Ana Sayfa Kapak Söyleşisi Hem aktivist hem feminist; LEYLA ALATON

Hem aktivist hem feminist; LEYLA ALATON

0

Leyla Alaton… O, Türkiye’nin örnek gösterilen iş insanlarından biri. Sanat denilince fikrine başvurulan, kadınlar için önemli farkındalıklar oluşturan bir isim. Kıssadan hisse; iş insanı, kadın hakları savunucusu, sivil toplum gönüllüsü, sanat sever ve daha neler neler…. İki erkek annesi, kendi tanımıyla aktivist ve feminist. Yaşamaktan keyif aldığını her fırsatta dile getiren Leyla Alaton, aldığı bu keyfi de çevresine en derinden hissettiriyor. Leyla Alaton, babası İshak Alaton ve ortağı Üzeyir Garih’in temellerini atıp önemli bir noktaya taşıdığı Alarko’yu sahip olduğu bu enerji ile dinamik ve esnek bir yapıya kavuşturmuş olmanın haklı gururunu yaşıyor.

Girişimleri ve örnek projeleriyle Türkiye ekonomisine yön veren Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi & Alvimedica Yönetim Kurulu Başkanı
Leyla Alaton, kişinin sahip olduğu özelliklerde ailenin son derece önemli olduğunu belirterek, “Ailemden gelen özelliklerim ve tüm bu tecrübelerim bugünkü sağlam ve net kişiliğimi kazandırdı bana” diyerek yapılmayanı yapmak ve öncü olmanın genetiklerine işlendiğini söylüyor.

Babası İshak Alaton’un tam bir sivil toplumcu olduğunu ifade eden Alaton, “Çok daha büyük kitlelere fayda sağlayacak bir tip, önder, lider, paylaşmayı seven, maddiyatı gerilerde bırakmış bir insandı. İşte ben de böyle bir babanın çocuğuyum” diyerek, çok kıymetli bir felsefe üzerine kurulmuş olan Alarko’yu baba İshak Alaton’dan aldığı anlayışla yönettiğini söylüyor.

Düşündüğünü her zaman açıkça ve rahatlıkla ifade eden bir insan. Bu duruşunu kendisi ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide de çok net görüyoruz. Boğazın ihtişamlı duruşunu kendine manzara edinen mütevazi ofisinde bir araya geliyoruz kendisiyle. Bakın neler neler anlatıyor…

Alarko Holding yarım asrı deviren köklü bir tarihe sahip. Sizler bu kökten de destek alarak nasıl bir vizyon kattınız şirkete? Yaşadığınız süreçleri anlatabilir misiniz?

Alarko, kurucularının oluşturduğu çok kıymetli bir felsefe üzerine kurulmuş bir şirket. İç ve dış paydaşlarına karşı dürüstlüğü ve sağlamlığı merkeze alan, “hizmette ve üretimde kalite” prensibini benimsemiş, insan kaynağını kurumun en önemli öğesi olarak kabul etmiş bir şirketiz. İkinci ve üçüncü nesil olarak biz, bu güçlü felsefemize çağımızın gerekliliği olan dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik vizyonunu ekledik. Çevikliğimizi artırmak, süreçlerimizi tamamen dijitale taşımak son yıllarda öncelik verdiğimiz iki konu oldu ve bu çalışmalarımızın sonuçlarını da almaya başladık. Organizasyonel anlamda da yapımızı güncelledik, zamanın ruhunu daha iyi şekilde yakalamak için kadrolarımızı gençleştirdik. Bugün geldiğimiz noktada çok daha dinamik ve esnek bir yapıya kavuştuğumuzu söyleyebilirim.

Kadın girişimciliği noktasında Türkiye’de önderlik yaparak ilklere imza atan bir isimsiniz. Hali hazırda kadın girişimciliğinin geldiği yerden memnun musunuz?

Bu tarz söylemler beni her zaman cesaretlendiriyor, motive ediyor ve çok daha fazla şey yapma isteğimi körüklüyor. Geldiğimiz yerden son derece memnunum ama ‘daha ileride olabilir miydik? sorusunu sormaktan da kendimi alıkoyamıyorum. Tabii ki daha ileride olabilirdik. Geldiğimiz yer hiç fena değil, çünkü ciddi bir kadın hareketi artık doğmuş durumda. Herkes girişimci olmak zorunda değil. Kurulan kooperatifler bile kadınların ekonomik bağımsızlığını elde etmelerinin bir çaresi oldu. Kadınlar artık bir araya gelerek de bir şeyler yapabiliyor. İstediğim de tam olarak buydu aslında; beraber birçok şeyi yapabilmek. Kız kardeşlik duygusunun öneminin anlaşılmasını istiyordum, hem işte hem de sosyal hayatta. Büyük şirketler tarafında da yukarıda yer alan kadınların aşağıdaki kadınların elinden tutarak onları da yukarı taşımalarını istiyoruz.

