Ana Sayfa İş'te Kadın Dünya ekonomik forumu verileri kadın girişimciler için alarm veriyor

Dünya ekonomik forumu verileri kadın girişimciler için alarm veriyor

0

Türkiye’de kız-erkek ayrımı aileler tarafından yapılırken böylesine bir ortamda kadın girişimcilerin işleri de bir hayli zor görünüyor. Her ne kadar pandemi sürecinde Türkiye’deki kadın girişimci oranı yüzde 13’lere gelse de, Dünya Ekonomik Forumu’nun verileri Türkiye’nin 153 ülke arasından 130’uncu sırada olduğunu gösteriyor. KAGİDER Başkanı Emine Erdem de “Rakamlar bize önümüzde daha uzun bir yolun olduğunu gösteriyor” diyor

Pandeminin kadın girişimciler üzerindeki ağır etkilerine rağmen ülkemizde kadın girişimcilerin oranının yüzde 13’lere yükselmesi, gelirleri hızla azalan hanelerde kadınların ev bütçesine katkıda bulunmak için harekete geçtiğini gösteriyor. Ancak genel tablo içinde kadın girişimci oranının yetersiz kaldığını belirten Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) Başkanı Emine Erdem, bu tablonun düzelmesi için kadın girişimcilerin önlerindeki engellerin kaldırılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Kadınların iş hayatına katılımlarını kısıtlayan en temel konunun toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemeyen, erkek egemen kültür ve bu kültürün getirdiği ön yargılar olduğunu belirten Erdem, ev işlerinin, çocuk ve yaşlı bakımının esas olarak kadınların sorumluluğunda görüldüğü kültürel bir ortamda kadınların çalışmasının zorlaştığını ifade ediyor. Erdem; “Bu kültürle ve ön yargılarla etkin bir şekilde mücadele etmek ve kadınların çalışma hayatına katılımlarını kolaylaştırmak için kamu yönetimi, özel sektör ve ilgili sivil toplum kuruluşları iş birliği yapmalı” diyor.

Türkiye Kadın Girişimciler Derneği Başkanı Emine Erdem

İş dünyası örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarında aktif görevler aldınız. Sivil toplum çalışmalarına nasıl başladınız? Bunun size özel bir hikâyesi var mı?

 İzmir’de doğdum. Kimya profesörü bir baba ile biyokimyacı bir annenin üç kız çocuğundan biriyim. Bizim evimizde kadınların kendi ayakları üzerinde durması gerektiği konuşulmazdı bile. Böyle bir ailede doğup, bu bilinçle büyüdüm ve hayatımı buna göre yönlendirdim.

Öğrencilik yıllarım bittiğinde gördüm ki, şanslıydım ama her kadın benim kadar şanslı değildi. Bunu fark ettiğimde dedim ki; ‘Bir şeyler yapmalıyım’. Hepimiz hayatımızda bir seçim yapıyoruz. Ben de gerek aile yaşamımda gerekse öğrencilik yıllarımda hayatım boyunca hep şuna inandım: ‘Kadınlar daha iyi bir eğitim alırlarsa ancak o zaman toplum olarak kalkınabiliriz. Ben de toplum içinde daha iyi bir gelecek yaratmak adına sivil toplum kuruluşunda var olmam gerekir’ diye düşündüm ve kadın mücadelesine katıldım. Sivil toplum ne kadar güçlü olursa, kadın-erkek eşitliği de o kadar dengede gider.

1988 yılında kurulan uluslararası bir kadın kuruluşu olan Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyon’una bağlı Etiler Soroptimist Kulübü’nün kurucu üyeliğini ve sonrasında sırasıyla Türkiye Başkanlığı ve Avrupa Başkan Yardımcılığı’nı yaptım. Hâlen Danışma Kurulu üyesi olduğum KADER’in yönetim kurulunda görev aldım. KAGİDER’de ise başkanlık görevinden önce yönetim kurulu üyeliği ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundum. Sivil toplumda 33’üncü yılımı yaşıyorum. Bunca yıllık deneyimin bana öğrettiklerinden biri de STK’larda sağladığımız güç birliğinin kadının, büyük ölçekte toplumun güçlenmesi alanında çok önemli ve yararlı sonuçlar doğurduğu…

İş dünyasında da son yıllarda üst düzey yönetici olarak dernek ve şirketlerde kadınların etkinliğine şahit oluyoruz. Buna karşın Anadolu’da kadınların iş hayatına katılımında sorunlar yaşanmaya devam ediyor. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Kadınların iş hayatına katılımında sadece Anadolu’da değil mega kentlerde de sorunlar yaşanıyor. KAGİDER bu durumun değişmesi için tüm Türkiye’de çaba gösteriyor. Anadolu’nun farklı illerinde kadın girişimcilerle bir araya geliyor, onların bilgiye, finans kaynaklarına ve pazara erişimlerini desteklemek, ilişki ağlarını genişletmek için çalışıyoruz.

