Türkiye’nin COP31 Başkanlığı süreci, iklim hedeflerinin ekonominin farklı alanlarında nasıl somut uygulamalara dönüşeceği tartışmasını da beraberinde getirdi. Sıfır atıktan enerjiye, yeşil finansmandan tekstil geri dönüşümüne uzanan dönüşüm gündemini Türkiye’de İş Dünyası’na değerlendiren sektör temsilcileri, yeni dönemde ölçü lebilir hedefler, finansmana erişim ve teknolojik dönüşümün belirleyici olacağını söyledi.

SAMED AĞIRBAŞ- Sıfır Atık Vakfı Başkanı
COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, Türkiye’nin COP31 yaklaşımında “somut ilerleme” kavramının belirleyici olduğunu söyledi. Antalya’nın yalnızca yeni hedeflerin açıklandığı bir zirve değil, mevcut hedeflerin sahaya taşındığı bir uygulama platformu olarak kurgulandığını belirtti. Ağırbaş, “Somut ilerlemeyi, iklim taahhütlerinin insanların hayatında karşılık bulması olarak görüyoruz. Türkiye’nin COP31 Başkanlığı bu nedenle Antalya’yı mevcut hedeflerin uygulamaya geçirildiği bir ‘Uygulama COP’u’ olarak tasarlıyor. Bizim için başarı, alınan kararların şehirlerde, işletmelerde, finans sektöründe ve toplulukların günlük yaşamında ölçülebilir sonuçlara dönüşmesiyle ortaya çıkacak” dedi. Temiz enerji dönüşümünün öncelikli başlıklardan biri olduğunu belirten Ağırbaş, nihai enerji talebinde elektriğin payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılmasının hedeflendiğini, bunun enerji verimliliği ve elektrifikasyonun hızlandırılması anlamına geldiğini ifade etti. Emine Erdoğan’ın öncülüğünde gelişen Sıfır Atık yaklaşımının COP31 sürecinde küresel ölçekte daha görünür hale geleceğini belirten Ağırbaş, “Türkiye’nin yerelden uluslararası alana uzanan markası olan Sıfır Atık yaklaşımı ve döngüsel ekonomi alanında ölçülebilir bir dönüşüm hedefliyoruz. Küresel atık artış hızını 2035’e kadar yarıya indirme hedefi bunun en somut göstergelerinden biri.
Özel sektörün sürdürülebilirliği kurumsal sosyal sorumluluk alanından çıkararak iş yapış biçiminin merkezine yerleştirmesi gerektiğini belirten Ağırbaş, “İklim krizinin ölçeği artık yalnızca gönüllü projelerle karşılanabilecek bir noktada değil. COP31’in temel yaklaşımı, verilen sözleri sahada uygulanabilir, ölçülebilir ve finansmanı olan eylemlere dönüştürmek” dedi. İş dünyasından ölçülebilir ve zamana bağlı iklim taahhütleri beklediklerini belirten Ağırbaş, “Şirketlerin yalnızca kendi operasyonlarından kaynaklanan emisyonlarına değil, tedarik zincirlerine, kullandıkları hammaddelere, enerji tüketimlerine, su ayak izlerine ve atıklarına da bakmaları gerekiyor. Kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi ve atıkların kaynağında azaltılması artık sürdürülebilirlik raporlarında kalan hedefler olmaktan çıkıp yatırım ve üretim kararlarının parçası haline gelmeli” diye konuştu. Ağırbaş, “Dünyanın artık daha fazla söze değil, somut ilerlemeye ihtiyacı var. Özel sektörün katkısını yatırım, kaynak tasarrufu, emisyon azaltımı ve önlenen atık üzerinden değerlendirmeliyiz. İklim eylemi bir maliyet kalemi değil, geleceğin ekonomisini kurmanın temel yatırımı olarak görülmeli” sözleriyle değerlendirmesini tamamladı.Yalnızca daha fazla atığın geri dönüştürülmesini değil, israfın kaynağında önlenmesini, kaynakların verimli kullanılmasını, yeniden kullanımın güçlendirilmesini ve üretim-tüketim modellerinin döngüsel hale gelmesini hedefliyoruz” dedi. Şehirlerin iklim eyleminin temel uygulama alanlarından biri olduğunu söyleyen Ağırbaş, “Binaların enerji tüketiminin azaltılması, dirençli altyapının geliştirilmesi, ulaşımın dönüşümü, atık ve su yönetiminin güçlendirilmesi gerekiyor. COP31’in dirençli şehirler (Resilient Cities) yaklaşımı kap samında bina sektöründe enerji tüketim yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltma hedefi de bunun ölçülebilir örneklerinden biri” ifadelerini kullandı. İklim gündeminin yalnızca emisyon rakamlarıyla değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Ağırbaş, “Gıda ve su güvenliği, biyolojik çeşitliliğin korunması, metan emisyonlarının azaltılması ve yeşil sanayinin dönüşümü kritik başlıklar. İklim eylemini çocukların geleceği, insanların sağlığı ve toplumların dayanıklılığı üzerinden de değerlendirmeliyiz” diye konuştu.
