Ana Sayfa İhracat Penceresi İMİB Başkanı Aydın Dinçer: Madenciliğe siyaset üstü yaklaşılmalı

İMİB Başkanı Aydın Dinçer: Madenciliğe siyaset üstü yaklaşılmalı

0

Her ürünün hammaddesi maden. Hayatın her yerinde maden var. Ülkelerin kalkınmasını da madenler sağlıyor. 2021 yılını 5,93 milyar dolar ihracat rekoru ile kapattıklarını hatırlatan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Maden Sektör Kurulu Başkanı ve İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Dinçer bu nedenle, madenciliğin siyasete alet edilmemesi gerektiğini söyledi.  

Röportaj: Mehmet Ali Doğan

Madencilikte 2021’in ihracat ve ithalatı ne oldu?

Totale baktığımızda endüstriyel hammaddeler, metalik madenler ve doğal taşlar şeklinde üç grupta ihracat gerçekleştiriyoruz. Madencilik sektörü 2021 yılını 5,93 milyar dolar ihracat başarısı ile kapattı. 2020 yılına kıyasla yüzde 38,89’luk bu artışla gelen 5,93 milyar dolar ihracat rakamı ise cumhuriyet tarihi rekoru olarak kayıtlara geçmiş oldu. İthalat olarak baktığınızda da kömürü, altını ve metale dönüşmüş ürünleri hesap edersek 40 milyar dolara yakın gerçekleşti. Gördüğünüz gibi burada altın, kömür ithalatımız çok. Diğerleri cevher halinde değil de metale dönüşmüş olan ürünler. Bu bize Türkiye’de metale dönüştürülme yönünde atılımların daha fazla yapılması gerektiğini gösteriyor.

REZERVLER TRİLYON DOLARLAR CİVARINDA

Türkiye’nin madencilikten ekonomiye kazandıracağı potansiyel rakamlardan bahsedecek olsak neler söylersiniz?

Bugün sanayinin pek çok dalında madenlere ihtiyaç duyuluyor. Bu ihtiyacı karşılamak ve dışa bağımlı olmamak adına madenlerin çıkarılması büyük önem taşıyor. Cevherlerin uç ürünlere dönüşmesi yönünde ülkemizde madenlere ciddi oranda ihtiyaç var. Bu derin sondajlarla madenlerimizi tespit etmek ve bu çalışmalara da devletin kurumlarının destek olması çok değerli. Bunu başardığımız takdirde sanayimiz de gelişecektir. Rezervler açısından baktığınızda Türkiye’nin yer altında ciddi anlamda rezervi söz konusu. Hesaplamalar yapıldığında bunların trilyon dolarlar şeklinde olduğu gözüküyor. Ama önemli olan o rezervlerin çıkartılması, ekonomiye kazandırılması. Bunu ne kadar yapabiliyoruz? Önemli olan bu. Bunda da Türkiye, tespit etmiş olduğu rezervlerin bir kısmında faaliyet gösteriyor, bir kısmında gösteremiyor. Tepkisel nedenlerden veya bürokraside izin sürelerinin yürütülememesinden ve son on yılda Türkiye’de arama faaliyetlerinin gerilediğini görüyoruz. Bunun sebebi de bürokratik süreçler, izin süreçleri veya tepkiler. Firmalar bunları göğüslemekten yoruldu. Dolayısıyla da yeni yatırımlara yönelemiyorlar. Oysa madencilik birçok ülkenin teknoloji ve refaha ulaşmasına katkı sağlıyor.

Madenciliğin şekil değiştirdiği görülüyor. Sürdürülebilir ve çevreci madenciliği konuşuyorsunuz. Eski maden arazileri tarıma kazandırılıyor. Bu eğilimi değerlendirebilir misiniz, neden bu şekilde?