GİTTİĞİM YOL DOĞRU, ÇÜNKÜ…

Yürüttüğünüz çalışmalarla Türkiye’nin birçok yerindeki kadının hayatına dokundunuz. Bunu göz önünde bulundurarak düşünürsek, kadınların ilgisi nasıl oluyor sizi gördüklerinde?

Onları cesaretlendirmiş ve motive etmiş olmam kadınları çok mutlu ediyor. Sadece mutlu da etmiyor ayrıca, harekete de geçiriyor. Bunun da geri dönüşünü çok iyi hissediyorum. ‘Şu konuşmanızı dinledim, şu yazınızı okudum, şu söyleşinizden cesaret aldım, şu postunuzdan çok etkilendim’ diyen kadınlara denk geliyorum. Benim farkında olmadığım, doğal bir şekilde günlük yaşantımda yaptığım eylemler ve söylediklerimle kadınların motive olduklarını görmek ve bu tarz geri dönüşler almak beni çok mutlu ediyor. Gittiğim yolun doğru olduğunu da ispat ediyor her seferinde.

26 yaşında Amerika’dan döndüğümden bu yana kadının ekonomik bağımsızlığının ülkemiz için, ailelerimiz için ve çağdaş bir Türkiye için çok kıymetli olduğuna inandım.

Bunu her zaman söylemişimdir. Bugün de hiçbir şey değişmedi bu söylemimde. Hatta bunun ne kadar önemli olduğunu her gün daha çok anlıyorum. Mesela bugünlerde iki maaş girmeyen evin ekonomisinin dönmesinin pek mümkün olmadığını görüyoruz. Çocuklar artık çalışan
anneyi görmek istiyor. Annenin evde yaptıkları normal geliyor artık herkese. Ancak aile ekonomisine katkı sağlayan güçlü kadın var oldukça aile arasında ortak denge oluşuyor. Böyle olunca erkek de ev işlerinde daha fazla sorumluluk alıyor mesela. Çünkü hayatın müşterek olduğunu da öğreniyorlar. Çocuklar da bu rol modellerle büyüdüklerinde kendi eşlerini de ona göre seçiyor ve böylece toplum değişiyor.

Leyla Alaton bize biraz İshak Alaton’u anlatabilir mi? İlklere imza atan bir babanın kızı olmak ve o yolda devam ediyor olmak nasıl bir duygu?

Benim anlatacağım İshak Alaton, evde ‘Babişko’ olarak seslendiğim ve sevdiğim bir adam olabilir belki. Ancak şunu çok net söyleyebilirim, bugün kıymetini çok daha fazla anlıyorum. Kendisinin vizyoner, önemli, değerli ve özel bir adam olduğunu her gün daha iyi anlıyorum. Etrafı daha fazla gördüğüm için, yaş aldığım için ve daha fazla mukayese etme yeteneğine sahip olmaya başladığım için büyük bir insan olduğunu söyleyebiliyorum kesinlikle. Türkiye için önemli bir değerdi. Çok verici bir insandı. Memleketimiz hep daha iyi olsun diye çalışır çabalardı. Bazı dönemlerde ufak tefek haksızlıklara uğradığını düşünsek bile o hiç yılmadı, hatta kendisini kamçıladı bu haksızlık düşünceleri. Çünkü projelerine inanmayanları ikna etmek büyük bir başarıydı onun için.

Sağlık alanında da ilklere imza attınız ve önemli projeler gerçekleştirdiniz. Bu alandaki çalışmalar, girişimler nasıl gidiyor?

Rahmetli babam sağlık alanına medikal cihaz tarafından girdi. 80 yaşında kurdu Alvimedica’yı. En zor dalı seçti, en çok regülasyona tabi, en ağır ve pahalı Ar-Ge’si olan, üretimi son derece zor, iş gücü son derece sofistike bir alanı seçti; kardiyoloji. Kalp damarlarına giren stent, kateter ve balon üretimi. ‘Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok’ diyerek, İtalya’ya gidip orada kurulu bir fabrikayı satın aldı. Onun teknolojisini de buraya transfer etmek bana ve ekibime nasip oldu. Bunu gururla söylüyorum, çünkü bugün Türkiye’den dünya kalitesinde önemli ürünler çıkarıyoruz. 80 ülkeye ihracat gerçekleştiren global bir şirketiz.