COP31’de ortaya konacak hedeflerin finansman ve teknolojiyle desteklenmesi gerektiğini belirten Ağırbaş, “Bütün bunların gerçekleşebilmesi için iklim finansmanının sahaya ulaşması gerekiyor. Antalya’da yalnızca ne yapılacağını değil, bunun nasıl finanse edileceğini, hangi teknolojilerle hayata geçirileceğini ve hangi ortaklıklarla ölçeklendirileceğini de konuşmalıyız” dedi. Ağırbaş, COP31’in başarısının verilen sözlerden çok ortaya çıkan sonuçlarla ölçülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Somut ilerleme; daha az atık, daha temiz enerji, daha dirençli şehirler, daha güvenli gıda ve su sistemleri, daha yeşil bir sanayi ve iklim finansmanının gerçek projelere dönüşmesidir. COP31’in başarısını, alınan kararların sayısıyla değil, insanların hayatında oluşturduğu değişimle ölçmeliyiz. Artık yalnızca hedef koyma değil, hedefleri birlikte hayata geçirme zamanıdır” ifadelerini kullandı. COP31 sonrasında da finansmanın doğru projelere ve doğru bölgelere ulaşmasının önemli olacağını belirten Ağırbaş, yerel yönetimlerin kapasitesinin güçlendirilmesi, özel sektör yatırımlarının teşvik edilmesi ve uluslararası finans kuruluşlarıyla kurulan iş birliklerinin somut sonuçlara dönüştürülmesi gerektiğini söyledi.

CANAN ÖZSOY – Biotrend Yönetim Kurulu Başkanı
Biotrend Yönetim Kurulu Başkanı Canan Özsoy ise Türkiye’nin enerji dönüşümünü iklim hedefleri, arz güvenliği ve ekonomik rekabetçiliğin şekillendirdiğini söyledi. Atıktan enerjinin bu üç alanın kesişiminde bulunduğunu belirten Özsoy, yerli kaynakların enerji sistemindeki önemine dikkat çekti. Özsoy, “Atıktan enerji, sera gazı emisyonlarını azaltan bir iklim aracı olmasının yanı sıra, ithal yakıt ihtiyacını düşüren yerli bir kaynak ve atık yönetim altyapısının sürdürülebilirliğini destekleyen ekonomik bir mekanizma. Türkiye son 20-30 yılda düzenli depolama ve atıktan enerji alanında önemli bir mesafe kat etti. Bundan sonraki dönem de bu altyapıyı koruyup güçlendirerek enerji dönüşümünün ana bileşenlerinden biri haline getirmemiz gerekiyor” dedi. Döngüsel ekonominin enerji arz güvenliği açısından önemli bir potansiyel taşıdığını vurgulayan Özsoy, “Atığı bir maliyet kalemi değil, ekonomik ve çevresel değere dönüştürülebilecek stratejik bir girdi olarak gördüğümüzde tablo değişiyor. Biyogaz, biyometan, alternatif yakıtlar ve geri kazanım süreçleri birlikte düşünüldüğünde ithal enerji bağımlılığını azaltan ve yerel ekonomiyi güçlendiren bir ekosistem ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Enerji yatırımlarında finansman koşullarının da değiştiğine işaret eden Özsoy, sürdürülebilirlik kriterlerinin artık yatırım kararlarının temel unsurları arasına girdiğini söyledi. Özsoy, “Yeşil finansman ve sürdürülebilirlik kriterleri artık enerji sektöründe yatırım kararlarının ek unsuru olmaktan ziyade giriş biletine dönüştü. Karbon ayak izi, çevresel ve sosyal etki, yönetişim standartları finansmana erişimin maliyetini ve hızını doğrudan etkiliyor” dedi. COP31’in Türkiye için önemli bir kaldıraç oluşturabileceğini belirten Özsoy, “Yenilenebilir enerji, atık yönetimi, enerji verimliliği, depolama ve şebeke modernizasyonunu aynı çerçevede ele alan, yatırımcıya ve topluma güven veren bir yol haritasına ihtiyacımız var. COP31 süreci bu açıdan önemli bir kaldıraç. Doğru adımlar atılırsa Türkiye bölgesel bir yeşil kalkınma merkezi olabilir” diye konuştu.