Madencilik faaliyetinin önce, geçici bir faaliyet olduğunu söylememiz lazım. Çünkü, madencilik dediğimiz şey; yeryüzü kabuğunda bir cevherleşmeyi yerinden söküp, alıp, sanayiye hammadde olmasını sağlamak. Ve bu geçici bir faaliyet. O sahada o cevher, 10 yılda, 20 yılda, 30 yılda ne ise oranın rezerv kapasitesi, onu o süreç içerisinde almak, ondan sonra da rezervlerini aldığınız o bölgeyi tekrar rehabilitasyonla eski haline veya eski haline yakın bir şeye getirmeniz gerekiyor. Aslında madenci bu amaçla Orman Bakanlığı’na ağaçlandırma bedeli ve tahsis bedeli ödüyor. Orman Genel Müdürlüğü’nün yaptığı ormanlaştırma planlamasında Türkiye’nin herhangi bir yerinde, kendilerinin oluşturduğu plan çerçevesinde, yeni ormanlar üretmek adına o bedelleri oralarda kullanıyor. Sizin faaliyetinizi sürdürdüğünüz yere belki 10 yıl, belki 20 yıl sonra sıra gelecek. Madencilik olduğu yerde yapılmak zorunda olan bir iş, o cevher oradaysa oradan çıkarmak zorundasınız. Rezerv alındıktan sonra siz burada tarım yapacağım diyebilir, izin alıp gene orayı kullanabilirsiniz.

RUHSAT GÜVENCESİ KRİTİK

2004’te Maden Yasası çıktı, o dönem madenciler o yasadan çok memnundu. Ancak arama faaliyetlerinde gerileme söz konusu. Bunun sebepleri neler? 

O kanun çıktığında iyi bir kanun şeklinde çıktı ama daha sonra bir çok kez değiştirildi. Hatta onun sayısı 30 küsür sefer oldu. Eklemelerde ve değişikliklerde ruhsat güvencesi dediğiniz, yani ruhsatın sizde, o firmada kalmasıyla ilgili çok fazla iptal sözkonusu. Dolayısıyla ruhsat güvencesi olmadığında da yatırım yapmak anlamında iştahı olmuyor firmaların. Aynı zamanda yıllardan beri ormanla ilgili izin süreçlerinin çok uzun olması, yatırımcıyı uzaklaştırdı. Arama faaliyetlerinde düşüş yaşandı. Arama olmayınca da önümüzdeki on yıllarda çıkaracağımız madenleri tespit edememiş duruma düşüyoruz. Bugün bir maden işletmesinin açılabilmesi için; 8 bakanlık, 92 yasa, 87 yönetmelik, 16 uluslararası sözleşme, 8 tüzük, 24 değişik kurum ve kuruluştan izin alınması gerekiyor. Bu izin süreçleri maalesef yıllarca sürebilmekte, ÇED sürecinde herhangi bir kurumun verdiği olumsuz görüş ise süreci sonlandırarak ruhsatların iptal olmasına neden oluyor. Bu yöndeki talebimiz, orman izin taleplerinin Maden Kanunu ve Orman Kanunu’ndaki hükümlere uygun olarak değerlendirilmesi ve izinlerin verilmesi.

Nadir madenler özellikle küresel düzeyde süreli gündemde. Bu anlamda Türkiye’nin potansiyeli ne?

Nadir toprak elementlerinde Türkiye’de mevcut olanlar var. Bununla ilgili MTA’nın çalışmaları da var, yeni tespit edilenler de söz konusu. Tabii ki nadir toprak elementleri bir çok ürünün üretilmesinde ihtiyaç duyulan ürünler. Türkiye de bunun üzerine çalışmalar yapıyor. Hatta Nadir Toprak Elementleri Enstitüsü kuruldu. Kamu tarafından kurulan nasıl Bor Enstitüsü varsa, artık Nadir Toprak Elementleri Enstitüsü de var artık. Oradaki çalışmalarla bu rezervlerin tespiti ve üretimi yapılmak üzere projelendirmeler yapılacak.

