Ana Sayfa Söyleşi “Dünya Sağlık Örgütü’nün moleküler tanıda adresi olduk”

“Dünya Sağlık Örgütü’nün moleküler tanıda adresi olduk”

602
0

Genetik, tıp, moleküLer biyoloji, biyomühendislik, mekatronik, bilgisayar, elektronik ve makine mühendisliği gibi farklı alanlardaki uzman ekibiyle yüksek teknoloji kitleri ve cihazları geliştiren Anatolia Geneworks, Dünya Sağlık Örgütü’nün test standartlarının belirlenmesi amacıyla davet ettiği Türk moleküler tanı firması olarak ülke adına gurur kaynağı oldu.

Küçük bir Ar-Ge laboratuvarında Dr. Elif Akyüz ve eşi Alper Akyüz tarafından 2010 yılında bir startup olarak kurulan Anatolia Geneworks, biyoteknoloji firması olarak multidisipliner çalışmalara önem veren bir çizgide yoluna devam ediyor. Kurulduğu yıllarda Türkiye’de üretimi olmayan moleküler tanı kitlerini ve bu alanda kullanılan robotik cihazları üreterek Türkiye’de ve yurt dışında kullanıma sunmayı hedefleyen firma, o günlerde kimsenin hayal bile edemediği bu hedefleri gerçekleştirerek bugün artık, farklı teknik ve yöntemlerle çalışan, enfeksiyon hastalıklarından GDO testlerine, genetik hastalıklardan, et veya süt ürünlerinin taramalarında kullanılan toplam 350’nin üzerinde kit ve cihazdan oluşan ürün portföyünün mimarı konumunda.

Anatolia Geneworks firmasının tüm bu başarılarının yanı sıra onları sayfalarımıza taşımamıza vesile olan özelliği ise firmanın; Dünya Sağlık Örgütü virüsün genetik kodlarını yayınladıktan birkaç hafta sonra Ar-Ge çalışmalarını tamamlayıp Bosphore Yeni Koronavirüs (2019-nCoV) Saptama Kiti’ni piyasaya çıkaran isim olması.

Bugün 70’ten fazla ülkeye bu kitleri ihraç eden firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Alper Akyüz ile bizleri bir araya getiren buluşmada Anatolia Geneworks’ün başarı hikayesinin detaylarını konuştuk.

Anatolia Geneworks Yönetim Kurulu Başkanı Alper Akyüz

Bize biraz firmanızı anlatır mısınız? Faaliyet alanlarınızdan ve ürünlerinizden bahseder misiniz?

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yeni global test referans standartlarının belirlenmesi amacıyla dört farklı çalışmasına davet ettiği ilk ve tek Türk şirketiyiz. 40’a yakın personelimiz, Ar-Ge merkezimizde yeni ürünler ve prosesler geliştirmek üzere çalışıyor. Türkiye ve yurt dışındaki bağlı şirketlerimizde çalışan, büyük kısmı moleküler biyologlar, genetikçiler ve çeşitli alanlarda uzmanlaşmış mühendislerden oluşan 130 kişiye yakın kadromuzla büyüyen grafiğimizi sürdürüyoruz. Ar-Ge ve üretim faaliyetlerimizi Türkiye’de toplam 15 bin metrekareye yakın bir alana sahip olan iki ayrı tesiste sürdürüyoruz. Dünya geneline baktığınızda bizim alanımızda bundan 100, 150 yıl önce kurulan çok daha köklü ve sektörde tanınmış şirketler tabii ki mevcut. Biz de her anlamda bu şirketleri, onların yapılarını kendimize örnek aldık. Kurulduğumuz yıl küçük bir ortamda çalışmalarımıza başladık. Zaten ilk birkaç yıl vaktimizin neredeyse tamamını Ar-Ge için kullandık. Süreç içinde yavaş yavaş hem çalıştığımız alanı hem birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızın sayısını hem de ihracat yaptığımız ülke sayısını artırmaya başladık. Bu işe başlarken de hedefimiz büyüktü, tüm dünyada sağlık alanında katkı sağlayacak en yüksek kalitede ürünler üretmeye odaklanmıştık.

Yüksek hassasiyete sahip kitlerimizle hastalıkların doğru ve erken teşhis edilmesini sağlıyoruz. Böylelikle hem erken tedavi fırsatı hem de virüs veya bakterilerin yayılmasını engelleme olanağı sunuyoruz. Bir yandan sağlık alanında yüksek kaliteli ve katma değerli üretim yapıyor, bir yandan da beyin göçünü tersine çevirerek oluşturduğumuz nitelikli ekibimizle Ar-Ge’ye devam ederek ürün gamımızı genişletiyoruz.

Anatolia Geneworks YK Başkanı Alper Akyüz, moleküler tanı alanındaki çalışmalarını Türkiye’de İş Dünyası dergisine anlattı

Pandemi ile 20 kat büyüdüğünüzü biliyoruz. Firmanızı rakamlar eşliğinde de anlatarak söz konusu büyüme rakamlarına nasıl ulaştığınızı anlatır mısınız?

