldığımızda dizayn ve tasarım konusunda nereye gidiyor sektör?

Dünya minimalist tasarımlara yönelmeye başladı. Bizim 30-35 yıldır yaptığımız şeyi yapmaya başladı. Dar alanlarda geniş paslaşma. Biz iki metre kare alan içerisine bir yaşam alanı sığdırıyoruz. İnsanların koca bir ofise sığdıramadığını biz iki metre kare alana sığdırıyoruz. Bu 30 küsur yıldır böyle. İnsanlar şunu anladılar, daha minimalize bir hayat yaşadıkları zaman aslında daha kaliteli bir hayat yaşamış oluyorlar. Hepimiz öyle değil miyiz? Ben bir zamanlar, aman onu gördüm onu alayım, bunu gördüm bunu alayım… Şimdi giydiğim ya bir siyah t-shirt ya bir beyaz gömlek. Başka da bir şey giymiyorum, gerek yok ki. Hayat aslında bu kadar basit, abartmaya gerek yok. Dolayısıyla, insanlar minimalize olma noktasına giriyor. İnsanlar fütüristik tasarımları; tasarımın göz yormamasını, ona baktığında keyif almasını, renklere baktığında zihnini güzel anlamda okuyacak bir şey olmasını istiyor. Otomobillere de bakalım, eskisi gibi değil artık. Otomobiller farklı bir boyuta gidiyor. Otomobiller artık otomobil olmaktan çıkıp ya yaşam alanı olmaya ya da ticari bir araç olma yoluna gidiyor. Yarın bir gün 5.0 sanayinin ürettiği otonomlar olduğunda, karanlık fabrikalardan çıkacak araçlarda şu olacak; araç gelecek gidecek sizin çocuğunuzu okuldan alacak, getirecek, götürecek. Seninle alakası yok, şoförle alakası yok, kimseyle alakası yok, kendi gidip kendi gelecek. Sonra sen gece yatarken gidecek, çıkacak alışveriş yapacak, çalışacak, sana para kazandıracak. Banka hesabında sabah kalkacaksın paran olacak. Otomobillerin geleceği bu.

Önceki haberGlobal Turizm’in Genel Müdürlük görevine Feiza Özatay atandı
Sonraki haberTürk dünyasının sesi Bursa’da yükseldi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.