Altın, hep madenlerden ayrılarak konuşuluyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Altın tabii önemli bir maden türü, değerli metallere giriyor. Bildiğiniz gibi para piyasalarında da çok önemli. Maden olarak çıkartılması ülkeler açısından da önemli. Türkiye de son yıllarda çok ciddi anlamda altın ithalatı gerçekleştiriyor. Ama henüz 50 tona varmamış bir üretimimiz var, yılda 42 ton gibi bir üretim yapıyoruz. Hedef 100 ton olarak kondu, ama o hedefe ulaşmak şu anda pek mümkün gözükmüyor, önümüzdeki yıl 50 tonu bulabilir. Altın değerli bir metal, altın madenciliği ülkemiz açısından önemli, bunun yapılması ve artırılması lazım. Bununla ilgili yeni projeler var, projelerin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi lazım ki, Türk ekonomisine katkı sağlayabilsin.

‘KÖMÜR ÖNEMLİ BİR ENERJİ KAYNAĞI’

Gelişmiş ülkelerde kömürden enerji üretmek için hâlâ yeni yatırımlar yapılıyor. Kömürün geleceği için neler söylersiniz?

Aslında karbon salınımıyla alakalı olarak kömür madenciliğinin bir etkisi yok. Kömür yeryüzü kabuğunda oluşmuş, zaten o çıkartılıyor. Ancak bunun enerjiye dönüştürülmesinde, santrallerde kullanılması esnasında, doğru tekniklerle yakılmazsa o zaman tabii ki hava kirliliğine sebebiyet verebiliyor. Dünyada yenilebilir enerjiye geçilmesinden bahsediliyor, ancak diğer ülkelerde de Almanya’da da İngiltere’de de öyle, hâlâ kömür – linyit önemli bir enerji kaynağı hammaddesi. Yenilenebilir enerjiye geçmeyi planlasak dahi, uzun süre bu elimizdeki kaynakları kullanmak zorundayız. Enerjiye ihtiyacımız var, elimizde bunu sağlayabilecek kömür var. Ancak, kullanıldığı zaman karbon salınımının da kontrol altına alınması gerekiyor. Kömürden gaz üretimi söz konusu olabilir. Ar-Ge çalışmaları yapılıyor, önümüzdeki dönemde bunlarla da karşılaşacağız.

‘DEĞERİNDE VE ZAMANINDA OLMALI’

Maden potansiyelleri bugün kullanılmazsa ne tür sonuçlarla karşı karşıya kalınır?

Teknoloji gelişiyor, bilim gelişiyor, ihtiyaçlar değişiyor. Dönemsel olarak, o dönem çok ihtiyaç duyulan madense ve rakamları da rantbal, üretilebilir, ülkeye katkı sağlayabilecek boyuttaysa, bunların o sırada, o dönemde çıkartılıp kullanılması gerekir. Kömürden bahsettik, belki gün gelecek kömürle ilgili üretim yapılmayacak. Onun yerine yenilenebilir enerjiye geçilebilir. Bu rezervlerimizi biz bugüne kadar kullanmasaydık veya bugünden sonra o zamana kadar kullanmayacaksak, o rezerviniz orada durur ve bu işi yapamazsınız. Dolayısıyla değerinde ve zamanında o hammaddeyi çıkartıp sanayimize hammadde oluşturabiliyorsak Türkiye ekonomisine katkıyı öyle sağlamış oluruz. Öbür türlü artık ihtiyacın bittiği, değerinin düştüğü bir ürünü üretmek zaten söz konusu olamaz.

Demirden cevher işleyip ürüne çeviriyoruz. Ancak bizim demir çelik endüstrisinin ağırlıklı bir şeklide cevherden değil, dışarıdan gelen hurdayla iş yapıyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Öncelik bu mu olmalı aslında?