2020 ciromuz yaklaşık 422 milyon TL ve 350 milyon TL üzerinde bir FAVÖK rakamımız oluştu ki bu da neredeyse yüzde 85’e yakın bir FAVÖK marjı anlamına geliyor. 2020 yılı İSO ilk 1000 şirket listesi incelendiğinde marj açısından Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden biri olduğumuz görülebiliyor.

Bu yılın ilk dokuz ayında ise 279 milyonluk satış ve 222 milyon liranın üzerinde net kâr elde ettik. Bu da 3’üncü çeyrek verilerine göre yüzde 80’lik net kâr marjıyla çalışıyor olduğumuzu gösteriyor. Yeni Ar-Ge merkezimizin sağlayacağı olanaklarla, piyasaya çıkartacağımız yeni ürünlerle 2022 yılında da bu büyümeyi daha da hızlandırarak sürdürmeyi hedefliyoruz. Ürettiğimiz yenilikçi ürünlerle kendimizi geliştirip büyüttüğümüz için Ar-Ge faaliyetleriyle yeni projeler, ürünler geliştirmek bizim adımıza son derece önemli. Yeni Ar-Ge merkezimiz de yaklaşık 12 bin metrekarelik bir alan içerisinde kurulu. Çok daha fazla sayıda araştırmacıyla çok daha hızlı, efektif, daha iyi alt yapı imkanlarını kullanarak Ar-Ge faaliyetlerimizi sürdürüyor olacağız. Sadece PCR ya da DNA sekanslama üzerine değil, yeni tekniklere dayalı yenilikçi cihazlar geliştirmeyi planlıyoruz.

TEST KİTLERİNİN İLK ÜRETİCİLERİNDEN

Pandemi ile birlikte gündeminize aldığınız Ar-Ge çalışmaları neler oldu?

2019’un Aralık ayında ortaya çıkan virüsün genomik yapısının bilimsel databazlara aktarılmasıyla hızla kit üretmeye yoğunlaştık. Daha önce üstünde çalışmış olduğumuz çeşitli koronavirüs organizmalarının verdiği deneyimle hızlı ve kolay bir şekilde test kitlerini dünyada ilk geliştiren şirketlerden biri olduk. Ürettiğimiz saptama kitlerinde kullanılan özel tasarımla, birden fazla bölgenin ve de iç kontrol olarak insan RNA’sının da tespit edilmesiyle hem virüsün doğası gereği oluşabilecek mutasyonların test sonucuna etki riskini hem de örnek alınamamasından kaynaklı oluşabilecek yanlış negatif sonuç verme olasılığını engellemiş olduk. Yüzde 100 güvenilirlikle çalışan SARS-CoV-2 Real-Time PCR testi kitlerini şu an 70’ten fazla ülkeye ihraç ediyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yeni globaL test referans standartlarının belirlenmesi amacıyla davet ettiği tek Türk firması Anatolia Geneworks oldu. Uluslararası anlamda bir gurur kaynağı olan bu başarıyı yakalamanızda neler etkili oldu?

Dünya Sağlık Örgütü’yle olan ilişkimiz ilk olarak, 2015 yılında virüsler üzerine yeni global test referans standartlarının belirlenmesi çalışmalarına davet edilmemizle başladı. Bu çalışmalara dahil olan ilk ve tek Türk şirketiyiz. Altı yıl boyunca; JCV, BKV, EBV ve HSV olmak üzere dört farklı projede yer aldık ve bu çalışmalardan 3’ünün sonuçları bilim dünyası ile paylaşıldı.

Pandemi sürecinde her şeyden önce hızlı ve etkili bir Ar- Ge süreci yöneterek çok başarılı bir ürün serisi geliştirdik. Yıllardır süren ticari ilişkilerimiz sayesinde bu ürünlerin yüksek miktarda üretilebilmesi için gerekli hammadde tedarikini sorunsuzca gerçekleştirebildik. Bir anda artan talebi karşılayacak şekilde şirket içi kaynaklarımızı etkili bir şekilde kullandık ve yeni personel, çalışma alanı ve ekipman tedarikiyle beraber kaliteden taviz vermeden, üretim miktarımızı bir önceki yıla göre 20 kat artırmayı başardık. Çok büyük lojistik sorunların yaşandığı bir dönemde, ürünlerimizi dünyanın dört bir köşesine dağıtmayı başarmamız da uluslararası ticaret konusundaki bilgi ve tecrübemizin bir sonucuydu. Dolayısıyla Anatolia olarak bugüne kadar edindiğimiz tecrübeyi doğru bir şekilde kullanarak, pek çok süreçte zamanında ve doğru adımlar atarak şu an bulunduğumuz noktaya ulaştık.

“AVRUPA VE ASYA’DA DAHA AKTİF OLACAĞIZ”

Biraz da yurt dışı yatırımlarınızdan söz eder misiniz?

