Ana Sayfa Kapak Söyleşisi Küresel ekonomide de iklim değişiyor

Küresel ekonomide de iklim değişiyor

0

Bülent Eczacıbaşı iş dünyasının önemli liderlerinden biri… İkinci kuşak sanayiciler içinde hep sözüne değer verilen, görüşlerine başvurulan bir isim oldu. Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı resmen onaylayarak önemli bir adım attığını belirten Eczacıbaşı, köklü bir dönüşüm için önümüzde değerli bir fırsat bulunduğunu vurgulayarak sorularımızı yanıtladı.

Yıllar önceydi… Eczacıbaşı Topluluğu kuruluşları bünyesinde “Uydurukça’ya Son!” kampanyası başlatılmıştı. Özellikle plaza çalışanları arasında yaygın olan ve Türkçe-İngilizce sözcüklerin karışık kullanıldığı uydurma dile karşı başlatılan “Uydurukça’ya Son!” kampanyasının sıkıntısını biz de elinizdeki derginin çıkışı sırasında isimlendirme çalışmalarında
yaşadık. Çok sayıda tam olarak ne anlama geldiği belli olmayan isimler önerildi dergi için… Sonunda Danışma Kurulu
“Türkiye’de İş Dünyası” isminde karar kıldı. Yani bir ölçüde biz de uydurukçadan uzak durmuş, tavır almıştık. Bu
konuda önderimiz Eczacıbaşı Topluluğu olmuştu. Bu yüzden ve başka bir çok nedenden dolayı bu derginin ilk sayısı
Bülent Eczacıbaşı’nı kapak yapmalıydı. Biz de öyle yaptık. Eczacıbaşı Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı TÜSİAD’da çok başarılı başkanlık ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığı yapmıştı. Başka bir çok iş insanı örgütlerinde de başarılı projelere imza atarak efsane başkanlar arasında yerine almıştı.

En önemlisi de İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na verdiği destek oldu. Babası rahmetli Nejat Eczacıbaşı’ndan devraldığı sanata destek anlayışından taviz vermedi ve İstanbul’un dünya markası haline gelen festivallerinin gerçekleşmesinin
önünü açtı.

Celal Toprak Bülen Eczacıbaşı’yla sohbet ederken

BUSINESS CLASS’TAKİ YERİNİ MİSAFİRE VERDİ

Bülent Eczacıbaşı’nın misafirperverliği bir efsanedir… Yıllar önce bir seyahat sırasında ekonomi gazeteciliğinin duayen isimlerinden
Hasan Eriş anlatmıştı. Şaşırmıştık. Bu anıyı burada anlatmak isteriz: “Eczacıbaşı Almanya’da çok önemli bir markayı satın almış. Fabrikayı yerinde görmek için bir iş seyahatine gidiyoruz Almanya’ya… Uçak küçük. Ön tarafta koltuk sayısı yeterli olmadığı için
iki konuk Business Class’ta uçamıyor. Onlara arka sıralarda bilet alınmış. Bülent Eczacıbaşı olayı uçağa bindiğinde öğreniyor. Hemen arka sıradaki konuğu öne alıp kendisi arka sıraya geçmek istiyor. Herkes şaşırıyor. “Ama onlar bizim misafirimiz” diyor Bülent Bey… Ve ısrarla bunu uyguluyor. Yıllarca seyahatlere gittik ilk defa böyle bir tavırla karşılaşmıştık. Sonra öğrendik ki Bülent Beyin yaşam biçimi böyle. Her zaman konuklarına böyle bir değer veriyor.” Hasan Abi’nin anlattığı bu anekdota benzer bir başka hikayeyi de şimdi ismini vermek istemediğim bir meslektaşımız, “İşten ayrılmıştım. Gazeteci hele de ekonomi müdürü işten ayrılınca arayan sayı hemen azalır. Ama Bülent Bey ilk arayanlardan biri oldu. Hatırımı sordu. Derdimi dinledi” diye anlatmıştı.