Türkiye’de demir cevheri de çıkarıyoruz. Demir cevherinin çıkarılmasıyla, demir üretimine hammadde sağlıyoruz, ihracata veya iç piyasaya. Tabii ki bu yeterli gelmiyor, yeterli gelmediği için de hurda ithal ediliyor ve ondan tekrar inşaat demiri üretimi yapılıyor. Tabii ki, her maden türünde Türkiye’de kurulacak veya kurulmuş olan tesislerin tamamını besleyebilme kapasitesi söz konusu da değil. Dolayısıyla Türkiye’den çıkan ürünler, içerideki tesislere veya yurt dışına da satılabiliyor. Demir cevherinde de Türkiye’de çok fazla bir tesis yatırımı yok. Bildiğiniz gibi bir iki tesis var. Burada ne yapılması gerekir? Aramacılık faaliyeti artırılmalı. Demir fiyatları da bildiğiniz gibi çok yükseldi. Demir gibi hammadde, cevher fiyatı da yükseldi. Dolayısıyla daha çok demir cevheri üretimini gerçekleştirirsek, hurdadan değil, hammaddeden üretimini de sağlayabiliriz. 

PANDEMİ SONRASI MADENCİLİK CANLANDI

Pandemi, ara malı ürünlerinin tedarikini çok etkiledi. Tedarik krizi malum. Pandemi maden üretimini de etkiledi mi?

Etkileme şöyle oldu. Pandemi sonrasında üretimimizi artırma ihtiyacı doğdu. Çünkü dünyada hammadde ihtiyacı arttı. Bunun birkaç sebebi var. Pandemi sürecinde insanlar stoklu çalışma ihtiyacı doğduğunu gördüler. Pandemide de bir ihtiyaç süreci doğdu. O ihtiyaçları karşılamak aynı zamanda da ihtiyaçlarının daha üzerinde alıp, her zaman stok bulundurmak için daha çok talep oldu. Bu talep de fiyatları yükseltti. Aynı zamanda lojistik sıkıntılar, taşımacılıkla alakalı fiyatların artması hammadde fiyatlarını da yine yukarıya taşıdı. 

Seramik, cam, çatal kaşık, makina, mermer… Ne kullanırsak kullanalım hepsinin kökeni maden. Yani hayatımız maden! Ne dersiniz?

Her ürünün hammaddesi maden. Cam sanayi, seramik sanayi, kimya sektörü, otomobil sektörü ve niceleri. Bunları üretmek zorundayız. Ancak maden maalesef siyasetin konusu haline getiriliyor. Evet madencilik faaliyeti yapılırken görüntü olarak bir rahatsızlık verebilir insanlara. Ama daha sonra buralar rehabilite edilip, tekrar ormana, tarıma kazandırılabiliyor, örneklerini de görüyoruz. Ama madencilik yöntemlerine karşı gelelim, burada madencilik yaptırmayalım denerek doğa hassasiyeti ortaya konulduğunda buradan oy devşirme söz konusu olabiliyor. Bu da olduğu için siyasi partiler maalesef bunu, kendi çıkarları için kullanabiliyorlar. Oraya gidip destek verelim, burada olmasın falan… Burada madencilik olmasın diye daha önce de yıllar önce Bergama’da yaşandı bu süreç. Yapılmasın dendi ama yapıldı, bugün görüldü ki orası çok güzel bir işletme şeklinde yürüdü, rehabilitasyonları yapıldı, oradaki halkla, toplumla bütünleşerek süreç yürütülebildi. Siyasete alet edilmeden, siyaset üstü bir politikayla madencilik faaliyetinin yapılması gerekir. Çünkü ülkenin madencilik faaliyetine ihtiyacı var. Cari açık nedeniyle bu ihtiyacı da Türkiye’de çıkan madenlerle gidermemiz daha doğru olur. Kim hükümet ederse etsin ülkede, madencilik faaliyetlerinin doğru şekilde yürütülmesi adına siyasetçiler bugün de bir araya gelmeliler ve madencilik politikalarını doğru şekilde, maden sektörünün içinde yaşayan sektör bileşenleriyle birlikte ortaya koymalılar.

Önceki haberCihan Yıldız, Teknolojiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı oldu
Sonraki haberDaha Yaşanabilir Bir Dünya İstiyoruz

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.