Pandemiyle birlikte sağlığın kıymeti çok daha fazla bilindi. Sizler de Alvimedica ile sektörün çok kıymetli temsilcilerindensiniz. Bu sene halka arz olma planınız olduğunu duyduk. Orada işler nasıl gidiyor?

Pandemi, sağlığımızın ve bu alanda yapılan yatırımların önemini yaşayarak bir kez daha öğrenmiş olduğumuz bir süreç oldu. Birçok ürünün ne kadar stratejik öneme sahip olduğunu gördük. Bu süreç özellikle tıbbi cihaz sektörünün değerinin ve öneminin anlaşılmasına vesile oldu. Bizler de Alvimedica olarak bu süreci büyümeye devam ederek geçirdik, geçirmeye devam ediyoruz. Halka arz pek tabii ki büyüyen her şirket gibi bizim de ana hedeflerimizden. Bu yolda da emin adımlar ile ilerlemeye devam ediyoruz.

“ZAMANINI İYİ DEĞERLENDİRENLERDENİM”

Çok kıymetli markaların çok kıymetli görevlerinde yer alıyorsunuz ama bir yandan da sosyal sorumluluk projelerine, sosyal aktivitelere zaman ayırıyorsunuz. Tüm bunları yaparken nasıl bir planlamayla hareket ediyorsunuz?

‘Önceliklerini iyi belirlersen her şeye yetişirsin.’ Benim hayattaki mottom budur. Benim en büyük önceliğim çocuklarımdır mesela. Sonra işim gelir her şeyin önüne geçer.

Elbette sağlığım da çok kıymetli. Öncelik sıralamamı buna göre yapıyor ve iyi şekilde program yapıyorum. İyi de bir asistanım var, bizimle birlikte yetişti, büyüdü. Doğru bir planlama ile her şeye yetişiyorum. Bu ‘zoom’ çağında zaten ‘yetişemiyorum’ demek büyük ayıp olurdu. Yani kısacası; ‘zamanını iyi değerlendirenlerdenim’ diye tanımlıyorum kendimi. Ama tabi ben de bu tempoyu ve programa ayak uydurmayı ‘master’lardan öğrendim. İshak Bey ve Üzeyir Bey’den öğrendim bu vizyonu. Üzeyir Bey bir gecede dört davete birden gider ve herkesin gönlünü alırdı. İkisi de hiç kimseyi kırmak istemezdi, insana çok değer verirlerdi. Ben de böyle bir anlayış içinde büyüdüm, insana değer vermek hep önceliğimizdi. O terbiyeyle de devam etmeye çalışıyorum.

İshak Alaton ve Üzeyir Garih ikilisinin iş ortaklığından bahsedecek olursak, müthiş bir iş birliğine imza attıklarını söyleyebiliriz. Hatta öyle bir imza ki bu, hala da hiç sorunsuz devam ediyor. Ortaklık süreçleriyle ilgili de bir şeyler anlatabilir misiniz?

Aynı terbiye ve değerlerle büyüdük. Önderlerimiz bizlere hep aynı fikirleri aşıladı ve geriden gelenler olarak da bu bilinci hiç kaybetmedik. Hatta bizler, üçüncü nesle de bu terbiyeyi, disiplini, bakış açısını aktarmaya çalışıyoruz. Bu sebeple uzun yıllarca bu ortaklığa hiçbir şey olmadı ve uzun bir süre de olmayacağını düşünüyorum. Çünkü ortada var olan çok değerli bir şey var. Alarko olarak çok büyük bir aileyiz. İşveren ve yatırımcı olarak bu sorumluluğu biliyor ve devam ettirebiliyor olmamız lazım.