NEJAT ECZACIBAŞI’NIN OĞLU OLMAK

Ülkemizin en etkili birinci kuşak sanayicilerinden Nejat Eczacıbaşı’nın oğlu olmak Bülent Eczacıbaşı’na bilimi değerli kılma noktasında da misyon yükledi. Bu yüzden kapak yaptığımız söyleşiye bu konuyu sorarak başladık. İlk soruya Bülent Eczacıbaşı’nın yanıtı ilginçti ve şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bilime destek vermek her açıdan çok kıymetli. Nejat Bey’in gönlünde bilim vardı, eğitiminde bilim vardı, iş yaşamının temelinde bilim vardı. Çünkü kendisi biyokimyagerdi. Biyokimya alanında doktorasını almıştı ve zamanının en ileri eğitim kurumlarında araştırmalar yapmıştı. Daha sonra Türkiye’ye geldi ve modern Türk ilaç sanayiinin de öncüsü oldu. Kendisi her zaman bilimin, bilim insanlarının teşvik edilmesi ve başarılı olanların da ödüllendirilmesi gerektiğine inanırdı.”

Peki babasından nasıl el almıştı… Bülent Eczacıbaşı bilime destek konusunda ne düşünüyordu… Cevap tecrübe paylaşımını içeriyordu ve şöyleydi:
“Gönülden inanıyorum. 62’nci yılına ulaşan Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri de kurucumuzdan bize miras kalan bu
inancın bir yansıması. Elbette hayatını bilime adamış değerli hocalarımız kadar bilimle iç içe değilim, değilim ama üniversite öğrenimim düzeyinde bilime yakın oldum. Fizikokimya alanında öğrenimimi yaptım, daha sonra mühendisliğe yöneldim, yükseköğrenimimi kimya mühendisliği alanında devam ettirdim. Daha sonra iş insanlığına yöneldim ve Topluluğumuzda farklı görevler aldım. Ancak bilime olan ilgim ve inancım hiç azalmadı. Dünyamızın geleceği bilimle şekillenecek ve bilime destek olmak, hepimizin ortak sorumluluğu.

PATRON TATİL YAPMAZ

Bülent Eczacıbaşı tatil yapmaktan hiç geri kalmadığını, ama çalışma arkadaşlarıyla “patron tatil yapmaz” diye şakalaştığını söylüyor. Onlara, “ben dünyanın neresinde olursam olayım, mutlaka sürekli düşünürüm, piyasaları araştırırım, fikir geliştiririm; sakın beni
tatilde sanmayın. Patron tatil yapmaz – siz de yapmayın!” diyerek, onu tanımayanların kolayca ciddiye alabilecekleri espriler yapıyor.

YÖNETİM BİLİMLERİNİ KÜÇÜMSEMEYİN

Bülent Eczacıbaşı ile bilimle başlayan sohbetimiz farklı alanlara doğru evrildi… Bilimsel düşüncenin öneminin yanı sıra yönetim bilimine verilmesi gereken önem konusunda gençlere yönelik mesajlarını önemsedik ve aynen onun sözlerinden
paylaşıyoruz:

“Bilimsel düşünce, bilimsel disiplin çok önemli. Ancak bilime meraklı olup da iş hayatına atılmak isteyen gençlere
yöneticilik alanında eğitim almanın önemini de hatırlatmak isterim. Biraz da kendi tecrübemden yola çıkarak
bunu söylüyorum. Çünkü ben öyle yapmadım ve bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Mühendislik ve fen eğitimi düşünce disiplinini, analitik yetkinliklerin gelişmesini sağlıyor. Ancak yönetim bilimlerini de ihmal etmemek gerekiyor.”

AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI, GELECEK 30 YILIN PROJESİ

Sürdürülebilirlik konusundaki hassasiyetini bildiğimiz Bülent Eczacıbaşı’na 2016 yılında imza attığımız ve geçtiğimiz günlerde TBMM’de onaylanan Paris İklim Anlaşması’nın neler getireceğini de sorduk. Söz konusu anlaşmanın ivmelendirdiği küresel yeşil dönüşümün son derece dinamik olduğuna dikkat çeken Eczacıbaşı, Avrupa Birliği’nin bu dönüşümü bir fırsat, daha iyi bir değer zincirini mümkün kılacak bir kaldıraç olarak gördüğünü düşünüyor:

“Yeşil Mutabakat, aslında çok uluslu yepyeni bir “toplumsal sözleşme”… İş yapış biçimini, ticareti, insanın gezegenimizle, doğa ile ilişkisini yeniden tasarlamayı hedefliyor. Bu açıdan, her geçen gün yeni şeyler öğrendiğimiz bu süreci heyecan verici buluyorum. Yeşil Mutabakat gelecek 30 yılın projesi… Bunu, 1980’li yıllarda AB’nin oluşturduğu ‘Tek Pazar’ ile kıyaslayabiliriz. Projenin iklimle ilgili mesajları ve hedefleri en çok bilinen kısımları: 2050 ya da mümkünse daha öncesinde iklim nötr bir kıta yaratmak amaçlanıyor. Bunun için bütün ekonomiler, endüstriler ve tüketici alışkanlıkları yeni baştan şekillenecek. Sürdürülebilir Büyüme… Döngüsel Ekonomi… Ve Adil Rekabet bu dönüşümün üç ana sacayağı… En büyük ticaret ortağımız ile iş birliğimizi devam ettirmek istediğimiz için bu dönüşümü yakından izlemek ve ona uyum sağlamak durumundayız. Önce düşük karbon, ardından karbon nötr ve nihai olarak iklim nötr bir sanayi ve kalkınma yol haritasını süratle oluşturmamız gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve düşünce kuruluşlarının ayrı ayrı çabalarını bir araya getirecek bir iş birliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

BABASI, BÜLENT ECZACIBAŞI’NIN HAYATINDA ÖNEMLİ BİR LİDER… MUTLULUKLA İLGİLİ BAKIŞ AÇISINDA BİLE ONUN ETKİSİ VAR. “NEJAT BEY’İN MUTLULUK TANIMI SANIRIM PEK ÇOĞUMUZ İÇİN DE GEÇERLI” DIYEN BÜLENT ECZACIBAŞI, MUTLULUĞA BAKIŞINI ŞÖYLE İFADE EDİYOR:
“MUTLULUK ÇOĞU ZAMAN ERİŞİLMESI GÜÇ BİR ZİRVE DE DEĞİL ASLINDA… MÜTEVAZI KOŞULLARDA DA OLSA İYİ BİR YAŞAM SÜRMEK, GÜLMEYİ VE PAYLAŞMAYI BİLMEK; AŞKI VE İÇTEN DOSTLUĞU YAŞAYABILMEK BENCE EN BÜYÜK MUTLULUKTUR.”