Ancak kadınların iş hayatına katılımlarını kısıtlayan en temel konu, toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemeyen, erkek egemen kültür ve bu kültürün getirdiği ön yargılardır. Ev işlerinin, çocuk ve yaşlı bakımının esas olarak kadınların sorumluluğunda görüldüğü bir kültürel ortamda kadınların çalışması zorlaşıyor. Bu kültürle ve ön yargılarla etkin bir şekilde mücadele etmek ve kadınların çalışma hayatına katılımlarını kolaylaştırmak için kamu yönetimi, özel sektör ve ilgili sivil toplum kuruluşları iş birliği yapmalı.

KAGİDER başkanlığınız döneminde kadın istihdamına dönük ne gibi çalışmalar gerçekleştirdiniz?

KAGİDER, kadın girişimciliğini yaygınlaştırmak ve kadını güçlendirmek için dört temel konuya odaklı bir strateji yürütüyor. Biz bu stratejimizi 4 T diye adlandırıyoruz. Bu kapsamda kadın girişimcilerin işlerini geliştirmeleri, koşul ve fırsatları eşitlemeleri açısından çok önemli olanaklar sağlayan ‘Teknoloji’den daha fazla yararlanmalarını sağlamayı, onların ‘Toplumsal’ ağlarını ve dayanışmaların genişletmeyi, daha fazla ‘Ticaret’ yapmalarını desteklemeyi ve ‘Tarım’ sektöründe güçlenmelerini amaçladık.

KADIN GİRİŞİMCİLERİN ORANI YÜZDE 13

Türkiye’de kadın girişimcilerin sayısının artırılması yolunda neler yapılması gerekiyor?

Son istatistiklere göre ülkemizde kadın girişimcilerin oranı yüzde 13’e yükseldi. Pandeminin kadın giri şimciler üzerindeki ağır etkilerine rağmen bu oranda artış olması gelirleri hızla azalan hanelerde kadınların gelire katkıda bulunmak için harekete geçtiğini gösteriyor. Ancak genel tablo içinde kadın girişimci oranının yetersiz kaldığı ortada. Bu tablonun düzelmesi için kadın girişimcilerin daha fazla desteklenmesi, teşvik edilmesi, iş hayatında varlık göstermeleri için önlerindeki engellerin kaldırılması gerekiyor.

Nedir bu engeller?

Bu engeller arasında cinsiyet eşitliğine dayanmayan, erkek egemen ve ön yargılı kültür başı çekiyor. Buna kadınların bilgiye, finans kaynaklarına, paraya ve pazara erişimde karşılaştıkları büyük zorlukları da eklemek gerekiyor. Bütün bunlarla kapsamlı bir şekilde mücadele edecek kamu politikalarının hazırlanarak uygulamaya konulması ve bu alanda kamu, özel sektör ve ilgili STK’lar arasında iş birliğinin gerçekleşmesi Türkiye’de kadın girişimciliğinin güçlenmesine ve yaygınlaşmasına önemli katkılar sağlayacaktır.

TÜRKİYE’DE GİRİŞİMCİLİK ZOR İŞ

Türkiye genelinde kadın istihdamı istenilen seviyede değil. Özellikle Anadolu’da bazı büyükşehirleri dışarda bırakırsak kadın girişimcilerin sayısının azlığı gözlemleniyor. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

 Türkiye’de girişimcilik zaten zor, ama kadın girişimciler için hayat daha da zor. Kadınlar erkeklerden daha fazla sorunla karşılaşıyorlar. Bilgiye, finansmana, pazara erişimde ve network oluşturmakta erkeklerden daha fazla zorluk çekiyorlar. Bu zorlukları aşmak için onları desteklemek, başarılı kadın girişimcilerin öykülerini tanıtarak onlara ilham vermek gerekiyor. Devletin kadın girişimciliğini destekle[1]yen politikaları hızla uygulamaya koyması, özel sektör ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının birlikte çalışarak projeler geliştirmeleri ve uygulaması gerekiyor.

Türkiye’de kadınların iş hayatına katılımında nasıl bir tablo ile karşı karşıyayız? Bu konu ile ilgili Türkiye’de neler yapılıyor?

Bu konu önemli çünkü kültürel yaklaşımı ilgilendiriyor. Ataerkil bakış sadece kadının iş hayatına katılmasını zorlaştırmakla kalmıyor, kadın iş hayatına katıldığı zaman da potansiyelini tümüyle yerine getirmesinin önündeki temel engellerden birini oluşturuyor. Bir kadın çalışmak istediğinde, önce evdeki sorumluluklarını yerine getirmesi ve ardından evdeki erkeğin onayının da olmasıyla ancak istihdama katılabiliyor.