FİKİRLER AYRI OLSA DA AMAÇ HEP AYNI

Alarko olarak İshak Bey inşaat alanında da kıymetli işlere imza atmıştı. Yaşam alanları oluştururken kimsenin görmediklerini görüyordu. Ayrıca bir de turizm yatırımlarınız var. Bizlere bu iki konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yapılmayanı yapmış olmak, öncü olmak genetiğimize işlemiş durumda. Ben Türkiye’ye geldiğimde Üzeyir Bey beni Alkent projemize yönlendirdi. Bu proje o dönem için çok özel ve daha önce yapılmamış bir şekilde projelendirilmişti. Cumartesi – pazar günü çalışmayı o projede öğrendim mesela. Projeyi değişik bir şekilde pazarlama adına çalışmalar yürütmeyi de orada deneyimledim. Rahmetli oldu şimdi, Dr. Selime Sezgin vardı, onunla çalıştık, anketler yaptık. Dergilere ilan vermek farkındalık oluşturacak mıydı ya da gazetelere ilan vermek doğru bir hamle miydi gibi birçok ikili fikirle haşır neşir oldum. Mesela Üzeyir Bey gazetede olma fikrini desteklerken babam karşı çıkardı. Ama günün sonunda en
faydalı olan neyse o karara bağlanırdı. Ben hep bu ortamda büyüdüm işte. Siyah ve beyazın çarpışıp her defasında griyi bulabilmek fikrine aşina olarak büyüdüm. Ayrı fikirlere sahip olmak kötü bir şey değil, doğruyu bulabilmek, ortak akıl üretebilmek çok kıymetli. Tabi bunları bilimsel verilere dayandırarak hareket etmek önemli.

Daha sonra Feryal Gülman’la birlikte Sarıyer’deki projemizde yer aldık. Orada da yine farkındalık yaratmayı hedefledik hep. Şimdiki gençler için çok tabi geliyordur belki ancak bizler hep yapılmayanı yapmayı deniyorduk. Sitelerin içerisinde yer altı otoparkı, spor tesisi, sinema ve AVM olması bugün normal geliyor herkese. Ancak bu fikirlerin hepsine biz öncü olduk. Bu yaşam alanlarına yer vermeye ilk biz imza attık.

Alarko Holding olarak geçtiğimiz günlerde 2030 için 3 milyar dolarlık uluslararası portföy şirketi olma hedefi açıkladınız. Biz bu vizyondan, yol haritanızdan ve planlamalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Bu, şirketimizin CEO’su Ümit Bey’in yaptığı bir açıklamaydı. Alarko olarak önümüzdeki dönemde, kemikleşmiş faaliyet grupları yerine daha dinamik bir yapıda olmayı hedefliyoruz. Grup şirketlerimizde halihazırda var olan otonomiyi artırarak, Holding’i denetleyici konumuna getirdik. Son yıllarda enerji iş koluna yönelen ağırlığımızı dengeleyecek yatırımlar yapmayı hedefliyoruz. Enerji sektöründe de gelişmeye devam edeceğiz.
Bir diğer iş kolumuz olan turizm sektöründeki başarımızı, bu alana yapacağımız yeni yatırımlarla genişletmeyi hedefliyoruz. Bunun yanı sıra Bodrum’da Hillside markamızla açacağımız yeni otelin 2024 yılında hizmete girmesini hedefliyoruz. Eski bir oteli aldık, o otelin restorasyonu yapılacak ve tekrar hayata geçirilecek. Bodrum’da yasalar gereği yedi ay inşaat çalışması yapılamıyor. Bu sebeple söz konusu yatırımımız iki sene sürecek. Bu alanda uluslararası ölçekte başka planlarımız da var.

“HERKES KENDİ HİKAYESİNİ YAŞIYOR”

Hem kadın girişimcilere hem de genç girişimcilere bir mesaj iletmek isteseniz neler söylersiniz?

Gençlerin dünyayı takip etmeleri için İngilizce bilmeleri kesinlikle şart. Diğer yandan mutlaka bir adım önde olmak adına geleceğin mesleklerine yönelmeli ve o bölümleri okumaları lazım. Her alanda ileriyi düşünmenin faydalı olacağından emin olsunlar. Tabii ki global şirketlerde işe başlayarak tecrübe kazanmak da son derece kıymetli. Ayrıca umarım ki hatalarını hayatlarının çok başında yaparlar ve dizlerini iyice sürterler. Bundan sonrasında da her konuda daha tedbirli ilerlerler. Evlilik için acele etmemeleri gerektiğini söyleyebilirim. Normal şartlarda hayat uzun. O sorumluluk çok kıymetli, o sebeple biraz ertelenebilir evlilik müessesi. Kesinlikle global bir insan olmalılar. Dünyanın her yerine gidip çalışabilme özgürlüğüne sahip olmaları lazım. Her ülkede edinecekleri tecrübe, ceplerindeki büyük bir artı olacaktır. Verilecek çok fazla tavsiye var tabii ki ancak herkes kendi hikayesini yaşıyor.

Önceki haberBelediyelerdeki yönetişim kalitesi markaya dönüşüyor
Sonraki haberDokuz ayda 34,7 milyon TL net kâr elde etti

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.