DALGACI MAHMUT HİKÂYESİ
Bir süre önce Bülent Eczacıbaşı’nın “İşim Gücüm Budur
Benim” başlıklı bir kitabı çıktı. İçinde çeşitli bilgi notları yer
aldı. Ama en ilginç bulunanlarından birini paylaşmak istedik:
“Benim meslek seçimi üzerinde kafa yorduğum zamanlar,
‘68 kuşağı’ gençlerinin dünyayı ayağa kaldırdığı yıllara
rastlar. O dönemlerde iş insanının veya şimdilik hala daha
sık kullanılan şekliyle ‘iş adamı’nın itibarı pek yüksek değildi!’
demek daha doğru olur. Zamanın Türk filmlerinde Hulusi
Kentmen tarafından canlandırılan, Bedri Koraman’ın
karikatürlerinde rastlanan ağzı purolu, göbekli, ceplerinden
paralar fışkıran tipler, toplumun büyük bir kesiminin
gözünde iş adamının örnekleriydi.
68 Hareketi’nin etkisiyle, dünyada olup biteni izleyen,
ülke sorunları üzerinde tartışmayı seven gençler arasında
‘solculuk’ hatta ‘devrimcilik’ modaydı. Bu modaya uygun
kitaplar okumak, müzik dinlemek gerekiyordu. Marksist
düşüncenin temelleri hakkında bilgi sahibi olmak şarttı.
Sartre okuyacaktınız, Brecht’i sevecektiniz, Nazım Hikmet
hayranı olacaktınız, Joan Baez ve Bob Dylan dinleyecektiniz.
DasKapital’i okumuş olmanız gerekmezdi, nasıl olsa
okumuş olduğunuz varsayılırdı, Marksist terminolojiye biraz
hakim olmanız yeterliydi. ‘Aydın’ veya ‘entelektüel’ olmakla
‘solcu’ neredeyse eş anlamlıydı. İş adamı ‘kapitalist’ veya
‘komprador’, ‘kötü adam’dı, insanları sömürerek kendini
zenginleştiren kişiydi. Nefret odağı olmadığı zaman iş adamı
bu gençlerin sohbetlerinde alay konusuydu. İş adamının en
zararsızı ve en iyisi, hiçbir işe yaramayanı idi.
Bir keresinde kitap meraklısı bir arkadaş grubuyla
romanlardan ve hikayelerden paragraflar okuyup, hayali
kişilerin yaşamlarıyla ilgili senaryolar üreterek bir oyun
oynadığımızı hatırlıyorum. Bir arkadaşımız Orhan Veli’nin
bilinen şiirinden bir bölüm okuduktan sonra bunları söyleyen
kişinin mesleğini sormuştu:
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Üstelik yanıt için de dört seçenek veriyordu: Boyacı, sanatçı,
iş adamı, üçkağıtçı… Şakanın amacı belliydi. Cevaplar hemen
ve hep bir ağızdan, istenen yönde geldi: İş adamıııı!
Sonra tartışmalar biraz ileri gittiğinde bazı duyarlı
arkadaşlarımdan o zamanlar işitmeye alışmış olduğum
sözler:
“Bülent, üzerine alınmıyorsun, değil mi?”
Bir rahatsızlık duydum ama içimden sordum: Orhan Veli’nin
“Dalgacı Mahmut”u kartvizit bastırsaydı, isminin altına ne
yazardı acaba?”

YEŞİL DÖNÜŞÜM, AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI İLE SINIRLI DEĞİL!

Dünyanın yüzde 55’ten fazlası 2060’a kadar iklim nötr olma hedefini kabul etmiş durumda… Oran her geçen gün artıyor. Gelecek ay Glasgow’da yapılacak COP26 Zirvesi’nde bu oranın yüzde 70’e ulaşması bekleniyor. Bülent Eczacıbaşı, “ne yapılması gerektiğini aslında hepimiz biliyoruz” diyor:
“Enerjide sürdürülebilir kaynaklara dönüşüm gerekiyor. 10 yıl öncesine kıyasla bu dönüşüm daha kolay ve maliyeti daha düşük. Elektrik üretiminde karbonu nasıl azaltacağımızı biliyoruz. Öncelikle bunu yapmalıyız. Sonra ekonomide nerede enerjiye ihtiyaç varsa, orada elektrik kullanmaya çalışmalıyız. Sanayide, evlerde, ulaşımda… Evet, bazı sektörler için bu söylendiği kadar kolay değil.

Petrokimya, çimento ya da uzun mesafe havayolu ulaşımında bunu yapmak oldukça güç. Ama olanaksız değil. Bunun
için elimizde gerekli teknolojiler var. Maliyetleri de kabul edilebilir düzeylere geliyor. Hidrojen gibi son derece umut
veren enerji seçenekleri de var.

Bugün küresel salgından çıkışı konuşuyoruz. Bu aşamada vereceğimiz kararlar, seçeceğimiz yol, ya daha akılcı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme getirecek; ya da tüketmeye ve kirletmeye devam ettiğimiz bir dünya içinde
hepimiz kendi yarattığımız bir kapanın kurbanı olacağız.

Çözümlerimizin doğa temelli olması gerekiyor. Bu tür çözümler uyum ve direncimizi artırıyor. Finanstan enerjiye,
lojistikten genel anlamda ulaşıma, her alanda temiz enerji kullanımımız nasıl artabilir sorusuna daha etkili yanıtlar
aramaya devam ediyoruz.”

Önceki haberİklim krizi geleceğin değil bugünün sorunu
Sonraki haberUludağ Ekonomi Zirvesi ‘Sürdürülebilirlik’ temasıyla başladı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.