ZAFER KAPLAN – Gama Tekstil Yönetim Kurulu Başkansıfıratık
Gama Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kaplan, yaklaşık 30 yıldır geri dönüşüm sektöründe faaliyet gösterdiklerini belirterek tekstil ve PET geri dönüşümündeki üretim kapasitelerini anlattı. Kaplan, “Günde yaklaşık 150 ton geri dönüştürülmüş elyaf ve 150 ton open-end (açık uçlu) iplik üretiyoruz. PET şişelerden ise günlük yaklaşık 250 ton PET flake (kullanılmış pet) ve 200 ton geri dönüştürülmüş polyester elyaf üretim kapasitemiz var. Bugün dünyada en fazla geri dönüştürülmüş iplik üreten firmalardan biri durumundayız” diye konuştu. Geri dönüşüm ürünlerinin yeni hammaddelerle fiyat rekabetinde zorlandığını belirten Kaplan, “Biz geri dönüştürülmüş ürünü 1,5 dolara mal ederken, orijinal pamuk da 1,5 dolara satılıyorsa geri dönüştürülmüş ürünlerin rekabet etme şansı kalmıyor. Bu nedenle geri dönüşümün sürdürülebilir bir ekonomik modelle desteklenmesi gerekiyor” dedi.
Türkiye’nin düşük maliyetli seri üretim yapan ülkelerle fiyat ve miktar bazında rekabetinin giderek zorlaştığını belirten Kaplan, “Türkiye’nin mevcut pozisyonunu sürdüre bilmesi için daha niş ürünler üretmesi gerekiyor. Bunlardan biri geri dönüştürülmüş ürünlerle Avrupa Birliği’nde daha rekabetçi hale gelmek” dedi. Geliştirdikleri geri dönüşüm teknolojisine de değinen Kaplan, “Pamuk-polyester-elastan içeren kıyafetlerin bile şenlerini birbirinden ayıran bir teknoloji geliştirdik. Polyesteri moleküler seviyede ayrıştırarak yeniden hammaddeye dönüştürüyor, sonunda yüzde 100 pamuk elde ediyoruz. Bu teknolojiyi yaygınlaştırabilirsek tekstilde önemli bir dönüşüm sağlayabiliriz” ifadelerini kullandı. Kaplan, kıyafet etiketlerinin QR kodlarla değiştirilmesi halinde Türkiye’de yılda yaklaşık 60 bin ton elyaf tasarrufu sağlanabileceğini belirterek, “Çok küçük uygulamalarla büyük etki yaratmak mümkün” dedi. Atıkların en az yüzde 70’inin geri dönüşüme kazandırılması halinde ise Türkiye’de yaklaşık 5 milyar dolarlık katma değer oluşturulabileceğini söyledi.
GÜNDEM KORİDORU
23 Ekim 2026GÜNDEM KORİDORU
23 Ekim 2026EKONOMİ
23 Ekim 2026ALMANYA'DA İŞ DÜNYASI
23 Ekim 2026EKONOMİ
23 Ekim 2026SPOR
23 Ekim 2026EKONOMİ
23 Ekim 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.