2017 ve 2018 yıllarında İtalya ve Pakistan’da kurduğu- muz iki bağlı şirketimiz vardı. Bu şirketlerin bulundukları bölgelerde ticari faaliyetlerimizi artırma konusunda ne kadar fark yarattığını geçtiğimiz yıllarda deneyimledik. Bu yüzden gelecek hedeflerimize ulaşmak için halka arz sonucu elde ettiğimiz kaynakların yüzde 50’sinin yurt dışında yeni kurulacak iştirakler ve mevcut satış pazarlama faaliyetlerinin güçlendirilmesi için, yüzde 30’unun da Türkiye veya yurt dışında şirket satın almaları için kullanılması planlandı. Dolayısıyla yurt dışı satışlarımızı daha da artırmak önceliğimiz olacak ve yakın zamanda gerek yeni kurulumlar gerekse satın almalar yoluyla sahip olduğumuz şirketlerin sayısını artırmayı istiyoruz. Bunun için de Avrupa ve Asya’da daha aktif olacağız, sonrasında da Güney ve Kuzey Amerika gündemimizde olacak.

Gıda güvenliğine yönelik küçük çaplı da olsa çalışmalar yürüttüğünüzü biliyoruz. Bunlardan da bahseder misiniz?

Evet gıda güvenliğiyle ilgili ürünler insan diyagnostiğine odaklı ürün portfolyomuzun yanında nispeten niş bir pazara hitap eden daha küçük bir faaliyet alanı oluşturuyor. Güvenli ve sağlıklı ürünlerin tüketici ile buluşmasını sağlamak amacıyla gıda ürünleri, süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri ve daha birçok ithal edilen gıda ürünü kontrole tabi tutulması tabii ki çok önemli bir konu. Türkiye’de de bu testler büyük bir özen ve hassasiyetle gerçekleştiriliyor. Bizler de Anatolia Geneworks olarak bu hassasiyete önem vererek uluslararası standartlara sahip testler üretiyoruz. Geliştirdiğimiz bu testler, gıda güvenliği kontrol analizlerinde, sulama kaynaklı oluşabilecek olası viral patojenlerin tespitinde, gıdalarda tağşiş (hile) ve etiketleme uygunluğu tespiti gibi geniş bir ölçekte kullanılıyor. Alanımızda Türkiye’de açık ara farkla pazar lideri konumundayız. Türkiye pazarında Bakanlık onaylı tüm analiz laboratuvarlarının yüzde 60’ından fazlasına tekabül eden iş ortaklarımız ile yakaladığımız memnuniyet ve performans seviyesini yurt dışında da gerçekleştirmek için çaba sarf ediyoruz. Türkiye’de gıda kontrol test pazarında yüksek iş hacimleri olan laboratuvarlarda bizim ürünlerimiz kullanılıyor. Hedefimiz ülkemizde sürdürdüğümüz pazar liderliği pozisyonumuzu farklı ülkelerde de yakalamak. Diğer diyagnostik ürünlerle 70’ten fazla ülkeye yaptığımız ihracatla elde ettiğimiz global tanınırlık ve güvenirliği gıda güvenliği alanında da elde etmek için sağlam adımlarla ilerliyoruz.

Yaptığınız işte güvenirlilik önemli bir kavram olsa gerek? Faaliyet gösterdiğiniz alanda güven üzerine kurulu bir ekosistem oluşturmada temel kriterler nelerdir?

Bir biyoteknoloji şirketi olarak en öncelikli hedefimiz ürünlerimizin tümünde yüksek kalite standartlarının sağlanmasıdır. Ürünlerimizin güvenirliliği ödün veremeyeceğimiz prensiplerimizin başındadır. Bu doğrultuda kullanıcılarımızın ihtiyaç ve beklentilerini karşılayabilmek için ürünlerimize ilişkin her türlü kalite yönetim şartlarına uymak, kalite yönetim sistemini sürekli iyileştirmek, hiçbir koşulda ürün kalitesinden ödün vermemek önceliklerimizde ilk sıralarda yer alıyor. Ancak ürünlerin sadece üretimiyle hastalara güvenli sonuç verilmesi garanti edilemiyor maalesef. Ürünlerin son kullanıcılara doğru şartlarda ulaşmasının sağlanması ve kullanıcıların doğru şekilde eğitilmesi, desteklenmesi kritik öneme sahip. Ürünler bu kadar geniş bir coğrafyada kullanıldığı zaman bu konuların önemi katlanarak artıyor. Tüm bayi ve kullanıcılarımız ürün kalitemizin yanında destek kalitemizin yüksekliği konusunda da tatmin oluyorlar ve bu da uzun vadeli başarılı bir iş ilişkisini doğuran çok boyutlu bir güven ortamı oluşturuyor.

Önceki haberTürkiye’nin ilk ve tek fonu yatırımcılara sunuldu
Sonraki haberHilal Utku, L’Oréal Grup Avrupa Bölgesi Baş Hukuk Müşavir Yardımcısı olarak atandı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.