Öncelikle kadını ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımından sorumlu gören ataerkil bakış açısıyla mücadele edeceğiz, bunun için ilkokul öncesinden hazırlık sınıfından başlamak üzere müfredata toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi koymak gerekir. Özel sektör ve kamuda kadın çalışan kotası uygulanması, kadınları girişimciliğe teşvik edecek hibe ve destek uygulamalarını kuvvetlendirmek gerekir. Doğum sonrası zorunlu izni anne ve baba için eşit bir hak olarak uygulamak gerekir. Çalışan kadınlara sunulacak kreş, yaşlı ve hasta bakım destek hizmetleri ile kadınlar ekonomide tutulmalıdır.

KAGİDER bu konuyla ilgili ticarette, teknolojide, tarımda ve toplumsal hayatta kadının varlığını, temsiliyetini destekleyecek çalışmalara ağırlık verdi. Kadın girişimcilerin yaşamakta olduğumuz salgın krizini yönetmeleri için gerekli mentor desteğini veriyor, deneyimlerimizi paylaşıp birbirimizden öğrenebileceğimiz dijital platformlar oluşturuyoruz.

KADINLARIN ÖYKÜSÜ EŞİTSİZLİKLER ÜZERİNE KURULU

Kadınların iş gücüne katılımı konusunda dünya nerede, biz neredeyiz?

Türkiye nüfusunun yarısını kadınlar oluşturuyor. Yani nüfusta eşitlik var. Fakat eğitim ve iş hayatına baktığımızda eşitlik kadınlar aleyhine ne yazık ki bozuluyor. Kadınların öyküsü hep eşitsizlikler üzerine kurulu. İş yaşamı ve istihdamda kadına yarı yarıya pay düşmemesi de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonuçlarından biridir.

Rakamlar ve veriler ülkemizin bu alandaki durumunu ortaya koyuyor. Cinsiyet eşitliği sıralamasında Dünya Ekonomik Forumu’nun verilerine ve raporuna baktığımızda 153 ülke arasından 130’uncu sırada olduğumuzu görüyoruz. Kadınların ekonomiye ve iş gücüne katılım oranında 136’ncı, eğitimde 113’üncü ve siyasi hayatta ise 109’uncu sıradayız. Bu rakamlar bize önümüzde daha uzun bir yol olduğunu gösteriyor.

BİZ YOLU AÇIYORUZ, ARKAMIZDAN GELENLER BU YOLU GENİŞLETECEK

 İş dünyasında bir kadın yönetici ve iş dünyası örgütlerinde bir kadın sivil toplum gönüllüsü olarak nelerle karşılaştınız? Çalışmalarınızı yürütürken ne gibi zorluklar karşınıza çıktı?

 Kültürel ön yargılar her yerde karşınıza çıkabiliyor. Buna karşı, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı bir kurum[1]sal kültürü kamuda da özel sektörde de hayata geçirmek gerekiyor. Ben çalıştığım yerlerde kadına karşı ön yargıları gördüm ve yaşadım. Kendi kurduğum işlerde ise bahsettiğim cinsiyet eşitliğine dayalı kurumsal kültürü hayata geçirmeye odaklandım.

Yaşanan zorlukların kadınlar açısından sağladığı bir avantaj var. Biz erkeklerden daha çok çalışmak ve daha fazla zorluklarla mücadele etmek zorundayız. Bu da bizi yaptığımız işte, aynı pozisyondaki erkeklere kıyasla daha donanımlı, deneyimli ve bilgili kılıyor. Bugün özel sektörde veya kamuda çalışan ve yöneticilik yapan kadınların unutmaması gereken bir şey var; biz yolu açıyoruz. Arkamızdan gelecek kadınlar da bu yolda yürüyerek onu daha da genişletecekler. Cam tavanları da birer birer kırıyorlar zaten.

KAGİDER olarak kadının sadece ekonomik olarak değil politik ve sosyal olarak da güçlenmesini temel alan vizyona sahipsiniz. Bu hedefe ulaşabilmek için ne gibi çalışmalar içerisindesiniz?

 Politik ve sosyal güçlenmenin temelinde ekonomik güçlenme ve toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen kültür yer alıyor. Bunların başarıldığı bir toplumda kadın sosyal ve politik açıdan güçlü olacaktır. Burada temel mesele eğitimdir. Cinsiyet eşitliğini öğrencilere küçük yaşlardan itibaren benimseten bir müfredat, cinsiyet eşitliğine saygı duyan bir toplumsal kültürü yaratacaktır. Ayrıca kız çocuklarının eğitime erişimini sağlamak kadınların ekonomiye katılımı açısından çok önemlidir. Eğitim seviyesi yükseldikçe kadınların iş gücüne daha fazla katıldıklarını görüyoruz. TÜİK verilerine göre okur-yazar olmayan kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 17,4 iken yükseköğretim mezunu kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 72,2 düzeyine çıkıyor. Dolayısıyla kamu yönetimine eğitim alanında önemli görevler düşüyor.

Önceki haberAsırlık lezzet Hafız Mustafa 1864
Sonraki haberKendine yetebilen şehirler kurma zamanı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.